Bismillahirrahmanirrahim
ONBEŞİNCİ SÖZ
...
Beşinci Basamak
Mâdem arzdan semâya gidip gelmek var; semâdan arza inip çıkmak oluyor. Ehemmiyetli levâzımat‑ı arziye, oradan gönderiliyor. Ve mâdem ervâh‑ı tayyibeler semâya gidiyorlar. Elbette ervâh‑ı habîse dahi, ahyârı takliden semâvât memleketine gitmeye teşebbüs edecekler. Çünkü; vücûdca letâfet ve hıffetleri var. Hem, şüphesiz tard ve red edilecekler. Çünkü; mâhiyetçe şerâret ve nühusetleri vardır.
Hem, bilâ‑şek velâ-şübhe, şu muâmele‑i mühimmenin, şu mübâreze‑i maneviyenin, âlem‑i şehâdette bir alâmeti, bir işâreti bulunacaktır. Çünkü Saltanat‑ı Rubûbiyet’in hikmeti iktiza eder ki; zîşuûr için, bâhusus en mühim vazifesi müşâhede ve şehâdet ve dellâllık ve nezâret olan insan için, tasarrufât‑ı gaybiyenin mühimlerine bir işâret koysun, birer alâmet bıraksın.
Nasıl ki, nihâyetsiz bahar mûcizâtına yağmuru işâret koymuş ve havârık-ı sanatına esbâb‑ı zâhiriyeyi alâmet etmiş; tâ âlem‑i şehâdet ehlini işhâd etsin. Belki, o acip temâşâya, umum ehl‑i semâvât ve sekene‑i arzın enzâr‑ı dikkatlerini celbetsin.
Yani o koca semâvâtı, etrafında nöbettarlar dizilmiş, burçları tezyîn edilmiş bir kale hükmünde, bir şehir sûretinde gösterip haşmet‑i Rubûbiyet’ini tefekkür ettirsin.
Mâdem şu mübâreze‑i ulviyenin ilânı, hikmeten lâzımdır; elbette ona bir işâret vardır. Hâlbuki hâdisât‑ı cevviye ve semâviye içinde şu ilâna münâsip hiçbir hâdise görünmüyor. Bundan daha ensebi yoktur.
Zîra yüksek kalelerin muhkem burçlarından atılan mancınıklar ve işâret fişeklerine benzeyen şu hâdise‑i necmiye, bu recm‑i şeytana ne kadar enseb düştüğü bedâheten anlaşılır. Hâlbuki şu hâdisenin, bu hikmetten ve şu gayeden başka ona münâsip bir hikmeti bilinmiyor. Sâir hâdisât öyle değil. Hem şu hikmet, zaman‑ı Âdem’den beri meşhûrdur ve ehl‑i hakikat için meşhûddur.
Bediüzzaman Said Nursi
Sözler