Hz. Danyal’in (AS) Yorumladığı Rüyalar Eşliğinde Garkad Ağacı Hadisinin Te’vili

Erdem AKÇA

Peygamberler arasında rüya ilmine vukufiyetiyle, sadık rüyaları yorumlayarak sosyal hayatta belirli bir konum ihraz eden ve toplumu irşad eden iki peygamberden birisi Hz. Danyal’dir (AS). Diğer peygamber ise Kur’an-ı Kerim’in açıkça bildirdiği üzere Hz. Yusuf’tur (AS). Kur’an’ın verdiği bilgilerden rahatça anlaşıldığı üzere Hz. Yusuf (AS) enfüsî meşreb, içe dönük karakterli bir şahsiyettir. Bu tarz karakterler, daha çok enfüsî ve insana dair hakikatlerde mütehassıs olup gördükleri rüyalar da bu çerçevede sembolleşirler. Hz. Yusuf’un (AS) gördüğü “Güneş, ay ve 11 gezegen rüyası” nda gördüğümüz üzere…[1] Bu rüya onun şahsî kemal yolculuğunun zirvesini bildiren enfüsî bir rüyadır.[2]

Hz. Danyal (AS) ise, Kitab-ı Mukaddes’teki Danyal Kitabı’nda geçen kendi rüya ve rü’yetlerinin sosyal hayat ve toplumla ilgili olması kriterinden yola çıkarak ve kendisinin tespitlerinden İslam âlimlerinin aktardıklarından anlaşıldığı üzere âfâkî meşreb, dışa dönük karakterli bir şahsiyettir. Bu tarz karakterler, daha çok âfâkî ve sosyal hayata dair, kâinatla ilgili hakikatlerde mütehassıs olup gördükleri rüyalar da bu çerçevede sembolleşirler. Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki, Hz. Yusuf (AS) enfüsî rüyalar konusunun piridir. Fakat âfâkî konulara dair, İlâhî vahiy eşliğinde sahih bir ilim de sahibidir. Mısır Kralı’nın rüyalarını sahih bir şekilde te’vil ve ta’bir etmiştir. Hz. Danyal (AS) ise âfâkî rüyalar konusunun piridir. Fakat enfüsî konulara dair, İlâhî vahiy eşliğinde sahih bir ilim de sahibidir.

Hazret-i Danyal (AS) M.Ö. 5-6. yüzyıllarda Büyük Babil Sürgünü’nde yaşayan, Yahudilere gelmiş bir peygamberdir. İslam tarihi kaynaklarında Buhtünnasr olarak bilinen Babil kralı Nabukadnetsar II devrinde yaşamış ve Onun idaresinde “Belteşatsar” adıyla başdanışmanlık görevi yapmıştır. Hz. Danyal’in (AS) kabri İçel (Mersin) iline bağlı Tarsus ilçesindedir. Kabrinin keşfedilmesi Hz. Ömer (RA) döneminde Ebu Musa el-Eşari (RA) tarafından yapılan fetihte olmuştur. Mezarda aynı zamanda kendisine ait bir kitap da bulunmuştur. Kitap okunduğunda rüya konusuna dair olduğu görülmüştür. İslam rüya âlimlerinin hazırladığı ansiklopedilerde aktarılan Hz. Danyal’a (AS) ait tespitler bu kitaba dayanmaktadır. Son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında tarihçi yazar Talha Uğurluel’in yayınladığı videoda detaylıca anlattığı üzere, kabri tekrar bulunmuş ve açılmıştır.[3] Mezarında Hz. Ömer (RA) dönemine ait gümüş sikkeler bulunmuştur. Bu çerçevede kabrinin Tarsus’ta olduğu tarihen sabit ve kesindir. Mezarı, Tarsus merkezdeki Hz. Danyal Camii’ndedir.

Hz. Danyal’in (AS) kendisine ait olan rüya ve rü’yetler ile, Babil kralları Nabukadnetsar II ve oğlu Belşatsar’ın gördükleri ve sordukları rüya ve rü’yetler Danyal Kitabı’nda detaylıca geçmektedir. Nabukadnetsar II’nin gördüğü iki rüya Hz. Peygamber’in (SAV) meşhur ve güncel “Garkad Ağacı” hadisinin anlaşılmasında yardımcı olacak anahtar bilgiler içermektedir. Hz. Danyal (AS), birer müteşabih âyet gibi içerik sahibi olan sâdık rüya ve rü’yetleri râsih ilmiyle te’vil ederek insanlık âlemine vahiy kaynaklı metinlerin doğru anlaşılması ve te’vilinde rehberlik etmektedir. Özellikle sosyal ve siyasi içerikli metinlerdeki müteşabih dili çözme noktasında…

Nabukadnetsar II’nin Rüyası Etrafında Hz. Danyal’ın (AS) Rüya Konusunda Tespitleri

  1. Nabukadnetsar II’nin Birinci Rüyası:

Hz. Danyal’in rüya konusundaki temel tespitlerini Babil kralı Nabukadnetsar II’nin gördüğü ve unuttuğu rüyaya dair tabirlerinde görüyoruz. Nabukadnetsar II’nin rüyası 2. Bab’da şöyle geçmektedir:[4]

