Maddede ve manada 7 mühür

Elif GÜNEŞTEKİN

​7’ler tevafuku, rakamların manada yolculuğuna işaretlerdir. Kâinat kitabının her sayfasına vurulmuş birer “Vahdet Mührü “dür. Kudret kalemi, en küçük birim olan zerreyi hangi nizamla yazmışsa; dimağı, güneşi ve semavatı da aynı yedi basamaklı mühürle imzalamıştır.

​Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin “Anatomi (teşrih) ilmi, insanın kendini bilmesinin anahtarı olup, bu da Rabbini tanımanın anahtarıdır” düsturu, zerrenin kalbinde tecelli eder. Bir atomun anatomisini bilmek, “Bismillah”ın madde üzerindeki hecelenişini görmektir.

Kuantum Mekaniği, atomun çekirdeği etrafındaki elektronların rastgele değil, tam yedi ana enerji seviyesinde katmanda dizildiğini söyler. Bu katmanlar fenni literatürde K, L, M, N, O, P, Q harfleriyle temsil edilir.

Bir elektron merdiven çıkar gibi en içteki K katmanından en dıştaki Q katmanına kadar yedi basamak yükselir.

Her katman formüllerle belirlenmiş kesin bir kapasiteyle çalışır. Bu öyle bir nizamdır ki; dördüncü katman (N) dolmadan beşinciye (O) geçilmez. Bu durum, zerrenin içinde tesadüfe yer olmadığının, her bir parçacığın ilahi bir mizanla koşturulduğunun ispatıdır.

​En basit ve tek elektronlu olan Hidrojen atomu, bu nizamın en saf delilidir. Hidrojende tek bir elektron bulunmasına rağmen, atomun anatomisinde yedi katmanlı potansiyel olarak her an mevcuttur.

Güneş, esbab dairesinde bir Hidrojen kütlesidir. Güneşin kalbinde ihata edilemez bir basınçla hidrojen atomları helyuma dönüşürken madde enerjiye inkılap eder.

​Güneşin merkezindeki enerji, hidrojenin o tek elektronunu alt katmanlardan üst katmanlara 7. Katmana kadar fırlatır.

​Elektron, fıtri bir teslimiyetle eski makamına dönerken o yedi basamaklık farkı ışık olarak dışarı salar. Yedi basamaklı anatomik merdiven, güneşin yanması ve nura inkılabına vesiledir. Güneşin “lamba” olarak hizmet görmesi, hidrojenin atomik bir emirle bu yedi katmanda secde etmesine bağlıdır.

Risale-i Nur’dan:

Hadîs olarak işitiliyor: “Her akşamda güneş arşa gider, secde eder. İzin alıyor, sonra geliyor.” Evet şemse müekkel olan melek; ismi şems, misali de şemstir. Odur gider, gelir. (Muhâkemat 60.sh)

​Bu iki hakikat arasındaki münasebeti, esbabın arkasındaki şuur ve memuriyet boyutunu düşünürsek; elektronun atom içindeki “mikro secdesi” ile koca güneşin Arş altındaki “makro secdesi” birbirini teyid eden iki harika delil hükmündedir.

Elektronun fıtri bir teslimiyetle yedi basamaklı merdiveni inip çıkarken dışarıya “nur” saçması, aslında maddenin en küçük biriminin lisan-ı haliyle ettiği bir ibadettir. Ancak bu muazzam nizamın bir de melekût ciheti vardır ki; fen de “enerji sıçraması” dediği şey, hakikatte atomik bir itaat tir.

Zerrede, Hidrojenin o tek elektronu, dışarıdan aldığı emirle yedi katmanlı anatomik basamaklarda koşturularak "nur" üretmeye memur edilmiştir. Elektronun üst katmana çıkışı bir "miraç", fıtri makamına dönüşü ise nur saçan bir "secdedir."

​Kürede Güneş, o yedi katmanlı atomik nizamıyla dünyayı aydınlatırken; ona müekkel olan melek de her an Arş’ın altında “Bismillah” diyerek izin almakta ve o devasa kütleyi bir “vazifeşinas memur” vakarında döndürmektedir.

​Güneşin bir "lamba" olarak hizmet görmesi, hidrojenin atomik bir emirle bu yedi katmanda secde etmesine; güneşin bir "memur" olarak intizamla dönmesi ise ona müekkel olan meleğin Arş altındaki secdesine bağlanır. Bu durum sarsılmaz bir vakarla ispat eder ki; elektronu yedi yörüngede döndüren kudret ile, koca güneş kütlesini Arş altında secdeye sevk eden irade aynıdır.

​Ancak elektron o yüksek enerji seviyesinde üst katmanlarda kararlı kalamaz. Oraya sadece bir vazife için çıkmıştır. Kendi fıtri makamına geri dönerken, o yedi basamaklı merdiven arasındaki enerji farkını dışarıya ışık parçacığı olarak salar.

​Bizim “nur” veya “renk” olarak gördüğümüz her şey, aslında elektronun o katmanlar arasındaki “teslimiyet ve dönüş” hareketidir.

