Zerreler ve Elif

Elif GÜNEŞTEKİN

Bismillah

​İnsan, yaşadığı mekânın sadece bir sakini değil, o mekândaki eşyanın da muhatabıdır. Benim dünyamda farklı odalar, farklı istidatlar ve farklı "Elif" ler var. Her bir oda, içindeki eşyalarla birlikte beni adeta manyetik bir alan gibi kendine çekiyor ve bana münasip bir vazifeyi teklif ediyor. Bir oda tefekkürü ve yazmayı telkin ederken, diğeri bambaşka bir hakikate kapı aralıyor. İşte bu noktada fehmediyorum ki; eşya, sıradan "şeylerden" değil, hayattar "şahsiyetlerden" müteşekkildir.

​Üstadım Hazretleri’nin Kızıl İcaz’da ifadesi, bu odalara ışık saçıyor; “'Şey' unvanını taşıyan her nesne hayattardır.” Bizim camid diye adlandırdığımız her bir cisim, aslında kendine mahsus bir hayat mertebesine ve bir tesbihat vazifesine sahiptir.

Yine Kızıl icaz’da geçiyor:

​“Binaenaleyh, bir ruha mahal olan bir cisim içinde bir cemaat, belki pek çok cisim cemaatleri vardır.”

​Bu hakikat penceresinden bakıldığında; odamdaki masa, kâğıt, kalem veya duvardaki bir tablo, sadece atom yığınları değil; her biri birer "ruha" menzil olan, zerrelerden mürekkep azim birer cemaattir. Bir insan bedeninde milyarlarca hücrenin bir cemaat olup tek bir ruhun emrine girmesi gibi, eşyanın her bir cüzü de o "büyük vazife" için bir araya gelmiştir.

​Peki, bu eşyalar bizi nasıl belli bir işe sevk ediyor? İşte burada zıddın müdahalesi ve manyetizma devreye girer. Bir mıknatısın zıt kutupları arasındaki o görünmez kuvvet nasıl ki bir hareketi doğuruyorsa; eşyanın içindeki zerreler de o "şey" olma vasfıyla bir çekim alanı oluşturuyor.

​Odadaki "Elif", kendi başına bir harf olmanın ötesinde, içinde kâinatın fihristesini saklayan bir çekirdek gibidir. O Elif'in bir odada başka, diğer odada başka bir işlev görmesi, zerrenin bulunduğu makama göre aldığı vazife-i mahsusayı gösterir. Demek ki her şey, bir nizamın parçası olarak hayattardır ve her bir "şey", içinde barındırdığı zerre cemaatleriyle birlikte, büyük bir kâtibin kaleminden çıkan canlı birer harf hükmündedir.

Evet, her bir mevcut zerrelerden mürekkep birer harf olup, arkasındaki nihayetsiz manaları ilan etmekle vazifelidir.

​Bir ruha mahal olan bir cisim içinde bir cemaat, belki pek çok cisim cemaati vardır. Odamdaki her bir nesne, milyarlarca hayattar memuru, hassas beş kuvveti ve duyguları barındıran birer “cisim cemaatidir.” İnsanın şahsı, nasıl ki bütün Yasin Suresi’nin içinde yazılı olduğu bir “Yâsin” kelimesi gibidir; aynen öyle de her bir zerre ve hücre, o büyük hayatın küçük birer numunesidir. Cisim cemaatleri, hikmetin emriyle bir araya gelerek o odadaki “büyük vazife” için bir intizam dairesi oluştururlar.

​Eşyanın bu vazifedar hali, Üstad’ımın Kızıl İcaz’ında ifade ettiği “Hayat ile cisim arasında ma’kuse bir nisbet (ters orantı) vardır.” Yani cisim ne kadar kesafetini terk edip şeffaflaşırsa, hayat ve duygular o nispette o mekânda artar ve parlar.

​Bu hakikatin en berrak aynası, Hidrojen ve Oksijen atomlarıdır. Bu unsurların her biri, aslında kâtib-i ezelînin kaleminden çıkmış birer “canlı Elif” hükmündedir. Hidrojen yanıcı, oksijen ise yakıcı fıtratı ile kendi “benliklerini” (cismaniyetlerini) taşırlarken; “zıddın müdahalesiyle” bir araya geldiklerinde, bu maddî vasıflarından vazgeçerler. İşte bu ma’kuse nisbet sırrıyla; yanıcılık ve yakıcılık söner, yerini şeffaf berrak olan “su”ya bırakır. Cisim geri çekilmiş, “Hayy” ismine şeffaf bir ayine olan hayat fışkırmıştır. Atomların bu feragati, hikmetin hükmettiği o muazzam hizmet perdesini oluşturur.

​İnsan, kâinat fihristesinin düğüm noktasıdır. Ancak bu fihriste, sadece durağan bir liste değil; her bir maddesi birbirine bağlayıcı bir Elif ile tutturulmuş canlı bir örgüdür. Otuzuncu Söz’de beyan edilen Ene, kâinatın dağınık zerrelerini ve harflerini birbirine bağlayan, onları birer “cisim cemaati” haline getirerek mana ifade etmesini sağlayan ince bir tel hükmündedir.