BAP 2

Ve Nebukadnetsarın kırallığının ikinci yılında, Nebukadnetsar düşler gördü; ve ruhu sıkıldı, ve uykusu kaçtı. 2 Ve düşlerini kırala anlatmak için sihirbazlar, ve falcılar, ve afsuncular, ve Kildanîler çağırılsın diye kıral emretti. Onlar da içeri girdiler ve kıralın önünde durdular. 3 Ve kıral onlara dedi: Bir düş gördüm, o düşü anlıyayım diye ruhum sıkılıyor. 4 Ve Kildanîler kırala Aramî dilile söylediler: Ey kıral, ebediyen yaşa; düşü bu kullarına anlat da, yorasını gösterelim. 5 Kıral cevap verip Kildanîlere dedi: O şey aklımdan çıktı; eğer düşü ve yorasını bana anlatmazsanız, parça parça edileceksiniz ve evleriniz gübrelik edilecek. 6 Fakat düşü ve yorasını gösterirseniz, benden hediyeler ve mükâfatlarla büyük itibar alırsınız; bunun için düşü ve yorasını bana gösterin. 7 Onlar yine cevap verip dediler: Kıral bu kullarına düşü anlatsın da, yorasını gösterelim. 8 Kıral cevap verip dedi: Gerçek vakit kazanmak istediğinizi biliyorum, çünkü o şeyin aklımdan çıkmış olduğunu görüyorsunuz. 9 Fakat düşü bana bildirmezseniz, sizin için tek bir hüküm vardır; çünkü vakitler değişinciye kadar önümde söylemek için yalan ve bozuk sözler düzdünüz; bunun için siz bana düşü anlatın, ben de yorasını gösterebileceğinizi anlıyayım.10 Kıralın önünde Kildanîler cevap verip dediler: Kıralın bu şeyini gösterebilecek yeryüzünde insan yoktur; çünkü hiç bir kıral, bir efendi, veya bir hükümdar, bir sihirbazdan, bir falcıdan, yahut bir Kildanîden böyle bir şey sormamıştır. 11 Ve kıralın sorduğu şey güçtür, ve meskenleri insanlar arasında olmıyan ilâhlardan başka, kıralın önünde bunu gösterecek kimse yoktur. 12 Bundan dolayı kıral öfkelendi, ve çok gazaplanarak Babilin bütün hikmetli adamlarını yok etsinler diye emretti. 13 Ve ferman çıktı, ve hikmetli adamlar öldürülecekti; ve öldürmek için Daniel ile arkadaşlarını aradılar.

14 O zaman, Babilin hikmetli adamlarını öldürmek için çıkmış olan kıralın muhafız askerleri başbuğu Aryoka Daniel hikmetle ve dirayetle cevap verdi; 15 kıralın başbuğu Aryoka cevap verip dedi: Kıral tarafından ferman neden bu kadar sıkı? O zaman Aryok işi Daniele anlattı. 16 Ve Daniel içeri girdi, ve yorayı kırala göstermek için kendisine vakit verilsin diye kırala yalvardı.

17 Bunun üzerine Daniel evine gitti, ve arkadaşları Hananyaya, Mişaele, ve Azaryaya işi bildirdi;18 ta ki, bu sırdan ötürü göklerin Allahından rahmetler dilesinler de, Daniel ile arkadaşları Babilin artakalan hikmetli adamları ile beraber yok edilmesinler. 19 O zaman Daniele bu sır gece rüyetinde açıldı. Bunun üzerine Daniel göklerin Allahını mubarek kıldı. 20 Daniel cevap verip dedi: Allahın ismi ezelden ebede kadar mubarek olsun; çünkü hikmet ve ceberrut onundur. 21 Ve vakitleri ve zamanları değiştiren odur; kırallar kaldırır, ve kırallar diker; hikmetlilere hikmet, ve anlayışlılara bilgi verir; 22 derin ve gizli şeyleri o açar; karanlığın içinde ne vardır bilir, ve ışık onun yanında yer tutmuştur. 23 Ey atalarımın Allahı, sen ki, bana hikmet ve kudret verdin, ve senden istediğimiz şeyi şimdi bana bildirdin, ben sana şükrederim, ve hamdederim; çünkü kıralın işini bize bildirdin. 24 Bunun üzerine Daniel, Babilin hikmetli adamlarını yok etmek için kıralın koymuş olduğu Aryokun yanına girdi; gidip ona şöyle dedi: Babilin hikmetli adamlarını yok etme; beni kıralın önüne götür de, kırala yorayı göstereyim.

25 O zaman Aryok Danieli hemen içeri, kıralın önüne götürdü, ve ona şöyle dedi: Yahuda sürgünlerinden, kırala yorayı bildirecek bir adam buldum. 26 Adı Belteşatsar olan Daniele kıral cevap verip dedi: Gördüğüm düşü ve yorasını sen bana bildirebilir misin? 27 Kıralın önünde Daniel cevap verip dedi: Kıralın sorduğu sırrı hikmetli adamlar, falcılar, sihirbazlar, büyücüler kırala gösteremezler; 28 fakat göklerde sırları açan bir Allah vardır, ve son günlerde ne olacağını kıral Nebukadnetsara o bildirmiştir. Senin düşün, yatağının üzerinde başının rüyetleri şunlardır:29 Sen, ey kıral, bundan sonra ne olacak diye yatağının üzerinde sana düşünceler geldi; ve sırları açan ne olacağını sana bildirdi.30 Ve bana gelince, bütün yaşıyanlardan ziyade bende hikmet olduğu için değil, ancak yora kırala bildirilsin de, sen kendi yüreğinin düşüncelerini anlıyasın diye, bu sır bana açıldı.

31 Sen, ey kıral, gördün, ve işte, büyük bir heykel. Büyük, ve çok parlak olan bu heykel senin önünde duruyordu; ve görünüşü korkunçtu. 32 Bu heykel, başı has altından, göğüs ve kolları gümüşten, karnı ve kalçaları tunçtan, 33 bacakları demirden, ayaklarının bir kısmı demirden bir kısmı balçıktandı. 34 Sen bakmakta idin, o vakte kadar ki, bir taş el sürülmeden yerinden kesildi; o taş demirden ve balçıktan olan ayaklarından heykeli vurdu, ve onları parça parça etti. 35 O zaman demir, balçık, tunç, gümüş, ve altın birlikte parçalandılar, ve yaz harmanlarının saman ufağı gibi oldular; ve onları yel kaldırdı, ve onlar için bir yer bulunmadı; ve heykeli vurmuş olan taş büyük bir dağ oldu, ve bütün dünyayı doldurdu.

