İhlas Risalesi Okuma Notları-5

Erdem AKÇA

* Hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz: Yani dine hizmet eden birisi, din ve davanın temsilcisidir. Yapacağı yanlış, dine ve davaya laf götürür. Hem hizmet sistemi, yekpare bir fabrika gibi… Bir çarklı dönmeyi bıraktı mı veyahut ters dönmeye başladı mı ya fabrika yıkılır veyahut o çark sökülür yerine iş gören çark takılır. 2 ihtimal var. Eğer cemaat 3 kişi ise, fabrika yıkılır. Çünkü 3 kişiden az sayıda cemaat olamaz. Eğer 4 kişi ise, o çark sökülür. “Sensiz de olur” denilir. Ankebut suresi diyor: “Senin nefis ve malını satmakla yapacağın cihad dahi senin lehinedir. Allah’ın sana ihtiyacı yok.” Eğer fabrikayı Allah yıkarsa, o kişinin başına da Âhiret âlemi yıkılır. Şener abi der: “Bir nur talebesi düşerse, Onun günahını ancak mizan-ı Kübra tartabilir.”

* hizmet-i Kur'âniyenin hürmetine taarruz: Maddi menfaatlar, cüz’î hisler için davayı satmak, ihlası ve uhuvveti bozmak insan dünyasında Kur’ana hürmeti kırar. Kur’ana saldırmak demektir. Kur’an hizmeti, kudsiyetle, sırr-ı ihlasla olur. Maddi menfaatler, kudsiyeti bitirir. “bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmâre, hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlâsı zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder, ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır.”

* hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik: İman hakikatleri, küllidir; kudsiyet sahibidir. O, nefislere tabi ve alet olamaz. Bilakis onlar varsa nefis arınır, temizlenir. Dini, geçim kaynağı yapmak, imandaki kudsiyeti öldürür. O kişinin kalbi ölü kalır, muhataplarının kalbini de diriltemez. Kudsiyet, kalpleri hayatlandıran iksirdir. Kudsiyet, sırr-ı ihlas içinde bulunur.

* Dine hizmet edenlerin hukukuna tecavüz eden, Kur’an hizmetine taarruz eden, imana hürmetsizlik eden 2 grup kişi vardır. Âfâkî ve enfüsî… Yani İslam toplumu dışında ve İslam toplumu içinde olanlar… Âfâkîler, kâfirlerdir; enfüsîler ise, münâfıklar… İşte bu süflî hislerle, maddi menfaatler için ihlası kıran kişi münafıklık yapmış olur. İhlas kulesinin tepesinden, nifak gayyasına düşer. Ortada tutunacak yer bulamaz. Münâfıkın zıddı, muhlistir. Devamlı dava kardeşiyle uğraşan, hiç alttan almayan, devamlı problem yaratan kişi düşmana yardım eden iç düşmanlardan biridir. “Hani Allah’a nefsini, bütün hislerini, benliğini, şahsiyetini ve malını satma sözü vermiştin! Hani nerede ahdine sadakatin!” Sahabeler birbirlerine hep bunu hatırlatıyorlarmış. Malı satmak, nefsâniyetten kurtarır; sırr-ı ihlasa erdirir. Nefsini (kendini) satmak ise, enâniyetten kurtarır; sırr-ı uhuvvete ve sırr-ı hakikate erdirir… Mal düşkünü, nefs-i emmâre; kendine düşkün, şahsiyet ve enâniyet… 6. Söz bunu anlatıyor. Hasan Feyzi Ağabey 6. Söz hakkında şöyle der:

Mu'cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz,

Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz.

Altıncı Sözün aldı bütün fiil ve sıfatı,

Verdim de arındım ona hem zat ve hayâtı.

Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında

Tevhide eriştir beni, gel vârını sun da.

"Ben!.. Ben!.." diye yazdımsa da sensin yine ol Ben,

Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden.

Affet beni ey affı büyük lütfu büyük Risalei'n-Nur!

Bir dem bile hem eyleme senden beni yâ Rabbenâ mehcur!

Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur!

Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur.

Ey nur-u ezelden gelen nur-u Muhammed (asm.),

Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed!...

* Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır: Mânilerden 6 tanesini 29. Mektub, 6. Kısım’da anlatıyor. 2 tanesini de bu risalede anlatacak. Şeytanlardan kasıt ise, ya bildik cinnî şeytanlar veyahut münâfıklar… Cinnî şeytanlar insanın nefsaniyetini tahrik ediyorlar. Korku damarına giriyorlar.

* Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak: İhlasın kuvvetlerinde ilerleyen kişi bu manileri aşar, bu şeytanları alt eder. İhlasın kuvvetleri, kalpteki muhabbetullah, muhabbet-i resulullah ve muhabbet-i cihad ile kendini gösterir. Kalbinde ve hislerinde bunlar olmayan, kalbi canlı olmayan kişi tutunamaz. Kalb canlandıkça, nefsin hâkimiyeti gider ve biter. Kalp, canlılığını Cenâb-ı Hakk’a, Hakka ayna Resule ve Hakk yolunda çalışmaya muhabbet ve aşkıyla gösterir. Çünkü cihad da kişiyi Hakka ayna haline getirir. Hem böyle birisi, Allah’ın kullarına karşı, rikkat (yufka yüreklilik), re’fet (acıma), merhamet, hilim gibi hisler taşır. Hadis var “Men lem yerhâmi’n-nâse lem yerhamillah”[1] (İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.)

* İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz: Yılan, dış düşman; akreb, iç düşman… Kâfirler ve şeytanlar, dilleriyle dine zarar vermeye çalışırlar, yılanlık yaparlar. Dış düşmanlık… Akreb, kelime olarak en yakın demek… Gizlice omzumuzda yürüdüğü, ayakkabımızın içine girdiği için Araplar ona, akreb demişler… Bu manada nefsimiz, yılan enaniyetimiz akrebdir. “Senin en zararlı düşmanın iki yanın arasında bulunan nefsindir” hadisi bunu ifade eder. İhlası kıran ve kaynaşmayı engelleyen 2 şey var: Kardeşini tenkid ve faziletfuruşluk… Başkasını eleştiren ve dili ile insanları sokanlara, yılan denilir. İşte kardeşini tenkid, yılanlık yapmaktır. Faziletfuruşluk ise, nefisten de bize yakın olan enaniyetin yaptığı zehirleyici tavırdır. Faziletfuruşluk, akreblik yapmaktır. Tenkid etmeyen ve birbirini takdir edenler ancak, sırr-ı ihlası yaşayabilirler. Çünkü aralarında muhabbet oluşur. Birbirlerinin faziletlerini kendilerinin gören ve kabul edenler ancak, sırr-ı uhuvveti yaşayabilir. Çünkü birbirlerine karşı şevk ve iştiyak oluşur. Birbirlerinde teselli bulurlar. Birbirlerini anlarlar.

* Neden Hz. Yusuf’u (AS) misal veriyor. Çünkü o, muhlas. Fakat bu ihlasıyla beraber, nefs-i emmâreden şikayet etmiş. Bir peygamberin nefsi, emmâre olamaz. Olsa, nebi olamaz. Buradaki nefs-i emmâre, mecâzî nefs-i emmâredir. Bu nefis, herkeste bulunabilir. Hz. Yûsuf (AS) diyor ki, “Mecazi nefs-i emmareden ancak Rabb-i Rahîm kurtarır. Kul kurtulamaz.” Öbür âyet diyor, “Biz kurtardık; çünkü o muhlas kullarımızdandı.” Şehvet ve maddi zevkler, nefs-i emmarenin aradığı şeyler… Manevi zevkler ise, enâniyetin… Takdir edilmek, beğenilmek, övülmek enâniyetin habis zevk ve lezzetlerindendir. Âyet diyor “Bizim verdiklerimizi kendinin görüp onlara âciz sırtını dayayıp ferahlanmakla tanınan ve yapmadığı şeylerle övülmeyi seven kişilerin azaptan kurtulacağını hesap etme, hiç zannetme! Onlar için acı dolu bir azap var.” (18. Söz’ün başı)

* Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın: Neden önce enâniyet? Çünkü o daha tehlikeli ve en çok aldatan da o… Aldattığı fark edilmiyor bile… Enaniyet, kişiye, kendini bir haklı gösterdi mi gerisi geliyor… İblis, bir kere kendinin haklılığına inandı, Allah’a da çamur attı, kullarını da batırdı; iş nereye vardı… Çünkü İblis’te enaniyet vardı. Âdem’i (AS), İblis’ten üstün kılan Allah’a karşı ihlası, tevbesi, istiğfarı ve ilticasıdır. İblis’i batıran ise, enâniyeti, gururu ve inadıdır.

[1] Tirmizî, Birr 16, (1923).

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.