​Bu tel, başlangıçta bir farazi isim (mülkiyet iddiası) suretinde tezahür eder. Ancak insan ne vakit bu mülkiyetin hayalî olduğunu anlayıp Malikini bilirse, o farazi isim şeffaflaşarak hakiki bir “harf” mertebesine yükselir. İşte o an, bu ince tel üzerinden “iman ve marifet elektriği” akmaya başlar. Zira karanlık bir odadaki eşyanın vazifesini okuyabilmek için ruhun tenvir edilmesi lazımdır. İman elektriği o Elif hattı üzerinden zerre cemaatlerine ulaştığında, her bir zerre birer lamba gibi yanar ve üzerindeki “büyük vazife” yazıları okunur hale gelir. Tıpkı “Yâ” ve “Sîn” harflerinin bu bağlayıcı tel ile birleşip “Yâsin” kelimesini oluşturması ve o kelimenin içine koca bir “Yasin Suresi”nin fihristesinin aydınlanarak örülmesi gibi; aydınlanmış bir ruh için artık her mekân marifetullahın parladığı bir dershanedir.

​Üstadım hazretlerinin 29. Söz’de işaret ettiği “Elifler Kerameti”, bu muazzam nizamın tesadüfe yer bırakmayan ilahi bir kast olduğunun ilanıdır. Emirdağ Lâhikası’nda geçtiği üzere, mumlu kâğıtlara yazılan o Eliflerin birbirini muhafazası, zerrelerin ve harflerin birer vazifeli memur olduklarının ispatıdır.

İnsanın ruhundaki “bağlayıcı Elif teli”, sıradan bir hat değildir; o, kâinatın zerrelerini birbirine bağlayan manevi bir şirazedir.

Eğer ene olan elif, Malikini tanımazsa şiraze kopar; yani zerreler ile ruh arasındaki o incizab ve dostluk bozulur. İnsan kâinata yabancılaşır.

İnsan, Malikini bildiği an bu telden “marifet elektriği” akmaya başlar. İşte o zaman hanemizdeki o sessiz oda, sadece taş ve ahşaptan ibaret bir mekân olmaktan çıkar, ruhla aynı lisanı konuşan hayattar bir cemaate dönüşür.

Siz ruhunuzdaki o ince telden marifet nurunu geçirdiğinizde, ruhunuz manevi bir mıknatısiyet kazanır. Odadaki zerreler ki her biri hassas beş kuvvet ve duygularla donatılmış birer memurdur bu nura karşı derinden bir incizab hissederler. Onlar zaten itaatkâr askerlerdir; sizin ruhunuzdaki nuru gördükleri an, ona ram olurlar.

Bu durum, bir sazın teline vurulduğunda yanındaki diğer sazın aynı telinin hiç dokunulmadan titremesine benzer. Ruhunuzdaki “vazife aşkı” titrediğinde, odadaki eşyanın zerreleri de kerametli bir tevafukla aynı frekansta ihtizaza (titreşime) başlar. Eşya size küsmez, aksine sizinle aynı manevi dili konuşarak sizi o işe, o hikmete doğru sessizce sevk eder.

Bu manevi uyum sayesinde eşya ile ruh, aradaki yabancılık perdesini yırtarak tek bir vücut gibi aynı maksada yönelir. Artık siz odayı yönetmiyorsunuzdur; oda sizinle, siz odayla beraber “Büyük Vazife”nin bir parçası olmuşsunuzdur. Zerrelerin bu nizamlı dizilişi ve ruhumuzla kurdukları bu derin ünsiyet, kâinat kitabının her bir satırında ilahi bir kerameti ve Sâni-i Zülcelal’in tasarrufunu ilan eder.

​Bu hayattarlık ve aydınlanma sırrı kelamda da caridir. Hüsrev abinin “Benim gibi konuşan çok kalblere hayat vermiş” sözü, üslup dairesindeki harf zerrelerinin o ince tel üzerinden akan hayatla nasıl canlandığını gösterir. Kişi o tarz-ı has ile konuştuğunda, kendi şahsi sesinden (cisminden) vazgeçip ma’kuse bir nisbetle “hayat” mertebesine yükselir. Meyve Risalesi ise, Denizli hapsinin dar koğuşunun, bu iman elektriği ve bağlayıcı Elif sırrıyla nasıl bir hakikat bahçesine dönüştüğünün en muazzam örneğidir. Esaretin (zıddın) müdahalesiyle cismin kesafeti kırılmış; zerreler ebedi hakikatlerin ışıl ışıl lambaları olmuştur.

​Evet, hidrojen ve oksijen gibi zerreler başıboş değiller bu cihetlede mekânlar ve kelamlar hayattardır. Her bir zerre, kâinatın fihristesini taşıyan bir ayine; her bir eşya hayattar birer cemaattir. İnsan ise, elindeki “bağlayıcı Elif” emanetiyle bu hikmet menzillerinde gezinen ve ruhundaki iman elektriğiyle kâinatı aydınlatan bir vazifedardır.

​Odamın sessizliği ile Denizli hapsinin tefekkürü, aynı hikmetin farklı perdeleridir. Zerreler, ma’kuse bir nisbetle cisimden vazgeçip hayata hizmet ettikçe; kâinatın her bir sayfası, o “büyük vazife”yi ilan eden muazzam bir kitaba dönüşür. İnsan, kendi Elif’ini Malikine teslim edip bir “harf” olduğunu bildiği ve o ince telden marifet nurunu akıttığı an, kâinatın bütün odaları ona ebedi birer saadet sarayı olur.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.