36 Düş budur; ve kıralın önünde yorasını söyliyelim. 37 Ey kıral, kıralların kıralı, sen ki, göklerin Allahı kırallığı, kuvveti, ve kudreti, ve izzeti sana vermiştir, 38 ve insan oğullarının oturduğu her yerde, kırın hayvanlarını ve göklerin kuşlarını senin eline vermiştir, ve seni hepsi üzerine hükümdar etmiştir; altından olan baş sensin. 39 Ve senden sonra, senden aşağı başka bir kırallık çıkacak; ve bütün dünya üzerinde saltanat sürecek olan tunçtan başka üçüncü bir kırallık daha çıkacak. 40 Ve dördüncü kırallık demir gibi kuvvetli olacak, çünkü demir her şeyi parçalar ve kırar; ve onların hepsini ezen demir gibi, parçalıyacak ve ezecek. 41 Ve mademki ayakların ve parmakların bir kısmını çömlekçi balçığından, ve bir kısmını demirden gördün, bölünmüş bir kırallık olacak; fakat kendisinde demirin kuvveti olacak, çünkü demiri balçık çamuru ile karışık gördün. 42 Ve ayak parmaklarının bir kısmı demirden, ve bir kısmı balçıktan olduğu gibi, kırallığın bir kısmı kuvvetli ve bir kısmı dayanıksız olacak. 43 Ve mademki demiri balçık çamuru ile karışık gördün, insan zürriyetile karışacaklar; fakat demir balçıkla karışmadığı gibi onlar da birbirine yapışmıyacaklar. 44 Ve o kıralların günlerinde göklerin Allahı ebediyen harap olmıyacak bir kırallık kuracak, ve onun hâkimiyeti başka bir kavma bırakılmıyacak; ancak bu kırallıkların hepsini o parçalıyacak ve bitirecek, ve kendisi ebediyen duracak. 45 Ve mademki el sürülmeden dağdan bir taş kesildiğini, ve demiri, tuncu, balçığı, gümüşü, ve altını parçaladığını gördün; bundan sonra ne olacağını büyük Allah kırala bildirmiştir; ve düş gerçek, ve yorası doğrudur.

46 O zaman kıral Nebukadnetsar yüz üstü düştü, ve Daniele secde kıldı, ve ona takdime ve hoş kokular arzetsinler diye emretti. 47 Kıral Daniele cevap verip dedi: Mademki sen bu sırrı açabildin, gerçek sizin Allahınız, ilâhların Allahı, ve kıralların Rabbidir, ve sırlar açan odur. 48 O zaman kıral Danieli büyük etti, ve ona bir çok büyük hediyeler verdi, ve onu bütün Babil vilâyeti üzerine hâkim, ve Babilin bütün hikmetli adamları üzerine birinci reis etti. 49 Ve Daniel kıraldan diledi, o da Şadrakı, Meşakı, ve Abed-negoyu Babil vilâyeti işleri üzerine koydu; fakat Daniel kıral kapısında idi.

[Bu Bab’da Hazret-i Danyal (AS), rüyalar hakkında temel tespitler yapıyor. Öncelikle rüyaların insanın beyni ile alakalı bir olay olduğu tespitini yapıyor ve bunu vurguluyor. Bunu “başının rü’yetleri” olarak ifade ediyor. Sonrasında rüyaların duygular ile ilgili boyutu olduğunu ekliyor. Bu kısmı “kendi yüreğinin düşüncelerini anlayasın” cümlesiyle ifade ediyor. Bu iki tespiti beraber ele aldığımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin kalb tanımına ulaşıyoruz: “ Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı (duygularının göründüğü yer) vicdan, mâkes-i efkârı (düşüncelerinin yansıdığı yer) dimağdır.”[5] İnsan kalbi, hisseden ve düşünen kompleks bir yapıdır. Düşünen cephesine, dimağ ve beyin faaliyet yeridir. Kalbin, düşünmekle insanı hatalardan gemleyen boyutuna “akıl” denilir. Kalbin hisseden kısmına ise Arapça’da “fuad”, Farsça’da “gönül” ve Türkçe’de “yürek” adı verilir. Bazı rüyalar, kalbin akleden cephesiyle ilgilidir; bazıları ise, hisseden kısmı ile ilgilidir. Hz. Danyal, manevi kalbin insanın başında bulunduğunu, “başının rü’yetleri” ifadesiyle bildiriyor.[6] “Yüreğinin düşünceleri” tabiriyle de rüyaların rasyonel ve materyalist bir aklın değil, duygusal zeka denilen ve Batı dünyasının “intellect” olarak isimlendirdiği mücerred aklın eseri olduğunu vurguluyor. Sebepler dünyasının kuralları, düşünce sistematiği ve manayı aktarma tarzı ile rüyaların dili tamamen bir birinden farklıdır. Bu açıdan rasyonel bir akıl için rüyalar “anlaşılmaz iş” veya “karmaşık düşünceler demeti” dir. Kur’anın vurguladığı üzere…[7] Fakat entelektüel ve irfânî bir akıl için rüyalar, sembolik bilgiler hazinesi ve Sonsuz İlim Sahibi Allah ile bir konuşmadır.

Hazret-i Danyal (AS), Nabukadnetsar II’nin unuttuğu rüyasını bilmesi ile bir mucize göstermiştir. Çünkü bir insanın görüp de unuttuğu rüyayı başka birisinin bütün detayları görüp ona anlatabilmesi ihtimaliyat ilmine göre imkânsız derecede zor bir durumdur. Bu ise, Hz. Danyal’in (AS) rüyayı detaylarıyla bilmesini bir mucize kılar.

Hz. Danyal (AS), kralın rüyasını tabir etmesi ve rüyanın gelecek zamandaki olaylara detaylarına kadar işaret ettiğini göstermesiyle rüya hakikatinin İlâhî bir mucize olduğunu da göstermiştir. Çünkü insan aklının yüzlerce ve hatta bin yıl sonra meydana gelecek olayları detaylıca görebilmesi mümkün değildir. Özellikle insan toplulukları açısından yolgeçen hanı gibi olan Orta Doğu coğrafyasına dair… Kralın gördüğü bu rüyada İslamiyetin geleceği ve muazzam bir iktidar kurup Eski Dünya’ya hâkim olacağına dair açık işaretler bulunuyor. Hazret-i Danyal’ın (AS) yorumladığı rüyayı tarih sahnesiyle karşılaştırdığımızda şu manzarayı görüyoruz:

