Peygamberlerin resimleri, Hz. Muhammed’in (asm) resmi ve Bizans İmparatoru Heraklius

Erdem AKÇA

Sanat ve dinler tarihinde Hz. Peygamber (asm)-3

Sahabelerin önde gelenlerinden ve Arab’ın 5 dâhisinden biri olan Amr bin el-Âs’ın kardeşi Hişam bin el-Âs (RA) anlatıyor:

“Ben ve Kureyş’ten bir adam, Rum lideri Hirakl’i İslam’a davet etmek için gönderildik. Yola çıkıp Gota’ya (Dımaşk’a) gelince Cebele bin el-Eyhem el-Gassani’nin yanında konakladık. Yanına girdiğimizde tahtında oturmuştu. Konuşmamız için bize elçi gönderince:

-“Vallahi elçiyle konuşmayız. Biz krala gönderildik. Eğer izin verirse onunla konuşuruz. Yoksa elçiyle konuşuruz” dedik. Elçi geri dönüp bunu Cebele’ye anlatınca bize izin verdi ve:

-“Konuşun” dedi. Hişam bin el-Âs konuşup onu İslam’a davet etti. Cebele’nin üzerinde siyah giysiler vardı. Hişam:

-“Bu üzerindekiler nedir?” diye sorunca:

-“Bunları giydim ve sizi Şam’dan çıkarmadan bu giysileri çıkarmamaya yemin ettim” cevabını verdi. Biz:

-“Allah’a yemin olsun ki; biz, bu tahtı senden alacağız ve büyük kralın mülkünü de inşallah alıp ele geçireceğiz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize böyle haber verdi” dedik. Cebele:

-“Bu işi yapacak olanlar, sizler değilsiniz. Onlar öyle bir kavimdir ki, gündüzleri oruç tutar ve geceleri kıyamla geçirirler. Sizin orucunuz nasıldır?” dedi. Biz ona cevap verince yüzü simsiyah oldu ve:

-“Kalkın!” diyerek bizimle birlikte krala bir elçi gönderdi. Şehrin yakınına geldiğimizde beraberimizdeki kişi bize:

-“Sizin şu hayvanlarınız kralın şehrine sokulmaz. Dilerseniz sizi arık atlara ve katırlara bindirelim” dedi. Biz:

-“Allah’a yemin olsun ki; ancak bunların üzerinde gireriz” karşılığını verince krala:

-“Onlar bunu kabul etmiyorlar” diye haber gönderdiler. Kılıçlarımızı kuşanmış ve bineklerimiz üzerinde kralın yanına girdik, nihayet bir odaya vardık. Dibinde bineklerimizi çökerttik. O, bize bakıyordu. Biz “Allah’tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür” dedik. Allah biliyor ki oda çatırdadı, silkindi ve rüzgârın salladığı hurma dalı gibi oldu. Kral bize haber gönderdi ve:

-“Dininizi bize açıklama hakkınız yoktur” dedi. Bize:

-“Girin” diye haber gönderdi.

Yanına girdiğimizde divanındaydı ve yanında Rûm patrikleri vardı. Meclisinde olan her şey kırmızı, çevresindekiler kırmızıydı ve üzerinde kırmızı elbise vardı. Ona yaklaşınca güldü ve:

-“Aranızdaki selamınızla beni selamlamış olsaydınız size ne olurdu?” diye sordu. Bu sırada yanında Arapça bilen biri vardı. Biz:

-“Aramızdaki bizim selamımız, sana helal değildir. Senin selamladığın selamına gelince; seni, onunla selamlamamız da bize helal değildir” cevabını verdik. O:

-“Aranızdaki selamınız nasıldır?” diye sorunca:

-“Selam senin üzerinde olsun, şeklinde” cevabını verdik.

-“Kralınızı nasıl selamlarsınız?” diye sorunca:

-“Aynı şekilde” cevabını verdik.

-“Size nasıl karşılık verir?” diye sorunca:

-“Aynı şekilde” cevabını verdik.

