Zerrede Âlemi Taşıyan Şuur

Elif GÜNEŞTEKİN

Dünyaya Sığmayan, Bir Hatıraya Sığar.

İnsan dünyaya sığmaz.

En geniş imkânlar bile kalbini doyurmaz. İçinde maddî ölçülere uymayan bir genişlik vardır. Sonsuzluğu ister, ebedi arar, hakikati talep eder.

Fakat aynı insan, bir hatıraya hapsolur.

Bir kelime onu günlerce meşgul eder.

Bir bakış bütün bedenini titretebilir.

Bu nasıl mümkündür?

Mesnevi-i Nuriye bu hâli şöyle ifade eder:

Ey insan! Fâtır-ı Hakîm'in senin mahiyetine koyduğu en garib bir halet şudur ki: Bazan dünyaya yerleşemiyorsun. Zindanda boğazı sıkılmış adam gibi "of, of" deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde, bir zerrecik bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin, o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun.” (Mesnevi-i Nuriye 177.sh - Risale-i Nur)

Burada bir paradoks vardır.

Neden Paradoks?

Paradoks, zıt gibi görünen iki hakikatin daha derin bir seviyede aynı yapının iki yüzü olduğunu gösterir.

Şuur: Hem sınırlı bir bedende görünür, hem sınırsız anlam ister.

Hem dünyaya sığmaz, hem bir zerreye yerleşir.

Bu çelişki değil; insan mahiyetinin çift yönlü yapısıdır.

Paradoks çözülmez; anlaşılır.

Dimağda Ne Olur?

Bir hatıra aktive olduğunda:

Hipokampus (hafızayı düzenleyen ve geçmişi çağıran bölge) verileri birleştirir.

Amigdala (duygusal yoğunluğu düzenleyen merkez) hatıraya his yükler.

Korteks (düşünme ve anlamlandırma merkezi) manayı yeniden kurar.

Aynı anda, Otonom sinir sistemi devreye girer. Kalp hızlanır, nefes değişir, hormonlar salgılanır.

Geçmiş bir olay, bedende yeniden “şimdi” hâline gelir.

Fakat dikkat çekici bir gerçek vardır: Beynin kendisinin ağrı duyusu yoktur.

Beyin dokusu doğrudan acı hissetmez. Ağrı algısı çevre yapılar ve sinir yolları aracılığıyla oluşur. Bu bize şunu gösterir:

Beyin bir üretici değil; bir işleyicidir.

Hissedilen acı ve sevinç, yalnızca beyin dokusunun işi değildir; bütün sinir sistemi ve şuurun birlikte ortaya koyduğu bir tecrübedir.

Mesnevi-i Nuriye devam eder:

Nasıl küçük bir cam parçasında; gök, yıldızlarıyla beraber içine girip garkoluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hâfızanda, senin sahife-i a'malinin ekseri ve sahaif-i ömrünün ağlebi içine girdiği gibi; çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder. (Mesnevi-i Nuriye 177.sh - Risale-i Nur)

Küçük bir cam parçasında gökyüzü görünür Lakin gök camın içine fiziksel olarak sığmaz. Orada olan şey yansımadır.

Aynı şekilde; hardal kadar küçük hafızada bir ömür temsil edilir.

Nörobilim gösterir ki hafıza tek bir hücrede değil; dağıtık sinir ağlarında kodlanır. Bir hatıra, beynin farklı bölgelerinde temsil edilir.

Demek ki küçük şeyler büyükleri yutmaz; büyükler küçükte görünür.

Şuur bir kara delik gibi yutmaz; bir ayna gibi gösterir.

Ayrıca Beyin biyolojik bir ağdır; Nöronlar düğüm noktalarıdır.

Sinapslar bağlantı hatlarıdır.

Elektriksel iletim veri akışıdır.

Milyarlarca nöron, trilyonlarca bağlantıyla birbirine bağlıdır.

İnternet de böyledir.

Bir veri paketi öncelik kazanırsa, bant genişliğini kaplar.

Diğer akış yavaşlar.

Şuur da yöneldiği yerde yoğunlaşır.

Yoğunlaştığı yerde büyür.