Kralın gördüğü rüyadaki altından olan krallık, Babil Devleti’dir. Gümüşten olan krallık, Babil devletini yıkan Pers Devleti’dir. Persler, Babil krallığına son verdi. Tunçtan olan krallık Büyük İskender kumandasındaki Yunan devletidir. Büyük İskender de Pers devletine son verdi. Daha sonraki dönemde Mezopotamya bölgesine ve Orta Doğu’ya tamamen hâkim olan devlet Roma İmparatorluğu’dur. Rüyadaki demirden olan krallık, Roma devletidir. Roma İmparatorluğu sonraki süreçte Kavimler Göçü ile ikiye ayrıldı. Bunlardan Roma’nın demir gibi gücünü devam ettiren Bizans ve Doğu Roma oldu; Batı Roma ise balçık gibi oldu. Doğu Roma ile Batı Roma bir birine destek olmayacak bir idare sergileyecekler, diye rüya bildiriyor. Yani balçık demir bir birine yapışamadı. Hazret-i Danyal (AS) rüyadan Orta Doğu’ya Babil Krallığı itibariyle tarih boyunca hakim olacak dört krallık kurulacağını ve bunlar içinde en güçlüsünün Roma İmparatorluğu olduğunu bu şekilde anlattıktan sonra bir taşın koparak bu heykeli parça parça edişini Allah’ın kurduğu krallık olarak tabir ediyor. Tarihin bize gösterdiği üzere Ortadoğu’da Bizans ve Roma hâkimiyetini parça parça edip 1453 yılında tarihten tamamen silen, Allah’ın kutsal taşı hükmünde olan ve gittikçe büyüyen bir kaya olarak bütün dünyaya doğru yayılan tek iktidar Hz. Peygamber’in (SAV) getirdiği İslam idaresidir. Ki o dönem itibariyle bilinen bütün dünyayı ele geçirmiştir. Kurulan farklı isimlerdeki İslamî iktidarların hepsi Kur’an anayasasına ve şeriatına dayanarak yönetildiklerinden İslam İktidarı hakikatinin tekliğini değiştirmezler. Kral Nabukadnetsar II’nin “Gelecek zamanda neler olacak?” düşüncesi içinde yatması üzerine rüyayı görmesi de gösteriyor ki, Hz. Peygamber (SAV) ve getireceği semavi, mukaddes iktidar Tevrat ile ve Hz. Danyal’ın (AS) tabiri ile açıklanmış oluyor.

Hz. Danyal’in (AS) yaptığı bu te’vil, Zebur’da geçen şu ibarenin de izahı olmaktadır: “Yapıcıların[8] reddettikleri taş,
Köşenin başı oldu;
Bu, Rab tarafından oldu,
Ve o, gözlerimizde şaşılacak iştir.”[9]

Hz. İsa (AS), Matta İncili 21. Bab’ında 43-44. âyetlerde Zebur’daki bu bahsi aynen aktarıp nasıl anlaşılması gerektiğini detaylıca şöyle açıklar:

“Siz kitapta:
‘Yapıcıların reddettikleri taş,
Köşenin başı oldu;
Bu, Rab tarafından oldu,
Ve o, gözlerimizde şaşılacak iştir,’
sözünü hiç okumadınız mı? Bundan dolayı size derim, Allah’ın melekûtu sizden alınacak, ve onun meyvalarını yetiştirecek bir millete verilecektir.[10] Ve bu taşın üzerine düşen parçalanacak, o da kimin üzerine düşerse onu toz gibi dağıtacaktır.”

Bu çerçevede Hz. Davud (AS) Zeburu’yla, Hz. Danyal (AS) kendi kitabı ve kitabında yaptığı bu te’villeriyle, hem Hz. İsa (AS) Zebur’a getirdiği izahıyla Eski Ahid ve Yeni Ahid’in, Hz. Peygamber (SAV) ve İslamiyet’ten verdiği haberlere ve şahitliğe üç yönden delil ve nümune olmaktadırlar. Bu şahitlikler İsrail devleti ve Yahudi milletinin, sürekli okudukları Eski Ahid’i anlamaktan ne kadar uzak olduğunu, semavilikten ne derece kopuk bulunduğunu ve peygamberlerini anlamaktan ne kadar âciz düştüğünü gösteren çarpıcı örneklerdir.]

  1. Nabukadnetsar II’nin İkinci Rüyası:

Nabukadnetsar II’nin gördüğü diğer rüya Daniel Kitabı’nın 4. Bab’ında geçmektedir. Nabukadnetsar bu rüya ve sürecini şöyle anlatır:

BAP 4

KIRAL Nebukadnetsardan bütün dünyada oturan kavmlara, milletlere, ve dillere: Selâmetiniz çok olsun. 2 Yüce Allahın benim için yapmış olduğu alâmetleri, ve hârikaları ilân etmek bana iyi göründü. 3 Alâmetleri ne büyük! ve hârikaları ne kuvvetli! onun kırallığı ebedî kırallıktır, ve saltanatı devirden devre sürer.

4 Ben, Nebukadnetsar, evimde rahat, ve sarayımda refah içinde idim. 5 Beni korkutan bir düş gördüm; ve yatağım üzerinde düşüncelerim, ve başımın rüyetleri beni üzdü. 6 Ve Babilin bütün hikmetli adamlarını önüme getirsinler de, bu düşün yorasını bana bildirsinler diye ferman ettim. 7 Ve sihirbazlar, falcılar, Kildanîler, ve büyücüler içeri girdiler, ve ben onların önünde düşü söyledim, fakat yorasını bana bildirmediler. 8 Fakat sonunda, ilâhımın ismine göre adı Belteşatsar olan, mukaddes ilâhların ruhu kendisinde bulunan Daniel önüme geldi; ve düşü ona söyledim: 9 Ey Belteşatsar, sihirbazların reisi, mukaddes ilâhların ruhu sende olduğunu, ve hiç bir sırrın sana güçlük vermediğini bildiğim için, gördüğüm düşün rüyetlerini, ve onun yorasını bana söyle. 10 Yatağımın üzerinde başımın rüyetleri şöyle idi: Baktım, ve işte, dünyanın ortasında bir ağaç vardı, ve çok yüksekti. 11 Ağaç büyüdü ve gelişti, ve boyu göklere erişti, ve bütün yerin ucuna kadar görülüyordu. 12 Yaprakları güzel, ve meyvası çoktu, ve onda herkes için yiyecek vardı; kırın hayvanları altında gölgelendiler, ve göklerin kuşları onun dallarında kondular, ve bütün beşer ondan yedi. 13 Yatağımın üzerinde başımın rüyetlerinde gördüm, ve işte, koruyucu ve mukaddes bir melek göklerden indi. 14 Yüksek sesle çağırdı, ve şöyle dedi: Ağacı kesin, ve dallarını koparın, yapraklarını yolun, ve meyvasını saçın; hayvanlar onun altından, ve kuşlar dallarından kaçsınlar. 15 Fakat köklerinin kütüğünü demir ve tunçla çemberliyip yerde, kırın taze otu içinde bırakın; ve göklerin çiği ile ıslansın; ve yerin otunda hayvanlarla beraber payı olsun; 16 onun insan yüreği değişilsin, ve ona hayvan yüreği verilsin; ve üzerinden yedi vakit geçsin. 17 Hüküm koruyucu meleklerin fermanı ile, ve iş mukaddeslerin sözü ile olmuştur, ta ki, yaşıyanlar şunu bilsinler, insanların kırallığı üzerinde Yüce Olan saltanat sürer, ve dilediği adama onu verir, ve insanların en aşağısını onun üzerine diker. 18 Ben, kıral Nebukadnetsar, bu düşü gördüm; sen, ey Belteşatsar, yorasını sen söyle, çünkü ülkemin bütün hikmetli adamları yorayı bana bildiremiyorlar; fakat sen bildirebilirsin, çünkü mukaddes ilâhların ruhu sendedir.

