Bismillah
Bir taş, bir ağaç, bir damla su veya cesedimiz... Katı, sert, somut bir madde. Maddeyi daha da küçük parçalara ayırsak ne buluruz?
Gözle görülebilir parçalar, sonra mikroskopla görülen hücreler, ardından moleküller, daha sonra atomlar, atomun çekirdeği... Ve çekirdeği parçaladığımızda karşılacağımız Kuarklar...
Kuarklar, bugünün fen malumatlarıyla maddenin temel yapı taşlarıdır. Kuarkların en belirgin keyfiyetleri yalnız başlarına bulunmamaları. Hep bir aradadırlar, gruplar halindedirler.
Kuarkları bir arada tutan Gluonlardır.
Gluonlar, adını İngilizce glue (yapıştırıcı) kelimesinden alır. Gluonlar fotonlar gibi kütlesiz bozonlardır. Kütlesiz olduğu için ışık hızında hareket ederler. Gluonlar kuarkları birarada tutan onları yapıştıran kuvveti taşır. Kuarkları birbirinden ayırmaya çalıştıkça, gluonların çekimi daha da güçlenir.
Şimdi bu görünmez bağı daha iyi anlamak için bir sinemavari kare tefekkür edelim:
Üç yakın arkadaş düşünün. Birbirlerine çok bağlılar. Nereye gitseler beraber giderler, birlikte hareket ederler, birbirlerini hiç yalnız bırakmazlar. Onları ayırmaya çalıştıkça bağları daha da güçlenir; birbirlerine daha sıkı sarılırlar. İşte bu üç arkadaş, bir protonun içindeki üç kuarktır. Ve onları bir arada tutan görünmez bağ ise gluondur.
Arkadaşları bir arada tutan görünmez dostluk bağı gibi, gluonlar da kuarkların arasında sürekli gidip gelir ve onları birbirine öyle sıkı bağlar ki, bugünkü fenle bu bağı koparıp tek bir kuark gözlemlemek neredeyse imkânsızdır; çünkü ayırmaya çalıştıkça bağ daha da güçlenir ve yeni kuarklar oluşur. İpe dizilmiş boncuklar gibi... Boncuklar kuarklar, ip ise gluonlardır. İp olmazsa boncuklar dağılır. Fen lisanı ile Gluon olmazsa kuarklar dağılır, madde çöker.
Fizik, kuarkların sahip olduğu özel bir özelliğe renk adını vermiştir. Bunun gözle görülen renklerle hiçbir ilgisi yoktur. Sadece bir isimlendirmedir.
Kuarklar da Üç çeşit renk yükü vardır: Kırmızı, Yeşil ve Mavi.
Her kuark bu renk yüklerinden birine sahiptir.
Kararlı bir parçacık icin bu renk diye isimlendirilen yükler bir araya gelip beyaz yani renksiz bir yük olmalıdır.. Yani kırmızı, yeşil ve mavi kuark bir araya gelmedikçe kararlı bir parçacık oluşmaz.
Kuark ne kadar kaçmaya çalışırsa, gluonlar onu o kadar sıkı tutar. Buna fizikte "renk hapsi" denir.
Zerrelerin İhtiyacı ve Teslimiyeti hakikatini akla yakınlaştırmak adına bir misal verebiliriz.
Ahmet kırmızı, Mehmet yeşil, Hasan ise mavi renk yüküne sahip üç arkadaş olsun. Bu üç arkadaş, bir arada olmaktan fıtraten huzur duyar. Eğer Ahmet yalnız kalmak icin gruptan uzaklaşmak isterse, Mehmet ve Hasan hemen peşinden koşar yani gluonlar devreye girer ve onu muhabbetle geri çeker. Ahmet ne kadar uzağa kaçmaya çalışırsa, arkadaşları onu o kadar sıkı tutar. İşte bu, kuarkların renk yükü sebebiyle yaşamak zorunda olduğu zorunlu birlikteliktir.
Bu üç arkadaşın birlikteliği sistemdeki mekanik bir denge için mi?
Hayır. Denge, bu güçlü bağın sadece bir sonucudur, sebebi değil.
Bu birlikteliğin asıl sebebi, varlıklarının devamı için birbirlerine "ihtiyaç" adı verilen bir kanunla bağlanmış olmalarıdır. Bu ihtiyaç onların özüne, yerleştirilmiş ilâhî bir programdır. Bu bağlılık ne onların kendi tercihiyle ortaya çıkmıştır ne de zamanla kazandıkları bir alışkanlıktır. Bu durum, doğrudan doğruya ezelî "Kün" emrinin, onların mahiyetinde somut bir teslimiyete dönüşmesidir.
