Elindeki dürbünü at, pencereleri aç

M. Maruf ÖZÜLKÜ

Eskiden kağıt kalemle, günümüzde ise çoğu kez klavye-monitörle dertleşerek efkarını döktürür yazar.  Yazıyı bitirdikten sonra ikinci kez okurken kendi kendini sansürler.
Yazar, yazdığını beğenmeme hatta yazıyı çöpe hediye etme lüksüne sahiptir. Bazen editör de bu hakkı kendinde görür.  Çünkü olmamış, ham yazıların akibeti maalesef budur.
Evet, bir yazar için en zor şey, ne yazması kadar ne yazmaması gerektiği hususudur. Bu nedenle her yazı yazanın kendince kriterleri vardır.
Mesela, beni yanlış anlatan-tanıtan,  hakkımda,  haketmediğim istifhamları ya da önyargıları oluşturan yazılardan korkarım.
Ne dediğim değil ne demek istediğimin konuşulduğu sözlerimden çok niyetimin sorgulandığı yazıları kaleme almaktan çekinirim.
“O zaten iflah olmaz şucu”, “Onda şu hastalık var zaman zaman böyle nükseder” yargılarının muhatabı olan bir yazar olmak istemem.
***
Hele hele siyasi değerlendirmelerde okuyucuyu memnun etmek imkansızdır. Sizi destekleyenler, “iyi de yumuşak yazmışsın” der, size kızanlar ise “ifrat etmişsin” der.
Bu alanda herkesin söyleyeceği bir söz vardır. Kanaatler, kanaat olarak kalmaz, kesin iddiaya dönüşür ve herkes birbirini aksi yorumundan dolayı  ağır bir dille suçlar.
Siyasiler de, kendilerine destek veren insanlar kadar iyi niyete sahip değildir çoğu kez.  Partililerin sadakati kadar parti yöneticilerinin sadık olmadığı bir ülkedir burası.  Seçilmediklerinde ya da aday gösterilmediklerinde anında  “mücahit” yada “demokrat”  olan adam karşı safta yer alır. Sonra yüzü kızarmadan gelir terkettiği gemiyi kurtarma iddasında bulunur ve milleti buna ikna eder.
2000’deki büyük ekonomik krizde “bankasını hortumlayan banka sahipleri” vardı. Bugün de partisini önce hüpletip sonra gümletenler var. Delegenin alicenablığına ne demeli:
“Al hadi tekrar şişir…”
***
Kavramlar üzerine konuşmak yerine kişiler üzerine kanaatlerimiz de çoğu kez sıkıntı kaynağıdır. Kişinin özelliklerine özel duruşuna göre değerlendirmede bulunduğumuzda tutarlı olamama durumuyla karşı karşıya kalıyoruz.
Oysa doğru nereden gelirse gelsin doğrudur. Yanlış da kimden kaynaklanırsa kaynaklansın yanlıştır. “Kim demiş” den önce “ne demiş” ve nasıl demiş” demeli insan…
Ama biz niyet okumaya bayılıyoruz.
“O öyle dedi ama şunun için dedi...”  
“O öyle der ama samimi değil…”
***
Bir de  yazarın öncelikleri var olmalıdır. Herkesin kavgasına katılmak zorunda değildir yazar. O ne anlatmak istiyorsa, onu öne almalıdır.
Ortalığı toz dumana katanların arasına katılmak istiyorum. Tozunuz dumanınız sizin olsun.
 “Muhabbet fedaisi” olan “muhabbete tesanüde ifrat” derecesinde dahi cevaz veren öğreticinin sesini dinlemeyi tercih ediyorum.
Kollarını tüm ehli İslama açan ve takipçilerini Muhammed (asm) ümmetini kurtuluş sahiline taşıyan geminin hademeleri olarak nitelendiren Bediüzzaman’a kulak verelim diyorum. Çünkü onun sinesi geniş davası büyük.
Diyor ki, “Yolda beni biri kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış ne ehemmiyeti var. Dar düşünceler dar görüşler…”
 “Dar düşünceli” ve “dar görüşlü” olmayı kim ister. Kimse istemez. İstemeden hizmete engel olduğu için zaten “dar” sıfatına düçar olur insan. Dar dürbünle bakarsak herkesi ecnebi heryeri vahşet görebiliriz.
Dürbün, etrafı göstermez noktayı gösterir. O yüzden nacizane diyorum ki:
Atın elinizdeki dürbünü açın tüm pencereleri…

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.