19 O zaman, adı Belteşatsar olan Daniel, bir müddet şaşkın durdu, ve düşünceleri kendisini üzdü. Kıral söyliyip dedi: Ey Belteşatsar, düş ve yorası seni üzmesin. Belteşatsar cevap verip dedi: Efendim, bu düş senden nefret edenlerin, ve yorası hasımlarının başına olsun! 20 O gördüğün ağaç ki, büyüdü ve gelişti, boyu göklere erişti, ve bütün dünyadan görülüyordu; 21 o ağaç ki, yaprakları güzel ve meyvası çoktu, ve onda herkes için yiyecek vardı; kırın hayvanları altında oturdular, ve göklerin kuşları dallarında kondular; 22 o ağaç sensin, ey kıral, sen ki, büyüdün ve geliştin, ve büyüklüğün artıp göklere, ve saltanatın yerin ucuna erişti. 23 Ve mademki kıral koruyucu ve mukaddes bir meleğin göklerden inmekte olduğunu gördü, ve: Ağacı kesin, ve onu harap edin; fakat köklerinin kütüğünü demir ve tunçla çemberliyip yerde, kırın taze otu içinde bırakın, ve göklerin çiği ile ıslansın, ve üzerinden yedi vakit geçinciye kadar, kırın hayvanları ile beraber payı olsun, diyordu; 24 ey kıral, yora, ve efendim kıralın üzerine gelen Yüce Olanın fermanı şudur: 25 insanlar arasından kovulacaksın, kır hayvanları ile beraber oturacaksın, ve sana öküzler gibi ot yedirecekler, ve göklerin çiği ile ıslanacaksın, ve insanların kırallığı üzerinde Yüce Olanın saltanat sürdüğünü, ve onu dilediği adama verdiğini bilinciye kadar, senin üzerinden yedi vakit geçecek.26 Ve mademki ağacın köklerinin kütüğü bırakılsın diye emrettiler; sen, göklerin saltanat sürdüğünü bildikten sonra kırallığın senin için temin edilecek. 27 Bundan dolayı, ey kıral, öğüdüm sana makbul olsun, ve salâhla suçlarını, ve düşkünlere acımakla fesatlarını kırıp at; belki rahatın uzatılır.

28 Bunların hepsi kıral Nebukadnetsarın başına geldi.29 On iki ay sonra Babil kırallığı sarayı üzerinde geziniyordu. 30 Kıral söyliyip dedi: Kıral evi olsun diye, kuvvetimin kudreti ile ve haşmetimin izzeti için yapmış olduğum büyük Babil bu değil mi?31 Söz daha kıralın ağzında iken göklerden bir ses indi: Ey kıral Nebukadnetsar, sana söyleniyor: Kırallık senden gitti;32 ve insanlar arasından kovulacaksın, ve kırın hayvanları ile beraber oturacaksın; sana öküzler gibi ot yedirecekler; ve insanların kırallığı üzerinde Yüce Olanın saltanat sürdüğünü, ve onu dilediği adama verdiğini bilinciye kadar, senin üzerinden yedi vakit geçecek.33 Ve bu söz Nebukadnetsar üzerinde, hemen o saat yerine geldi; ve insanlar arasından kovuldu, ve saçı kartal tüyleri gibi ve tırnakları kuşlarınki gibi uzayıncıya kadar, öküzler gibi ot yedi, ve bedeni göklerin çiği ile ıslandı.

34 Ve o günlerin sonunda, ben, Nebukadnetsar, gözlerimi göklere kaldırdım, ve aklım başıma geldi, ve Yüce Olanı mübarek kıldım, ve ebediyen Hayy olana hamdedip izzet verdim; çünkü onun saltanatı ebedî saltanattır, ve melekûtu devirden devre sürer; 35 ve dünyada oturanların hepsi bir hiç sayılır; ve gökler ordusunda ve dünyada oturanların arasında dileğine göre işler; ve onun elini durduracak, ve ona: “Ne yapıyorsun?” diyecek kimse yoktur.36 Hemen o vakit aklım başıma geldi; ve kırallığımın izzeti için haşmetim ve parlak gösterişim yine üzerime geldi; ve öğütçülerimle büyük adamlarım beni aradılar; ve kırallığımda pekiştirildim, ve büyüklüğüme daha alâsı katıldı.37 Şimdi ben, Nebukadnetsar, göklerin Kıralına hamdederim, ve yükseltip ona izzet veririm; çünkü onun bütün işleri hakikat ve yolları adalettir; ve kibirle yürüyenleri alçaltmağa kudreti olan odur.

