Psikoloji kitaplarını incelediğimizde karşılaşacağımız kompleks türlerinden en ilginci ve düzen bozucusu olarak Oidipus kompleksi karşımıza çıkar. Yani “Baba-Oğul Rekabeti” ve bu rekabette “Oğulun Çaresizliğinden Türeyen Nefret…” Bu kompleksi, tedavi etmeye çalıştığı 5 yaşındaki Hans isimli hastasının düşünce ve rüyalarından yola çıkarak ilk ortaya atan Sigmund Freud olmuştur. Bu iddiasına da mitolojik ve kollektif bilinçaltı manasında delil olarak da Oidipus mitolojisini göstermiştir. Her erkek çocuğu, o mitolojideki Oidipus olarak bilim dünyasına sunar.
Bu çalışmada Freud’un delil gösterdiği bu mitolojiyi inceleyecek, böyle bir komplekse dayanak teşkil edip etmeyeceğini ele alacak; sonrasında da “Baba-Oğul Rekabeti” nin mümkün olup olmadığını göstermeye çalışacağım. Evet, mitolojik kaynaklara baktığımızda görürüz ki:
“Teb Kralı Laus ile Jocasta’nın oğlu Oidipus, bir kâhinin Laus’u doğmamış çocuğunun babasının katili olacağı konusunda uyarması nedeniyle bebekken araziye bırakılır. Çocuk kurtarılır ve yabancı bir kraliyette prens olarak yetiştirilir, ta ki nereden geldiği konusunda kuşkuya kapılarak kâhini sorgulayıp da kaderinde babasını katledip annesiyle evlenmek yazılı olduğu için evinden uzak durması konusunda ikaz edilinceye kadar... Yuvası olduğuna inandığı evinden kaçarken yolda Kral Laus’la karşılaşır ve ansızın patlak veren bir kavgada onu öldürür. Teb yakınlarına gelir ve yoluna çıkan Sfenks’in sorduğu bilmeceyi çözer. Ona karşı minnet borçlarını ödemek isteyen Tebliler onu kral yapar ve Jocasta ile evlendirirler. Uzun bir süre krallığını barış ve onurla yürütür; annesi olduğunu bilmediği Jocasta ise ona iki erkek, bir de kız evlat verir. Derken sonunda salgın patlar ve Tebliler kâhini tekrar sorguya çekerler. Haberciler, Laus’un katili ülkeden çıkarıldığı zaman salgının biteceği cevabını getirirler. İstemeden hazırlandığı bu lanet karşısında dehşete kapılan Oidipus kendi elleriyle gözlerini çıkarır ve ülkesini terk eder. Kehanet gerçekleşmiştir.”[1]
Freud bu masalı şöyle yorumlar: “Kral Oidipus’un kaderinin bizi etkilemesinin tek nedeni, bizim de kaderimiz olabilmesidir; kehanetin tıpkı onu olduğu gibi bizi de doğmadan önce aynı şekilde lanetlemesidir. İlk cinsel dürtülerimizi annemize, ilk nefretimizi ve ilk cinayet arzumuzu babamıza karşı hissetmemiz belki de hepimizin kaderidir. Rüyalarımız, durumun böyle olduğu konusunda bizi ikna eder. Babası Laus’u katledip annesi Jocasta ile evlenen Kral Oidipus bize sadece kendi çocukluk arzularımızın gerçekleşmesini gösterir. Ama ondan talihli olan bizler, psikonevrotik olmadığımız sürece, cinsel dürtülerimizi annemizden koparmayı ve babamıza karşı duyduğumuz kıskançlığı unutmayı başarırız.”[2]
Konu hakkında delil olması mahiyetinde Freud masal metninin temelde bir rüyaya ve kolektif bilinçaltına dayandığını göstermek için metin ile ilgili bir rüya anlatır ve der ki: “Oidipus öyküsünün, çocuğun ebeveynleriyle olan ilişkisinde cinselliğindeki ilk uyanışlarından kaynaklanan bunaltıcı rahatsızlığı içeren tarih öncesi bir rüya malzemesinden kaynaklandığının şaşmaz bir göstergesi vardır. Oidipus, henüz aydınlanmamış olmasa da bir noktada kehaneti hatırlayıp rahatsız olmaya başlayınca, Jocasta ona birçok insanın gördüğü ve hiçbir anlamı olmadığını düşündüğü bir rüyayı anlatarak onu rahatlatmaya çalışır:
Birçok erkek rüyasında
Kendisini doğuranla yatmıştır
Ama aklını bu tür kehanetler kemirmeyenler
Buna aldırış bile etmemiştir.[3]
Tıpkı o zaman olduğu gibi bugün de birçok erkek, rüyasında annesiyle cinsel ilişkiye girdiğini görür ve bu olaydan öfke ve şaşkınlıkla söz eder. Bunun, tragedyanın anahtarı ve kişinin babasının ölmesine ilişkin rüyanın tamamlayıcısı olduğuna kuşku yok. Oidipus öyküsü, hayal gücünün bu iki tipik rüyaya gösterdiği tepkidir. Ve tıpkı erişkinlerin gördüğü bu rüyalara tiksinti duygularının eşlik etmesi gibi, mitin de dehşet ve kendini cezalandırma içermesi gerekir.”