​Elektronun hangi katmandan hangi katmana indiği, yayılan ışığın rengini belirler.

​Eğer elektron çok yüksek bir basamaktan mesela 7. Katman olan Q’dan en alta düşerse, daha yüksek enerjili mor/mavi tonları bir ışık üretir.

​Daha yakın basamaklar arası geçişler ise kırmızı/turuncu tonlarını doğurur.

​Güneşten gelen yedi renkli ışık, hidrojendeki o yedi katmanlı yapının içindeki bu muazzam “sıçrayış ve dönüş” hareketlerinin bir meyvesidir. Elektron o yedi basamaklı merdivenin nizamında hareket ediyor.

Nazarımızı şimdi bu zerreden göz bebeğine çevirelim. Göz bebeği, atomların yedi katmanlı nizamıyla inşa edilmiş muazzam bir mercektir. Güneşten gelen ışık, atomun katmanları arasında sıçrayan elektronların yaydığı bir enerji iken; göz bebeğimiz, o yedi katmanlı nizamdan süzülen "yedi rengi" alan bir alıcıdır.

Zerrenin anatomisindeki bu yedi katmanlı nizam, göz bebeğinin güneşi tanımasına ve nuru görmesine birer vesiledir. Kudret-i İlahiye, eşya arasındaki bu muazzam mutabakatı ‘yedi’ mertebeli bir nizam üzerine bina etmiştir ki; bu sayede göz ile güneş aynı lisanla konuşur ve bir ‘Bismillah’ anahtarıyla kâinat kitabını okur.

Güneşi bir “lamba” olarak yakan el kimin ise, o lambadan çıkan yedi renkli nuru okuyacak olan göz bebeğini de “yedi katmanlı” bir hassasiyetle inşa eden yine O’dur.

​Dimağın mertebelerinde tahayyülden itikada yükselen bir fikir nasıl ki kalpte bir “iman nuru” üretiyorsa; atomun katmanlarında yükselen bir elektron da madde aleminde “ışık nurunu” üretmektedir. Her iki nur da aynı yedi basamaklı nizamın meyvesidir.

​Zerredeki yedi katmanlı surlar gibi dünyamızı ve kâinatı kuşatan yedi tabakalı kalelerle aynı mührü taşır.

​ Dünyamızdaki hava tabakası dahi tam yedi kattır. Troposfer ’den Magnetosfer’e kadar.

Kur'an-ı Hakîm Yedi Gök beyanı, atomun yedi katmanının makro ölçekteki aynasıdır. Dünya, Ay ve Güneş bu yedi katlı zırhın içinde vazife görürler.

​Nizam sadece dış dünyada değil, insanın iç dünyasında misal dimağında da aynı yedi basamaklı merdiveni kullanır. Bir hakikat, dimağa girdiğinde şu yedi mertebelerden geçer.

Kâinatın harici levhalarında atomda ve semada görülen yedi katmanlı nizam, insanın iç dünyasında, yani dimağında da aynı mizanla tecelli eder. Risale-i Nur’da “Dimağda meratib var; birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif” şeklinde beyan edilen bu yedi mertebe, bir bilginin “çekirdekten meyveye” yolculuğudur.

​Tahayyül ; Bilginin dimağa girdiği ilk kapı, atomun K katmanı gibidir. Henüz bir hüküm yoktur.

​Tasavvur : Bilgi bir miktar netleşir; L katmanındaki elektronun yörüngesini bulması gibi, dimağda bir yer edinir.

​Taakkul : Akıl devreye girer, delilleri tartar. Nizamın (M-N katmanları) kurulduğu merkez üssüdür.

​Tasdik, Aklın “evet” dediği noktadır. Bilgi artık bir “doğru” olarak kabul edilir.

​İz’an, Bilginin kalbe inmeye başladığı, ruhun o hakikati hissettiği mertebedir.

​İltizam, O hakikate taraf olmak, onu savunmaktır. P katmanındaki elektronun dış dünyaya açılma hazırlığı gibidir.

​İtikad ise en dıştaki Q katmanı ve “Bismillah”ın sonundaki “He” harfi gibi kemal noktasıdır. Hakikat artık sarsılmaz bir rükün haline gelmiştir.

​Risale-i Nur’un bu harika tasnifi ispat eder ki; dimağdaki yedi mertebe ile atomdaki yedi katman aynı nizamın iki ayrı aynasıdır. Eğer atomda katmanlar birbirine karışsaydı madde kaosa dönerdi.

​Eğer dimağdaki bu mertebeler tahayyül ile itikad gibi birbirine iltibas edilse karıştırılsa, insan şüphe ve safsata karanlığında boğulurdu.

​Dimağdaki bu yedi basamak, atomun yedi katmanındaki nizamın insan ruhundaki karşılığıdır. Akıl bu mertebeleri tırmanarak kâinattaki “Bismillah” mührünü okur.

​Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın teşrih anahtarıyla baktığımızda, karşımıza sarsılmaz bir “Tevafuk Zinciri” çıkar:

​Kelamda: Bismillah 7 harftir.