[Nabukadnetsar II’nin rüyası, gerçekleşecek kesin bir kaderi bildiren bir rüyadır. Rüyadaki büyüyen ağacı, Hz. Danyal (AS), Nabukadnetsar’ın saltanatı olarak yorumluyor. Çünkü fiziksel manada kendisinin dünyanın ucuna kadar büyümesi mümkün değildir. Onun saltanatı bir ağaç gibidir. Saltanat ağacının meyveleri, idareciliğindeki ahlakî güzelliktir. Yapraklar ise, idaresinin bilgi ve hikmete dayanması anlamındadır. Ki Daniel Kitabı’nın başında geçtiği Nabukadnetsar II, üzere işgal ettiği ülkelerin hikmetli ve zeki gençlerini yetiştirip devletinde istihdam etmektedir. Ağacın dallarına göklerin kuşlarının konması, iktidarı döneminde ruhani özellikte kişilerin iktidar sisteminde görev alması anlamına gelir. Ki bu göklerin kuşlarının dört tanesi Daniel, Hananya, Mişael ve Azarya’dır. Onların mazhar oldukları mucizeler Daniel Kitabı’nın 3. Babı’nda geçmektedir. Ağacın gölgesinde kırın hayvanlarının gölgelenmesi, göçebe yaşayan kabilelerin Nabukadetsar’ın iktidarının gölgesinde varlıklarını devam ettirdiklerini ifade eder. İnsanların ağacın meyvelerinden yemesi ise, medeni ve şehirli halkın Babil iktidarının sergilediği adil idare ve ahlakî yapıdan manen beslendiklerini anlatır. Gökten inen mukaddes melek, Allah’ın gönderdiği bir musibettir ki Allah’ın kudretini göstermektedir. O musibetle, Nabukadnetsar II tahtını kaybeder.

Ağacın dallarının kırılması, Nabukadnetsar II’nin otoritesini kaybetmesine; ağacın harap edilmesi, iktidarının ve devletinin gücünün kırılması ve perişan olmasına; ağacının kökünün kütüğünün dahi sökülüp kırlara terk edilmesi, kendisinin kırsal alana terk edilmesi anlamındadır. Bir ağacın idare edicisi köküdür. Kışın ağacın özsuyu, köküne çekilir; havalar ısınınca ağacın her tarafına su yürür. Eğer rüyada kök de yakılsın denilseydi, Babil krallığı yok olurdu. Kütüğün demir ve tunç ile çemberlenmesi, Nabukadnetsar’a karşı İlâhî öfkeyi bildirdiği gibi, ona âcizliğini bildirme ve hissettirme gayesini de ifade eder. Rüya ilminde demir, hiddet ve öfke anlamına gelir. Tunç, kalay ve bakırdan meydana gelmektedir. Bakır, tanıtıcı bilgi demektir. Kalay ise, Arapça’da incir manasında olan “tîn” ile etimolojik olarak aynı olması ve incirin içe dönük, aciz ve çekingen yapıya sembol olması gösterir ki, Nabukadnetsar’ın yaşayacağı süreç kütüğün çemberlenmesiyle de gösterilmektedir. Göklerin çiği ile ıslanmak, manevi âlemin teslimiyet kanunlarıyla yoğrulmak demektir. Nabukadnetsar’ın yüreğinin hayvanların yüreğine değişmesi, geçici bir süre hayvani duygulara kapılması anlamında bir ceza olduğu gibi, Babil krallığını başına bela eden insanî hırs ve duygulardan sıyrılıp günahsız masum duygularla dolması anlamına da gelir. Bu çerçevede yaşayacağı vaka, tedavisi için iyi bir safha olmaktadır. 7 vakit, Nabukadnetsar’ın gelişim seyrine göre bu sürenin 7 gün, 7 hafta, 7 ay veya 7 yıl şeklinde uzayabileceğini gösterir.

Bir açıdan bakılırsa bu süreç, Nabukadnetsar için bir riyazet ve çile dönemidir. İslam tasavvuf ehlinden bazıları, riyazetin tam helal rızıkla olması için ot yediklerini ifade ediyorlar. Bu şekilde incelen ve latifleşen ruhları ile hakiki aydınlanmaya erişmişlerdir. Nabukadnetsar da benzer bir aydınlanmayı süreç sonunda yaşar ve bir mümin olarak tahtına geri kavuşur. İktidarı kendisinin elde ettiği algısından sıyrılır. Kendisine verdiği iktidar ile Allah’ın Babil halkını idare ettiğini anlar ve halka hamd ile ilan eder. Devleti gerçek manada “Bâbîl” (Allah’ın kapısı) halini ve adını alır.]

Garkad Ağacı Hadisi ve Te’vili

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِي اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ:

«لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوِ الشَّجَرُ: يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ، إِلَّا الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِ»

Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayetle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, gel de onu öldür!’ diye haber verecektir. Sadece garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” (Müslim, Fiten, 82)

a) Garkad hadisinin müteşabih oluşunun delilleri: Müteşabih ifadeler, edebiyat ve belagat ilminde mecaz adı verilen, sebepler dünyasında gerçekleşmesi fiziken mümkün olmayan, gerçekleştiğinde imtihan sırrını bozacak detaylar içeren ibarelerden meydana gelirler. Rüya ilminde bu tarz rüyalara Hz. Yusuf’un (AS) bildirdiği üzere “te’vil rüyaları” adı verilir. Hz. Yusuf’un (AS) rüyasında gördüğü üzere güneş, ay ve 11 gezegenin yeryüzüne inerek Hz. Yusuf’a (AS) secde etmeleri fiziken mümkün olmayan bir hadisedir. Bu çerçevede Hz. Yusuf (AS) rüyasının manası gerçekleşince “İşte bu, rüyamın te’vilidir” demiştir.[11] Kur’anın ifade ettiği üzere müteşabih ayet ve hadisler, “te’vil” isteyen mecâzî ifadeler olup iç içe benzetmelere dayanırlar. Bu bilgi eşliğinde garkad ağacı hadisine baktığımızda bu hadisin bir müteşabih hadis olduğuna dair birkaç delil bulunmaktadır: “Taş ve ağacın konuşması”, “garkad ağacının Yahudi ağacı olarak nitelendirilmesi”, “diğer ağaçlara rağmen garkad ağacının konuşmaması” bu hadisin müteşabih bir hadis olduğunun delilleridirler. Öncelikle taş ve ağaçlar, fiziksel olarak konuşursa bu bir mucize olur. Bu konuşmanın bütün ağaçlar ve taşlar tarafından yapıldığı kabul edilirse böyle bir olay herkesin iman etmesine sebep olacak bir hadisedir. Bu ise imtihan sırrını bozar ve bu durum onlarca Kur’an âyetiyle ifade edildiği üzere Allah’ın istemediği bir hadisedir. İmtihan sırrı, akla kapı açar fakat insan iradesini elinden almaz. İkinci olarak bütün mahlukat Allah’a aittir, Onun eseri ve yaratmasıdır. Bu çerçevede garkad ağacının, hadiste “Yahudi ağacı olarak nitelendirilmesi” ve “Yahudilere taraf çıkması” fiziksel manada hem imtihan sırrını bozan bir hadisedir, hem meşhud tevhidî hakikatlere zıt bir durumu ifade etmektedir. Bütün ağaçlar gibi garkad ağacı da, tevhid-i mutlak gereği Allah’a aittir, Yahudilerin ağacı olması tevhid hakikatine aykırıdır. Üçüncü olarak “diğer ağaçların konuşup Müslümanlara taraf çıkması” na rağmen, “garkad ağacının konuşmayarak Yahudileri koruması ve saklaması” da, fiziksel manada mümkün olmayan, garkad ağacını hür iradeli bir mahluk olarak gösteren mecâzî bir ifadedir.