Bu mitolojiyi birkaç yönden ele almak istiyorum.
1) Bu mitolojik hikâye eğer sembolik ve metafizik kökenli değilse, metne baktığımızda görüyoruz ki, mitolojiye dışarıdan bakan birisinin gözüyle söylersek: Oidipus öz babasını değil, yolda karşılaştığı ve tartıştığı bir adamı öldürüyor. Ayrıca öz annesi olarak bildiği kadın ile değil, herhangi bir kralın karısı ile evlenmektedir. Bu ise, krallıkların bulunduğu devirlerde zaman zaman meydana gelen bir hadisedir. Tarihe baktığımıza 2 komşu krallığın savaşlarında birçok kral komşu ülkeyi ele geçirip kralını öldürmüş, kralın karısını da eşleri arasına katmıştır.
Mitolojiyi dinleyen herhangi bir kişiye Oidipus “Eğer yolda karşılaştığı ve tartıştığı kişinin kendi öz babası olduğunu kesinlikle bilseydi Onu öldürür müydü? Evlendiği kral karısının öz annesi olduğunu net olarak bilseydi onunla evlenir miydi?” diye soru sorulsa ortak cevap kesinlikle “Hayır” olacaktır. Nitekim Oidipus gerçekleri öğrendiğinde “Kör olsaydım da bu günleri görmeseydim” manasında yaşadığı manevi acının ızdırabıyla kendi elleriyle gözlerini kör etmiştir. Oidipus’un bu acı pişmanlığı, Freud’un iddia ettiği kompleks ile taban tabana zıttır. Çünkü Freud, bu kompleksi bilinçli ve iradî bir istek olarak bilim dünyasına lanse ediyor. Oysa bu mitte gerçeği bilmek, “Baba-Oğul Rekabeti” ne yol açmak değil; evlad hasretini dindirmeye, baba iştiyakını söndürmeye yol açacaktı. Oidipus’un ızdırabı ve yaptıkları bu hakikate kesin bir delildir.
2) Bu mitoloji eğer sembolik manalı ve metafizik kökenli bir hikâye ise, manası bütün bütün değişir. Çünkü bu durumda rüya Jung’un tespit ettiği üzere bir kolektif bilinçdışı senaryosu olur. O vakit rüya herkesi ilgilendiren ortak bir kanunun ifadesine dönüşür ve ifadeleri de rüya sembolizmine giren bir metin halini alır. Rüya dilinde baba, kişiyi manen besleyen, yetiştiren din, inanç, kültür ve gelenek demektir. Rüyada anne ise, kişiyi maddi manada besleyen maddi imkânlar, toplum ve sosyal çevre demektir. Bu konuyu bize aydınlatan cümle Hz. Peygamber’in (ASM) şu sözüdür: “Peygamberler baba bir kardeştirler; anneleri farklı, dinleri ise birdir.”[4] Peygamberler farklı asırlarda farklı toplumlarda geldikleri için, anneleri ve onları maddi manada besleyen imkânlar farklı farklıdır. Fakat hepsinin sırtını dayadığı Baki Hakikat ve manevi babaları aynıdır.