​Zerrede, Enerji katmanları 7’dir.

​Işıkta, Güneşin renkleri 7’dir.

​Semada, Koruyucu tabakalar 7’dir.

​Dimağda, İdrak mertebeleri 7’dir.

Bismillah (بسم الله) , yedi temel harf üzerine bina edilmiştir. Bu yedi harf, atomun yedi katmanıyla (K-Q) sadece sayısal bir benzerlik değil, fonksiyonel bir ittihad sergiler. Zerrenin lisan-ı haliyle “Bismillah” demesi şu üç isbatla göstermeye çalışalım.

​Bismillah’ın başındaki “Be” harfi, Hâlıkımızın ismiyle, O’na dayanarak manasını taşır. Atomun en içteki, çekirdeğe en yakın K katmanı da mutlak bir istinat makamıdır. Bir elektron, çekirdeğin kudretine dayanmadan ve Be sırrına mazhar olmadan o yörüngede duramaz, boşlukta savrulur. Her bir atomun K katmanındaki o ilk hareketi, “Be” harfinin maddeye vurulmuş ilk mührüdür.

​İsim kökünü oluşturan “Sin” ve “Mim” harfleri, atomun karakterini belirleyen L, M, N, O katmanlarına tekabül eder.

​Fen ispat eder ki; bir atomun hangi element olacağını, diğer atomlarla nasıl bağ kuracağını bu katmanlardaki elektronlar belirler.

​Bu katmanlar, o zerrenin kâinat içindeki “ismini” ve “vazifesini” tayin eden birer kimlik kartı gibidir. Zerre, bu katmanlardaki nizamıyla adeta: “Ben şu ilahi ismin tecellisiyim” der.

​Lafza-i Celal’in harfleri ve atomun en dış katmanları (P ve Q), sistemin kemal noktasıdır.

​Güneş bahsinde konuştuğumuz o “sıçrayışlar”, elektronun en dış katmana (Q) kadar yükselip, oradan nur saçarak aslına dönmesidir.

​Bu dönüş, “Bismillah”ın sonundaki “He” harfi gibi bir teslimiyet nefesidir. Işığın doğuşu, elektronun en dış katmanda “Lillah” sırrıyla vazifesini tamamlayıp, nurunu kâinata takdim etmesidir.

Kudret-i İlahiye elbette atomu başka bir nizamda da yaratabilirdi; ancak mevcut Adetullah yasaları çerçevesinde tercih edilen bu yedi katmanlı yapı, kâinatın diğer levhalarıyla semavat, dimağ, nur muazzam bir tenasüp ve tevafuk sergilemektedir. Bu tevafuklar bize gösteriyor ki; kâinatın her bir satırı aynı kalemden çıkmış ve aynı mühürle imzalanmıştır.

Eğer atomun katmanları mevcut nizamdan farklı bir şekilde takdir edilseydi, kâinatın genelinde gördüğümüz o “yedi” eksenli tevafuk zinciri bizlerin tefekkür dünyasında bu denli aşikâr olmayabilirdi. Şüphesiz ki Rabbimiz her şeyi dilediği gibi yaratmaya muktedirdir. Fakat mevcut nizamda:

​Dimağın hakikati kabul etmek için 7 mertebeden geçmesi,

​Işığın yedi renkle kâinatı boyaması,

​Zerrenin yedi katmanla bu nizamı hecelemesi,

​Bizlere sarsılmaz bir vakarla ispat eder ki; bu eserlerin Sahibi, vahdetini göstermek için her birine aynı “yedi” mührünü vurmayı murad etmiştir. Bu durum, “Bismillah”ın yedi harfi ile atomun yedi katmanı arasındaki o derin hikmet bağını görmemize bir vesiledir.

​ Tek bir atomu yedi katmanlı bir nizamla inşa eden kim ise, Güneş’i yedi renkli bir lamba yapan ve semayı yedi katlı bir saray olarak bina eden de O’dur.” Her bir zerre, başındaki “Bismillah” mührü ve bedenindeki “7 katmanlı” anatomisi ile sahipsiz olmadığını; aksine her an o sonsuz Kudret’in emrinde birer “vazifeşinas asker” olarak döndüğünü haykırır.

Zerre, sadece bir nokta değildir; o, yedi basamaklı ilahi bir merdivendir. Fen nin ana enerji seviyeleri dediği bu nizamı anlamak, Bismillah mührünü madde üzerinde okumaktır.

Her atomun kalbinde, kudretin merkez üssü olan bir çekirdek bulunur. Burası zerrenin 'istinat noktasıdır.' Bu merkezî mizan kimin eseri ise, koca güneş sistemindeki nizam da O’nun tasarrufundadır.

Üstadım hazretlerinin ifadesi ile; “Evet şu kâinatı idare eden zât, her şeyi nizam ve mizan içinde muhafaza ediyor.” (Sözler)

İşte bu nizamın mikroskobik anahtarı zerredeki yedi katman, makroskobik anahtarı ise semavattaki yedi tabaka.

Madde ve Manada Yedi Mühür Sunum dosyası için TIKLAYINIZ

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.