b) Hadisteki ağaç ve taş ile yapılan teşabühün hakiki manaları: Yukarıda gördüğümüz Nabukadnetsar II’nin birinci rüyasına dikkat edilirse İslam İktidarı olan semavi kanunlar devleti veya halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkeler önce bir “taş” olarak ve büyüklüğüne göre “kaya” olarak rüyada temessül etmektedirler. Nabukadnetsar II’nin ikinci rüyasına dikkat edilirse Babil iktidarı gibi yönetimler gittikçe büyüyen ve yayılan bir “ağaç” olarak rüyalarda ve manevi âlemlerde sembolleşirler. Bu çerçevede devletler, rüya ve sembol ilminde eğer semavi ve uhrevi ise “taş devlet” olarak, eğer dünyevi ve arzî ise “ağaç devlet” olarak sembolleşirler. Bu tarz semavi devletlerin iktidar veya halkının semavi ve uhrevi algılarıyla yapılan zulümlere karşı tepkisi “taşların konuşması” olarak sembolleşirken; dünyevi iktidarların ve halkının, yapılan zulümlere karşı sarfettikleri adalet ve hak merkezli konuşma ve beyanları ise “ağaçların konuşması” olarak sembolleşir.

Bu temel bilgiler eşliğinde “garkad ağacı” hadisine baktığımızda şu tespitleri yapabiliyoruz: “ Ahir Zaman’da, Kıyamete yakın bir dönemde, Yahudiler ile Müslümanlar arasında büyük bir savaş yapılacaktır. Yahudiler, daha evvelinde Orta Doğu ve Kudüs civarına gelecek ve kendilerine ait bir devlet kuracaklardır. Bu devlet, “vaad edilmiş topraklar” Yahudi ülküsünü gerçekleştirmek için Orta Doğu’da yayılmaya çalışacaktır. Bu süreci başlatmadan önceki dönemde Yahudiler dünya genelinde organize bir yapı teşkil ederek Kudüs’te fiziken görünen Yahudi devleti haricinde en az bir tane daha “Yahudi ağacı/Garkad ağacı” yani “Yahudi devleti” dikeceklerdir. Yahudi Devleti’nin yapacağı işgal ve saldırılar esnasında Yahudi işgaline karşı, dünya devletlerinde karşı çıkacaklar iki grup ve özellikte olacaktır:

  • Babadan oğula saltanat şeklinde iktidarlar taşıyan krallıklar veya dünyevi güç odaklı iktidarlar bir “ağaç devlet” olarak,
  • Cumhuriyet tarzında, hilafet hakikatinin gölgesindeki idareler veya bilgi ve hikmet odaklı bir yönetime sahip iktidarlar ise bir “taş devlet” olarak

kendilerinin arkasına Yahudilerin ve Yahudi algısının sığınmasına izin vermeyeceklerdir. Başka açıdan ise, İslam ülkelerini “taş devlet”; gayr-ı müslim ve diğer devletleri ise “ağaç devlet” olarak da hadise göre ve Hz. Danyal’in (AS) yaptığı te’vile göre ele alabiliyoruz. Bu iki grup devlet, Yahudi işgalinin “hâlif” i (taraftarı) değil “muhalif” i olacaklardır. Yalnızca Yahudilerin kurduğu ve perde arkasında idare ettiği, Yahudi işgaline taraf çıkan bir devlet veya devletler (garkad ağacı/ağaçları) Yahudi zulmüne taraftar olacaktır. Eğer İslam ülkeleri yekpare olup Kudüs’ü fethe yönelirse bu durumda Yahudi halkının iltica ederek kendi arkasında saklanacağı bir devlet veya devletler (garkad ağacı/ağaçları) olacak ve onları ele vermeyecektir.” Hz. Danyal’in (AS) verdiği bilgiler eşliğinde, hadisin ifadelerinden, bu te’vili rahatça yapabiliyoruz.

Konjonktürel açıdan bakıldığında bu garkad ağacı veya ağaçlarının başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Ukrayna[12] ve daha geri planda İngiltere ülkeleri olduğu görünmektedir. Fakat daha derinlerde bu garkad ağacı, Mason ve Siyonist Dünya İktidarı’dır.[13] Bu iktidar, gözle görülmeyen bir Yahudi/Garkad ağacıdır. Fakat dal ve budakları, Nabukadnetsar II’nin gördüğü ağaç gibi, bütün yeryüzüne yayılmıştır. ABD, Ukrayna ve İngiltere bu gizli ağacın perdeyi yırtan dalları veya şubeleri hükmündedir. Yaşadığı dönemdeki dünya siyasetini perde arkasıyla dahi detaylarıyla bilen ve ona vakıf olan Bediüzzaman Said Nursi, 1930-40’lı yıllarda kendisinin Türkiye hududları dahilinde yapmaya çalıştığı sivil ve silahsız iman hizmeti mücadelesini engelleyenlerin Mason ve Siyon İktidarı olduğunu, yaşadığı dönem Türkiye iktidarının onlarla nasıl bir irtibat boyutu bulunduğunu şöyle ifade eder:

“Ve perde altında bilinmeyen ve küre-i arzın ekserini ve nev-i beşerin kısm-ı âzamını istibdadı altına alan bir müthiş cereyanın düğümü ve düğmesi ve mânen başı ve en müthiş olan o göçüp giden adam tokat yediği aynı zamanda, daha sene tamam olmadan, o müthiş cereyanın bütün başları ve taraftarları öyle semavî ve müthiş tokatlara ve şiddetli fırtınalı musibetlere tutulmaya başladılar ki; kıyamete kadar azâbını çekecekler ve çekiyorlar.”[14]