-“En büyük sözünüz nedir?” diye sorunca:

-“Allah’tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür” cevabını verdik. Bunu konuştuğumuzda vallahi oda sarsıldı ve Cebele başını kaldırarak:

-“Sizin söylediğinizde odanın sarsıldığı bu söz var ya, evlerinizde her söyleyişinizde odalarınız sarsılır mı?” diye sordu. Biz:

-“Hayır, senin yanında olan hariç hiç böyle olduğunu görmedik” cevabını verince:

-“Bunu her söyleyişinizde her şeyin sarsılmasını ve mülkümün yarısının kaybolmasını isterdim” dedi. Biz:

-“Niçin?” diye sorunca:

-“Çünkü onun için bu çok basit bir şeydir ve peygamberlikle ilgili olmaması, aksine insanların hilelerinde olması daha uygundur” dedi. Sonra bize başka şeyler sordu ve biz de cevap verdik. Daha sonra:

-“Namazınız ve orucunuz nasıldır?” diye sorunca ona anlattık. Bize:

-“Kalkınız” deyince kalktık ve bize bir ev tahsis edilmesini ve bol ikramlarda bulunulmasını emretti. Üç gün orada ikamet ettik.

Bir gece bize haber gönderdi, gidip yanına girdik. Bizden sözümüzü tekrar etmemizi istedi, biz de tekrarladık. Sonra altın işlemeli, büyük dört köşeli bir kab şeklinde bir şey istedi, içinde üzerlerinde kapıları olan küçük evler vardı. Bir ev ve kilit açtı, siyah ipek çıkarıp açtı. Bir de baktık, içinde kırmızı bir resim, resimde gözleri iri, kalçaları büyük bir adam var. Onun boynu gibi uzun boyun hiç görmedim. Adamın sakalı yoktu ve iki saç örgüsü vardı. Adam Allah’ın yarattıklarının en güzel suretindeydi. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sorunca:

-“Hayır” cevabını verdik. O:

-“Bu, Hz. Âdem’dir” dedi. Resimdeki adam insanların saçı en çok olanıydı.

Sonra başka bir kap’ı açıp ondan siyah ipek çıkardı. Bir de baktık ki; içinde beyaz bir resim var. Kedi kılları gibi saçı vardı. Kırmızı gözlü, başı iri, güzel sakallıydı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. Nuh’tur” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açıp siyah bir ipek çıkardı. İçinde bembeyaz, güzel gözlü, geniş alınlı, yanakları uzun, beyaz sakallı, tebessüm eder gibi duran bir adam vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. İbrahim’dir” dedi.

Sonra başka bir kapı açtı. İçinde beyaz bir resim vardı. Allah’a yemin olsun ki o, Allah’ın Resulüydü. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Evet. O, Allah’ın Resulü Muhammed’dir” dedik ve ağladık. Vallahi ayağa kalkıp tekrar oturdu ve:

-“Bunun O olduğuna yemin eder misiniz?” dedi. Biz:

-“Evet, bu muhakkak O’dur. Sanki Onu görür gibiyiz” dedik. Bir süre Ona bakarak tuttu. Sonra:

-“Bu, evlerin sonuncusu idi. Fakat ben, sizin ne diyeceğinizi görmek için Onu size göstermede acele ettim” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açıp ondan siyah bir ipek çıkardı. İçinde esmer, buğday benizli, kıvırcık saçlı, gözleri içeri çökük, keskin bakışlı, asık suratlı, dişleri üst üste binmiş, sanki öfkeliymiş gibi duran bir adam vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. Mûsâ’dır” dedi. Yanında ona benzeyen bir resim daha vardı. Ancak Onun başı yağlanmıştı, alnı genişti, gözlerinde burnuna doğru uzanmış bir siyahlık vardı.

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sorunca:

-“Hayır” cevabını verdik. O:

-“Bu, İmran oğlu Hârûn’dur” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açıp ondan beyaz bir ipek çıkardı. Bir de baktık ki; onda buğday benizli, orta boylu, düzgün yaradılışlı bir adam resmi var. Sanki kızgın gibiydi.

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. Lût’tur” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açıp ondan beyaz bir ipek çıkardı. İçinde kırmızıya çalan beyaz renkli, ince burunlu, avurtları zayıf, güzel yüzlü bir adam resmi gördük. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. İshak’tır” dedi.

