İLİM IŞIĞINDA AŞK VE MERHAMET, ŞEVK VE ŞEFKAT-2
Kalbin Diriliğinin Alametleri Olan Vasıflar-1
Kalbin ihyasının belirtilerinden biri vefakârlıktır. Bu öyle ciddi bir sıfattır ki, Hz. Peygamber (ASM), Cevşenü’l-Kebir isimli duasında 35. Bâbı “vefâ” ya ayırmıştır.
Evet vefâ, mazide tanıştığı nesne ve kişilerle bağlarını devam ettirme, onları kendi dünyasında diri tutma, onlarla gönül bağını koparmamadır. Bir hadis-i şerif vefanın en güzel hâlini şöyle verir: “İyiliklerin en temizi ve özü, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun ailesini kollayıp gözetmesidir.”[1] Hz. Peygamber (ASM), ilk eşi ve fedâkâr hanımı Hz. Hatice’yi (RA) her vesile ile yâd eder, Onun kız kardeşi Hâle’nin (R. Anha) her gelişinde: “İşte bu Hâle!” diye sevinirdi, heyecanlanırdı.[2] Hem Onun arkadaşı Hassane el-Müzeniyyeyi (R. Anha) zaman zaman ziyaret ederdi. Her fırsatta Hz. Hatice’nin (RA) ismini anardı. Öyle ki Hz. Aişe-i Sıddîka (R. Anha) artık kıskançlık damarıyla şunu demeye mecbur olmuştur: “Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yok... İhtiyarlıktan ağzının dişleri dökülmüş ve bir zamanlar ölüp gitmiş Kureyşli bir kocakarının nesini anıp duruyorsun? Allah sana onun yerine daha hayırlısını verdi.”[3] Hz. Peygamber (ASM), Ona şu vefâ dolu cevabı verdi: “Hayır, Allah Teâlâ bana ondan daha hayırlısını vermedi. Halk bana inanmazken o inandı. Herkes bana yalancı derken o doğru söylediğimi kabul etti. Kimse bana bir şey vermezken o beni malıyla destekledi ve Cenâb-ı Hak bana ondan çocuklar ihsân etti.”[4] Kalbin ve fıtratın sembolü, İslam ve teslimiyetin bayraktarı olan Hz. İbrahim’i (AS), Cenâb-ı Hakk şöyle över: “ O çok çok vefâlı olmakla tanınan, vefayla kendini inşa eden İbrahim! ”[5]
Kalbin uyanışının alametlerinden birisi de, içli ve yakıcı dualar ve hissederek yapılan yalvarışlardır. Ki, Hz. Peygamber (ASM) bu duaların kesin kabul olduğunu bildirerek Cevçenü’l-Kebir’de 30. ve 59. Bab’larda şöyle yalvarır:
Yâ âsıme menista’sameh
Yâ râhime menisterhameh
Yâ nâsıra menistensarah
Yâ hâfiza menistahfazah
Yâ mükrime menistekramah
Yâ mürşide menisterşadah
Yâ muîne menisteâneh
Yâ müğîse menisteğâseh
Yâ sarîha menistesrahah
Yâ ğâfira menistağferah
Sübhâneke yâ lâ ilâhe illa ente’l-emânü’l-emânü hallisnâ mine’n-nâr.
Bâbın tercümesi şöyle:
Ey kötülük, günah ve tehlikelerden korunmak isteyenleri koruyan Âsım,
Ey rahmetine ermek isteyenlere rahmet eden Râhim,
Ey zafere erdirici yardım dileyenlere yardım eden Nâsır,
Ey Kendisinden korunma talep edenleri koruyan ve saklayan Hâfiz,
Ey ikram ve cömertliğini görmek isteyenlere ikram eden Mükrim,
Ey hakka ermek isteyenleri hakka eriştiren Mürşid,
Ey yardım dileyen zayıflara yardım eden Muîn,
Ey medet dileyen fakir ve muhtaçlara özel rahmetini yağdıran Muğîs,
Ey çaresizlikle yalvaran ve haykıranlara medet eden Sarîh,
Ey günahlarının silinmesini, bağışlanılmayı isteyenleri bağışlayan Ğâfır,
Sen Sübhânsın, kusursuzsun! Senden başka İlah yok. Kullarına güven ve kurtuluş verecek yalnız Sensin. Senden kurtuluş diliyoruz. Bizi cehennemin mahvedici ateşlerinden kurtar.
Yâ kâfiye menistekfâh
Yâ hâdiye menistehdâh
Yâ kâliye menisteklâh
Yâ dâiye menisted’âh
Yâ şafiye menisteşfâh
Yâ kâdıye menistekdâh
Yâ muğniye menisteğnâh
Yâ mûfiye menistevfâh
Yâ mukavviye menistakvâh
Yâ veliyye menistevlâh
Sübhâneke yâ lâ ilâhe illa ente’l-emânü’l-emânü ecirnâ mine’n-nâr.
Bâbın tercümesi şöyle:
Ey Kendisiyle yetinmek isteyenlerin bütün her ihtiyaçlarını karşılayan Kâfi,
Ey hakk yoluna ermeyi isteyenlere hidayet veren Hâdi,
Ey himâye şemsiyesi altına girmek isteyenleri himaye eden Kâli,
Ey mutluluk ve özel ilgi talep edenleri Kendisine çağıran Dâi,
Ey şifa isteyen maddi-manevi hastalara şifalar veren Şâfi,
Ey ihtiyaçlarını sunanların ve ceza talep edenlerin arzularını yerine getiren Kâdı
Ey zenginlik isteyen fakirleri zenginleştiren Muğni,
Ey ahdini ve vaadini yerine getiren Mûfi,
Ey güç ve kuvvet isteyenlere güç ve kuvvet veren Mukavvi,
Ey dostluğunu isteyenleri Kendisine dost kabul eden Veli,
Sen Sübhânsın, kusursuzsun! Senden başka İlah yok. Kullarına güven ve kurtuluş verecek yalnız Sensin. Senden kurtuluş diliyoruz. Bizi cehennemin mahvedici ve helak edici ateşlerinden kurtar.
Cevşen’deki bu 2 bölüm, Arapça gramerindeki “istif’al bâbı” ndan yapılan dualardır. İstif’al, bir şeyin olmasını, yapılmasını isteme kipidir. Bu vezin dışındakiler de çapına göre bir istemeyi ifade ettiklerine göre bu vezin o istenilen şeyin yokluğunun acısını, kayboluşunun üzüntüsünü, eksikliğinin yakıcılığını hissedip Allah’a yapılan dualar için kullanılır, diyebiliriz. Ki, sondaki “Bizi bu ateşlerden, acılardan kurtar” ifadesi buna işaret eder. Hz. Peygamber (ASM) kullandığı Esma-yı Hüsnalar ile bu vezinle yapılan duanın kesin kabul göreceğini bildiriyor. Zâten başka bir hadis duaya ait bu sırrı açar: “Biliniz ki, kalpten yapılmayan, yokluğu hissedilmeyerek yapılan duaya Allah bakmaz. ”[6]