  • Hâl-i hazırda devam eden İsrail-Filistin savaşına dair, dünya genelinde bir çok ülke siyasilerinde ve halkında yaşanan ve sosyal medyanın uyandırıcı etkisiyle meydana gelen Filistin ve Gazze’deki Müslüman halk lehindeki uyanış ve taraftarlık hissi hadisteki “ağaç ve taşların konuşması” ve “Yahudileri ele vermesi” meselesini harikulade şekilde te’vil ettiği gibi,
  • Yahudilerin kurduğu ve perde arkasında idare ettiği ABD ve Ukrayna gibi devletlerin Yahudi işgalini masum ve haklı göstermeye çalışmaları “garkad ağacının Yahudileri arkasına saklanmaya çağırması” “Yahudilerin garkad ağacından kuvvet almaları” mecâzını da mükemmel şekilde te’vil etmektedir.

Hadisin işaret ettiği üzere yarın bir gün Filistin askerleri Kudüs’ü fethederlerse Yahudi halkının ABD ve Ukrayna’ya sığınacaklarını da hadis “Garkad ağacının Yahudileri arkasına sığınmaya davet etmesi” ifadesiyle ihbar etmektedir. Bu çerçevede Kader planında Yahudiler için muhtemel bir maddi veya manevi iltica ufukta görünüyor, diyebiliriz. Allahu a’lemu bi’s-savâb, lâ ya’lemu’l-gaybe illallah.

[1] Yusuf suresi, 4.

[2] Yusuf suresi, 100.

[3] Bakınız “Danyal Peygamber'in Kabri Bulundu ! Hemde Tarsus'da...” Video Linki: https://www.youtube.com/watch?v=42WXE-QE2rM

[4] Aşağıda Kitab-ı Mukaddes’ten aktarılan metnin akabinde köşeli parantezler ele başlayıp biten metin bana aittir. “Garkad hadisinin te’vili” kısmına kadar geçerlidir.

[5] İşârâtü’l-İ’caz, Bakara suresi, 7. Âyetin Tefsiri, İkinci Bir Mukaddime.

[6] Kur’an, insanın kalbinin, sadrının içinde olduğunu çeşitli yerlerde vurgular. Mesela Hacc suresi, 46. Sadr lafzının Arapça’da iki boyutu olduğundan Bediüzzaman Said Nursi, İsmail Gelenbevi’nin el-Bürhan isimli mantık bilimine dair kitabına yazdığı Ta’likat’ında sadr lafzının, ya insanın başı olarak veyahut insanın göğsü olarak anlaşılabileceğini ifade eder. ( İlim-Ma’lum Farkı Bahsi) Bu çerçevede, fiziksel kalbin yeri, göğüs kafesinin içi olduğu gibi; metafiziksel kalbin yeri de başın içindedir veya fiziksel kalpteki bazı merkezlerdir şeklinde bir tespit yapabiliyoruz. Son bilimsel araştırmalar fiziksel kalpte bu tarz yönler olduğuna dair tespitler yapmıştır.

[7] Yusuf suresi, 44.

[8] Burada, dünyada Siyon İktidarını kurmaya çalışan, temelinde yapı ve duvar ustası olan “yapıcı” lara dayanan Masonlar’a yönelik bir iğneleme bulunmaktadır. Zebur’un bu ifadesi, Masonlar’ı ve şerli icraatlarını reddetmektedir.

[9] Mezmur 118:22, 23.

[10] Yani “Siz İsrail olmayı, Allah ile yürümeyi, Allah’ın kudsiyetini kendi hayat aynasından şefkatle ve adaletle diğer insanlara sirayet ettirme makamını ve şerefini kaybettiniz!” Evet Kudüs’teki Yahudi devleti, şu an “İsrail” lakabını taşıyan Hz. Yakub (AS) şefkatini ve adaletini değil, bebek katili bir Firavun gaddarlığını ve zalimliğini sergiliyor.

[11] Yusuf suresi, 100.

[12] Ukrayna iktidarındaki Zelenski’nin köken olarak Yahudi olması bu meseleyi tam teyid eder bir durumdur.

[13] Masonluk başlangıçta duvar ustalarının kurduğu tamamen metafizik ve hakikat algısı odaklı bir tarikattır. Fakat zaman içinde, eski adı Azazil olan şeytanı takdis edip şeytanlaşan bir hal almıştır. Müslüman olmadan önceki hayatında bir süre masonların içinde bulunan Rene Guenon “Masonluk ve Kamponyonaj Üzerine Bir İnceleme” isimli kitabında, Masonluğun 13. ve 14. asırlardan itibaren doğrudan doğruya şeytana hizmet etmeye başladığını detaylıca ve delilleriyle işler. Kitabın sonundaki gravürler ve albüm göstermektedir ki, Masonluk dünyanın en gizli ve en tehlikeli terör örgütüdür. Örümcek ağı gibi her yere yayılmıştır. Ağına takılanların kurtulamamaktadır. (Guenon, bundan dolayı İslam sonrası döneminde Masonların zararından korunmak için daima adresini gizli tutarak yaşamıştır.) Kitabın albüm bölümünden anlaşıldığı üzere birçok ülkedeki siyasi suikastın arka planında Masonlar bulunmaktadır. Masonluk, müntesiplerine entelektüel imajlı fakat hakikatte alabildiğine sığ bir kibir ve semavi dinlere karşı bir istihza tavrı vermektedir. Ayrıca Masonluk, Allah’ın mukaddes kayası olarak Tevrat’ta yad edilen, başından sonuna kadar hak ve hakikatle dopdolu olan Kur’an ve İslamiyete karşı, içindeki kin ve hasediyle, Bakara suresinde detaylıca anlatılan “münâfıklar” a dair bütün özelliklerle örtüşen bir yapı ve psikoloji sergilemektedir.

[14] Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Risale-i Nur'dan Parlak Fıkralar Ve Bir Kısım Güzel Mektuplar, Yirmi Yedinci Mektubun Lâhikasından Alınmış Mühim Parçalar.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (25)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.