Bu durumda mitolojinin manası, Oidipus’un farkında olmayarak kendi inanç, kültür ve dinini öldürüp ruhundan ve öz benliğinden taviz vermekle dünya imkânlarına kavuşacağını; dinin dünyadaki saltanatını yıkıp dinsiz bir mantıkla iktidara geçeceğini ifade eder. Ki birçok iktidar düşkünü kişi, mukaddesatını feda ederek bu feci âkıbete geçmişte düşmüştür, gelecekte de düşecektir.
Oidipus’un hakikati öğrendikten sonra manevi acılardan dolayı elleriyle iki gözünü kör etmesi ise şu manaya gelir: Gözler, insan ruhunun pencereleridir ki, kendisini çevreleyen zaman ve mekâna, madde ve manaya ruhun gelişimi için ulaşım imkânı verir. Sağ göz, mana, hakikat ve ebediyete bakar; sol göz ise, maddeye, görünenlere ve fâni dünyaya bakar. Bu noktada “Deccalin sağ gözü kördür”[5] şeklindeki Hz Peygamber’in (ASM) sözünü hatırlayabiliriz. Eller ise, kişinin her şeyi yaptığı organlarıdır: Maddi ve manevi… Sağ el, manevi fiillere; sol el, dünyevi ve maddi işlere bakar… “Sağ elinin verdiğini sol el bilmeyecek”[6] şeklindeki peygamber sözünü hatırlayabiliriz.
Peygamberlerin öğrettiği bu kutsal bilgiler ışığında dersek Oidipus, kehanetin tahakkukunu öğrendikten sonra geri dönülmesi imkânsız bir yola çoktan girmiş olduğunu ve kurtulmanın da imkânsızlığını kesinkes gördü. Bu durumun ona verdiği acı ile Kader’e küsüp Allah’a düşman oldu. O acının ve düşmanlığın verdiği hınçla, yaptığı maddi gayeli fiiller ve manevi zarara yol açan işler ile her iki dünyaya ve hayata karşı kendi elleriyle kendini kör etti. Bu manasıyla dahi mitolojinin Oidipus kompleksiyle hiçbir alakası olmadığını görebiliyoruz. Bilakis mitoloji, dindarların tamamında karşılaşılabilen genel bir durumu ifade ediyor. Yahudi dininden olan kişilerin iktidar hırslarıyla Tevrat’a ve dinin özüne karşı işledikleri suçlarda bunu gözlemleyebiliyoruz.
Bu mitolojinin rüya kökenli olduğunu Freud, Jocasta’nın anlattığı diğer rüyaya dayanarak söylemektedir. Rüyaların sembolik olduğunu bilmesine rağmen Freud neden böyle bir yoruma gidiyor, çok şaşırtıcı bir durum… Ya Freud sembol dilini bilmiyor ve çözememiş veya görmek istediği manayı bir elbise gibi mitolojiye giydirmeye çalışıyor veyahut dine dair bir düşmanlığı ve kini bulunmakta…
Sosyalizmi bir sistematik içinde belirleyen fikir babası Marks’ın; Sosyalizmden doğan ve Rusya’yı kültürel ve dinî açıdan çökerten Komünizmin en ciddi uygulayıcısı olan Troçki’nin ve dini bir Oidipus kompleksine indirgeyen Freud’un Yahudi kökenli olmaları bir tesadüf değildir. Bunda Yahudilerin azınlık olmaları ve dünya iktidarına karşı en hırslı kişilerin onlar olması en büyük psikolojik etkenlerdir, diyebiliriz.
Baba-Oğul Rekabeti Mümkün mü?
Hiç bir baba, fıtratı bozulmadığı ve evladı da ona karşı gerekli saygı ve sevgiyi gösterdiği sürece evladına karşı herhangi bir olumsuz his taşıyamaz. Çünkü babanın fıtratı bu durumda oğlunu, kendi varlığının bir parçası, devamı ve uzantısı olarak hisseder. Bu açıdan babadan oğula karşı bir rekabet algısı, mümkün değildir. İnsanın beyni ile sağ kolu arasında rekabet olmadığı gibi… Milyarlarca babanın hal-i hazırda yaşadığı duygular bu merkezdedir. Herhangi bir oğul ise, onun daima iyiliğini isteyen, onun iyiliğini istediğini onun için yaptığı fedakârlıklar ve sergilediği şefkat ile gösteren bir babaya karşı olumsuz bir his taşıyamaz. Bu durumda oğulun fıtratı, babasını sırtını güvenle yasladığı şefkatli bir dağ, bağrına sığındığı sıcak bir mağara gibi hisseder.