Sonra başka bir kapı açıp beyaz bir ipek çıkardı. İçinde Hz. İshak’a benzer bir resim var. Ancak Onun dudağında bir ben vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. Yâkub’dur” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açıp ondan siyah bir ipek çıkardı. İçinde beyaz, güzel çehreli, ince burunlu, güzel boylu, yüzünü nur kaplamış, yüzünde huşu görünen, kırmızıya çalar bir adam resmi vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, peygamberinizin dedesi Hz. İsmâil’dir” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açıp beyaz bir ipek çıkardı. İçinde Hz. Âdem gibi olan bir resim vardı. Yüzü güneş gibiydi. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. Yûsuf’tur” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açtı ve beyaz bir ipek çıkardı. İçinde kırmızı, ince bacaklı, küçük dar gözlü, karnı büyük, orta boylu, kılıç kuşanmış bir adam resmi vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Hz. Dâvud’dur” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açtı ve beyaz bir ipek çıkardı. İçinde büyük, ayakları uzun, ata binmiş bir adam resmi vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Dâvud oğlu Süleyman’dır” dedi.

Sonra başka bir kap’ı açtı ve beyaz bir ipek çıkardı. İçinde sakalı simsiyah, saçı çok, gözleri ve yüzü güzel genç biri vardı. Bize:

-“Bunu tanıyor musunuz?” diye sordu. Biz:

-“Hayır” cevabını verince:

-“Bu, Meryem oğlu İsa’dır” dedi. Biz:

-“Bu resimler, size nereden geldi? Zira anladığımız kadarıyla peygamberlerin şekilleri onun üzerinde resmedilmiş. Çünkü biz peygamberimizin resminin tıpkı onun gibi olduğunu gördük” deyince şöyle karşılık verdi:

-“Hz. Âdem, soyundan gelecek peygamberleri kendisine göstermesini Rabbinden istemişti. Allah ona, onların resimlerini indirdi. Bu resimler, güneşin battığı yerde Hz. Âdem’in sandığındaydı. Zülkarneyn onu, güneşin battığı yerden çıkarıp Danyal’a verdi.”

Sonra şöyle devam etti:

-“Allah’a yemin olsun ki, hükümdarlığımdan çıkıp hükümranlık bakımından sizin en zayıfınız yanında köle olarak ölmeyi gönlüm ne çok isterdi.” Daha sonra bize güzel hediyeler verdi ve bizi serbest bıraktı.

Ebu Bekir-i Sıddîk’ın yanına geldiğimizde, gördüklerimizi, onun bize söylediklerini ve bize verdiği hediyeleri kendisine anlattık. Hz. Ebu Bekir ağlayıp:

-“Zavallı, eğer Allah kendisi için bir hayır dilemiş olsaydı, mutlaka yapardı” deyip şöyle devam etti:

-“Resulullah’ın (SAV) bize söylediğine göre onlar ve Yahudiler, Hz. Muhammed’in sıfâtını yanlarında bulmaktadırlar.”[1]

Beyhâki’nin İbn-i Kesir’den naklettiği bu rivayeti, te’yid eden bir rivayet yazının ilerleyen kısımlarında gelecek ve İbn-i Kesir rivayetinin sahihliğini gösterecektir.

Peygamberlerin resimleri ellerinde bulunan ve son peygamberin gelmesine müştak olan bir toplumun elbette ve elbette gelecek peygamberin resmini kilise ve manastırlarında dua ederken gözlerinin önünde tutmaları ve Onun adına ve hatırına Allah’a yalvarmaları din psikolojisi açısından olağan bir süreçtir.

Bayezid Camii gibi İslam câmilerinde Hz. Peygamber’in (ASM), Hulefa-yı Râşidîn, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in, Şehzade Mehmet Camii gibi birçok camide Aşere-i Mübeşşere’nin isimlerini gösteren levhaların asılması bu dinî psikolojik sürecin olağan neticesidir. Hıristiyan dünyada da sürecin böyle işlediğini ve ikonların Tesellici’yi bekleyen dindar halkın evlerine kadar girdiğini görebiliyoruz.

(Devam edecek)

[1] İbn-i Kesir, Tefsir, (3/564-567), İmam-ı Beyhaki, Delâiliü’n-Nübüvve, İbn-i Kesir’in Tefsiri’nden naklen, c.1, 326-330.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.