Enerji nereye akarsa, hâkimiyet orada belirir.

Bu şekilde devam eden bir düzen içinde beyin hiç mi dinlenmez ...

Evet dinlenmez yani Beyin uyumaz; çalışma biçimi değişir.

Özellikle REM uykusu (Hızlı Göz Hareketi evresi) sırasında: Beyin aktivitesi uyanıklığa yakındır.

Rüyalar görülür.

Hafıza pekiştirilir.

Duygusal deneyimler işlenir.

Sinaptik bağlantılar düzenlenir.

Yani uyku, kapanış değil; bakım ve yeniden düzenleme sürecidir.

Uykusuzlukta; duygular aşırı büyür. Dikkat dağılır. Mantık merkezi zayıflar. Stres artar.

Dinlenmek, çalışmanın durması değil; çalışmanın yön değiştirmesidir.

Şuur sürekli temerküz hâlinde kalırsa yorulur. Uyku, şuurun dengelenme zamanıdır.

Büyük Paradoksa girelim ...

Evet fen der..

Hatıra = Nöral aktivasyon + hormonel tepki + dikkat daralması.

Risale hakikatlerinden anlaşılıyor ki:

Latifeler = Yayılma kabiliyeti + yoğunlaşma hassasiyeti.

Birleştirince:

Şuur hem alan gibi genişler,

hem ayna gibi gösterir.

Hem inbisat eder,

hem temerküz eder.

Hem sonsuzluğu ister,

hem bir zerrede toplanır.

Bu bir zayıflık değildir.

Bu, mahiyet-i insaniyeye dercedilmiş bir sırdır.

Aynı istidat:

Gafletle sönebilir,

Hakikatle nurlanabilir.

Bu cihetle şuur korunmalı..

Şuurunun nereye yöneldiği hayatını belirler.

Şuurunu korumak için:

Dikkatini Bilinçli Yönlendirmek.

Sürekli olumsuz hatıralara yoğunlaşma.

Küçük Şeyleri Büyütmemek.

Bir kelimeye batma. Küçük şeylerin büyük latifeleri yutmasına izin verme.

Uykunu İhmal Etmemek.

REM uykusu, şuurun duygusal dengesini korur. Uykusuzluk şuur daralması üretir.

Hakikate Temerküz Etmek.

Şuur nereye bakarsa orada büyür. Şükür, tefekkür ve anlamlı meşguliyet şuur alanını genişletir.

İç ve Dış Dengeyi Kurmak

Dış dünya ile meşgul olurken iç dünyanı ihmal etme. İnbisat ile temerküz arasında denge kur.

Şuur, ne yalnızca nöral bir kıvılcımdır, ne de bedenden bağımsız bir hayal.

O, biyolojik bir ağ üzerinde görünen manalı bir tecellidir.

Beyin çalışır, ağlar ateşlenir, hatıralar aktive olur.

Fakat bütün bu faaliyetlerin içinde asıl dikkat çeken şudur:

İnsan, küçük bir yapıda büyük hakikatleri taşıyabilecek bir istidatla yaratılmıştır.

Nasıl küçük bir cam parçasında gök görünürse, nasıl hardal kadar bir hafızada bir ömür temsil edilirse, insan da sınırlı bir bedende sınırsız manalara açılabilir.

Fakat aynı istidat, yönünü kaybederse daralır.

Temerküz hakikate değil de heveslere dönerse, küçük bir şey bütün alanı işgal edebilir.

Demek ki mesele büyüklük ya da küçüklük değil; yöneliştir.

Şuur nereye bakarsa, orası genişler.

Şuur neye bağlanırsa, orası derinleşir.

İnsan, kâinatı kuşatabilecek bir istidat taşır.

Ve o istidatın istikameti, hayatının rengini belirler.

Şuurun iki hareketi olan; İnbisat (Yayılma) ile İnsan geçmişi, geleceği ve kâinatı düşünebilir.

Ve Temerküz (Yoğunlaşma) ile bir kelimeye takılı kalabilir.

Bu çelişki değildir. Bu, insan mahiyetinin çift yönlü yapısıdır.

İnsan hem genişleyebilir hem toplanabilir.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.