Nefs-i Vâhide Nedir?
Soru: Zihnim karışık.[1] Nisa 1 ile 34. Âyette Allah Teâlâ ne kastediyor, anlamaya çalışıyorum.
Cevap: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
Nisa suresi 1. âyeti dikkatle ve hüküm hüküm bölerek okumalısınız. Mesela "Sizi bir nefs-i vâhideden yarattı" bu bir hükümdür. “Siz” tabiri içine kadınlar ve erkekler girerler. O halde “nefs-i vâhide” olan o nefiste kadın ve erkek genetiğine ait kodlar olmalı. "Ve halaka minha zevceha" (Ondan da eşini yarattı.) Buradaki “zevc” inden (eş) kasıt, dişi olmalı. Çünkü ilk nefs-i vâhidenin “erkek” olduğu biyolojik olarak sabittir. Burada kâinat kitabının tefsiri olan fenlerin kanunları bize yardım ediyor. Çünkü kâinattaki ism-i Hayy’ın tecellilerinin okunuşu ve müşahedesi olan biyoloji fennince sabittir ki, erkekler XY kromozomludurlar. Dişilerin kromozomu XX, erkeklerinki ise XY'dir. İlk nefs-i vahide, eğer dişi olsaydı kromozomu XX olurdu; ondan yaratılacak olan eşinin de kromozomu XX olurdu ve dişi olurdu. Bu durumda da ondan yaratılan, “eşi” değil “dengi” olurdu. Oysa âyette, bir ayakkabının sağ ve sol çifti gibi olup birbirini tamamlayan manasında nefs-i vâhideden yaratılana “zevç” denilmiştir. Bu çerçevede ilk nefs-i vâhidenin dişi olamayacağı fennen sabittir.
İlk nefs-i vahide eğer erkek olursa ondan eşi yapılabilir, XX kromozomlu bir yapı ondan yaratılır. Mayoz bölünmede olduğu gibi… Mayoz bölünme, genetik yapıda meydana gelen bir bölünme faaliyetidir. Mitoz bölünme ise, sabitleşen genetik yapının kopyalanarak hücre taşlarıyla beden binasının inşa edilmesi sürecidir. XY kromozomlu erkek nefs-i vâhide ile XX kromozomlu dişi nefs-i sâniyenin ilişkiye girmesinde yeni bir mayoz bölünme ile gen takası meydana gelir. Bu manevi ticaret neticesinde XX XY XY XX şeklinde 4 ihtimalli ve %50 dişi %50 erkek olacak tarzda bir genetik kodlama tablosu ortaya çıkar. Bu tablo, insanlık dünyasında doğumlardaki dengeyi sağlayan unsurdur. Ki insanlık tarih boyunca yaklaşık olarak %50 dişi, %50 erkek olacak şekilde bir çoğalma süreci yaşamış, bu denge bozulmamıştır. Çoğalma süreci de matematikteki geometrik seri tarzında gerçekleşmiştir.
Âyetin devamında "Nefs-i vahide ve eşinden yer yüzüne sayısı belirsiz erkekler ve kadınlar yayıldılar ve dağıldılar" buyurulur. Bu ilişkiler neticesinde doğum yoluyla “sıla-i rahim” (rahim bağı) ve “akrabalık bağları” da kurulduğundan aynı âyette akrabalık hukukuna da riayet edilmesi emredilir. Çünkü akrabalık sıhriyet bağı, yani kan bağıdır. Hakiki akrabalığın ancak biyolojik ve genetik sistemle olduğu bu âyette ifade edilmiştir. Bu çerçevede bu âyet aynı zamanda beşerî hukuk sistemlerindeki bir sapma olan ve bazı toplumlarca takdis edilecek derecede kendisine kıymet verilen “evlat edinme” sisteminin hakiki akrabalık bağı sayılmayacağını ve sayılamayacağını da bildirir.
Habbe ve Nüve Farkı?
لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَات
Habbe, tohum demektir. Tek yıllık bitkilerde olur. Bu mahiyette olan buğday, arpa ve saire için ziraat fenninde “hububat” adı verilir. Nüve, çekirdek demektir. Ki çok yıllık bitkilerde olur. Bütün ağaçların çekirdekleri olur.
Enfüsi boyutta ise “habbe” kelimesi ile “muhabbet”[2] kelimesi aynı kökten gelmeleriyle Üstad Bediüzzaman gibi şu tespiti yapabiliriz: “Habbe-i kalb.” Bu çerçevede ruh için de “Nüve-i ruh” diyebiliriz. Her ikisi de dünyaya gelen “bilkuvve hal” deki iki mahiyeti ifade ediyorlar. Kalb, kendisinden bir “aşk sarmaşığı” çıkacak bir “habbe” dir. Ruh ise, kendinden bir “hakikat ağacı” çıkabilecek bir “nüve” dir. Habbe-i kalbi, sarmaşık-ı aşka döndüren sır, zikr-i Rahman’dır. Nüve-i ruhu, şecere-i hakikat haline getiren nur ise, hem Bakara suresi hem Âl-i İmran suresi hem Muhammed suresinde ısrarla vurgulandığı üzere “cihâdun fi sebilillah” veya “sabr-ı lillah” ve “ıstıbar-ı billah” tır. Âyette önce habbe, sonra nüvenin sıralanması kişide önce kalbin inkişaf edeceğine, sonra gelişimdeki istikrar neticesinde ruhunun inbisat edeceğine işarettir. اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰىۜ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّۜ â âyetinde de aynı sıralamayı görebiliyoruz.
Ölüden Diriyi Çıkarma, Diriden Ölüyü Çıkarma Nasıldır?
اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰىۜ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
Âyetteki “Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartır” kısmı, "Ölü tohum ve çekirdekten diri bitki ve ağacı çıkarır; diri bitki ve ağaçtan da meyvelerin içindeki ölü habbe ve nüveleri çıkarır" manasındadır. Tohum ve çekirdekler, “bilkuvve halleri” ile ölüdürler ve ölümün yapısını sembolize ederler. Bitki ve ağaçlar ise, “bilfiil halleri” ile diridirler ve diriliğin mahiyetini gösterirler. “Hayat bir faaliyettir” hakikati bitki ve ağaçlarda görünmektedir. “Ey Rabbimiz!” diyecekler, “Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin” (Mü’min suresi, 11) âyeti, كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (Siz ölü iken sizi dirilten ve sonra öldüren ve daha sonra tekrar diriltecek olan Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz ki, siz ölümünüzde Onun huzuruna rücu edeceksiniz) (Bakara suresi 28) âyeti de bu çerçevede anlaşılır. الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ (O Rahman, ölümü ve hayatı yaratmakla bilinir, tanınır) âyetindeki sıralama da gösteriyor ki, önce “mevt” ve “ölü hal” yani “bilkuvve hal” yaratılır, sonra “hayat” ve “bilfiil hal” yaratılır. Bu bütüncül okuma neticesinde şu tesbiti yapabiliyoruz: “Ruhlar yaratıldıklarında çekirdek konumundadırlar ve Kur’ana göre “ölü” sayılırlar. Fiziksel bedene bürünmeleri “ilk diriliş” leridir. Sonra tekrar ruh boyutuna dönmeleri, “ikinci ölüm” leridir. Mahşer günü tekrar bedene büründürülmeleri “ikinci diriliş” leridir.” Bu çerçevede diyebiliyoruz ki bir ruh, ya “bilkuvve” haldedir ya “bilfiil” haldedir ya uyur durumdadır ya uyanıktır. Uyursa “ölü” olarak vardır, uyanıksa “diri” olarak vardır. “Hayat, vücudun yakazasıdır” hakikati bu şekilde anlaşılır.