Şefkat duygusu, yöneldiği nesneyi emniyet ve güven içinde görmek ister; onu himaye kanatları altına alır. Ona zarar gelmemesi için gerekirse kendisi zarar görür. Hiçbir fıtrat kendisine böyle fedakârca şefkatle muamele edene karşı menfi bir his taşıyamaz. Fıtrat, herhangi bir kişiden gelen bu hayırlı muameleye teslim olursa, elbette ve elbette aynı fiili sergileyen öz babasına karşı daha öncelikli o teslimiyeti hisseder ve sergiler. Bu açıdan oğuldan da babaya karşı bir rekabet hissi mümkün değildir.
Fakat çeşitli olumsuz telkinler altında kalan veya babasından gerekli şefkati görmediği gibi evlad ayrımcılığıyla muhatap olan bir çocukta babasına karşı bir rekabet değil düşmanlık hissi veya kardeşlerine karşı bir kin ve hased duygusu uyanabilir. Bu açıdan “Allah, öpücüğe varıncaya kadar her husûsta, çocuklar arasında adâletli davranmanızı sever”[7] şeklindeki Hz. Peygamber’in (ASM) sözü çocuk psikolojisi açısından çok hayatî bir kriteri ders verdiği gibi, muhtemel psikolojik yaraların ve travmaların önüne geçilmesini de ifade eder. Kur’anın en güzel kıssası olup Tevrat’ta da geçen Hz. Yusuf’un (AS) kardeşleriyle yaşadığı problem ve travmatik durumun sebebi, çocuklarının Hz. Yakub’un (AS) oğlu Yusuf’u kendilerinden ayrı gördüğüne dair algılarıdır. Bu algı, Yusuf’un kuyuya atılması, köle olarak satılması, Hz. Yakub’un (AS) yıllarca sürecek şefkat acılarına ve gözlerinin üzüntüden a’ma haline gelmesine yol açmıştır.
Baba-Oğul rekabeti konusunu son asrın İslam âlimlerinden Said Nursi şöyle ele alır: “Mâdem peder (baba); kimseyi değil, yalnız veledinin (çocuğunun) kendinden daha ziyâde iyi olmasını ister. Ona mukabil veled dahi, pedere karşı hak dâva edemez. Demek valideyn (ebeveyn) ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira münakaşa, ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak dâva etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek; pederine isyan eden ve onu rencide eden, insân bozması bir canavardır.”[8]
[1] S. Freud, Rüyaların Yorumu 1, s. 367-368.
[2] A.g.e., s. 369.
[3]Bu söz Jocasta’ya dayandırılsa da mitin orijinal ve tam metnine baktığımızda görüyoruz ki, kehaneti Jocasta bilmemektedir. Kehaneti Oidipus’tan daha önce öğrenir ve öğrendiği anda da intihar eder. Fakat Freud mitin o kısımlarını Rüyaların Yorumu isimli kitabına almamıştır. Miti yorumlarken, Freud’un aldığı kısım üzerinden hareket etmek istedim. Tâ ki verilecek cevap bir açıdan daha tutarlı olsun. Her ne kadar Freud, Jocasta’ya ait bu sözü kendine delil diye aktarsa da hakikatte Jocasta’nın bu sözü, Oidipus kompleksiyle ilgisizdir. Gelecek izahlarda görüleceği üzere… Cinsel içerikli rüyalar genellikle, konuşma ve bilgi aktarımı ile ilgilidir. Bu tarz rüyalarda rahim, hafıza; erkeklik organı, insanın dili ve kelimeleridir. Cinsel ilişki ise, konuşma ve bilgi aktarımıdır.
[4] Müslim, Fezâil 143-145.
[5] Buharî, Fiten: 26; Müslim, Kitabü'l-Fiten: 20; Müsned, II:33.
[6] Buhari, Ezan 36.
[7] el-Câmius-Sağîr, II/297.
[8] Sözler, 32. Söz, 3. Mevkıf, 2. Nükte.