Suyun, sıcaklığı sıfırın altına düştüğünde kendi iradesiyle değil, fıtratına yazılan emir gereği donması gibi; kuarklar da "bir arada durun" emrini aldıkları andan itibaren, tercihsiz ve tereddütsüz, yaratılışlarının gereği olarak bir arada dururlar.
Bir anahtarın kilide, bir tohumun toprağa ihtiyacı nisbeti gibi; kuarklar gluonlara, gluonlar da kuarklara görünmez bir ihtiyaç bağıyla bağlanmıştır. Bu bağ, fıtrat ta dercedilmistir.
Bu fıtratı ve karşılıklı alış-verişi anlamak için uzağa gitmeye gerek yok; kendimize bakabiliriz.
Ahmet’i düşünelim. Ahmet’in gözle görülen, fiziksel bir bedeni vardır; bir de gözle göremediğimiz, tartamadığımız ama varlığını her an hissettiğimiz ruhu...
Beden olmadan ruh, bu fiziksel alemde kendini gösteremez, sesini duyuramaz, bir form kazanamaz.
Ruh olmadan beden ise cansız bir topraktan, hareketsiz bir kalıptan ibarettir.
Ahmet’in fıtratı, bu iki zıt gibi görünen cevherin mükemmel bir uyumla bir araya gelmesidir. Ne beden ruha üstünlük taslayabilir ne de ruh bedeni hiçe sayabilir.
Kâinattaki zerrelerin birbirine koşturulma sırrını okumak için, Kur'an'ın Güneş için buyurduğu "لِمُسْتَقَرٍّ" (Kendi müstekarrı için...) ayetinin tefsirine bakabiliriz. Üstadım Said Nursi hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder;
“ لِمُسْتَقَرٍّ
manası:
فٖى مُسْتَقَرٍّ لَهَا ِلاِسْتِقْرَارِ مَنْظُومَتِهَا
yani, kendi müstekarrı içinde manzumesinin istikrarı ve nizamı için hareket ediyor. Çünki hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zahiren tevlid eder gibi bir âdet-i İlahiye, bir kanun-u Rabbanîdir.” (Sözler 393.sh - Risale-i Nur)
Bu cazibe birbirini çekme, bırakmama manasında alarak hakikate bakacaz.
Kuark denilen zerreler tek başına duramaz. Yaratılış itibarıyla birliktelik onlarda mevcuddur.
Gluon ise bu kuarklar arasında gidip gelen bir bağlayıcı kuvvettir.
Madde dediğimiz şey yalnızca cisimlerin toplamı diye düşünülemez. Birlikteliğin yansıması olarak tetkik edilir. Bu da bize zerre den şemse kadar her şey bir kanun-u Rabbani olan çekim kanunu olarak bilinen cazibe ile birbirine bağlıdır
Kuark ile gluonun yaradılış ihtiyaçlarını ve aralarındaki bu cazibe bağını tam bu noktada ruh-beden münasebetiyle tanımlayabiliriz:
Kuark fiziksel kılıf, yani maddenin görünür bedenidir; gluon ise o bedeni ayakta tutan, hareket ettiren ve bir arada tutan ruhu gibidir. Ahmet’in ruhunun cesedine olan o fıtri bağlılığı gibi; kuark da gluona, gluon da kuarka ayrılmaz bir ihtiyaç bağıyla kenetlenmiştir.
Onların fıtratı, bu görünmez imtizaçla mühürlenmiştir. Biri olmadan diğeri tek başına bu şehadet âleminde hüküm süremez. Kuark ve gluon, ihtiyaç nispetindeki imtizaçları sayesinde "bir" olurlar, kararlı bir zerreye dönüşürler.
İşte bu zorunlu, şevkli ve sarsılmaz birliktelik, onların fıtratıdır. Ve bu fıtrat, doğrudan doğruya ezelî "Kün" emrinin madde dünyasındaki tecellisidir.
Üstadım Said Nursi Hazretlerinin ifadesi ile;
"Ve incizab, iştiyak, ihtiyaç, meyil; Cenab-ı Hakk'ın evamir-i tekviniyesinin, mahiyet-i eşya tarafından birer habbe ve nüve-i imtisalidirler." (Sözler-Risale-i Nur)
Zerrelerin dünyasındaki çekim, arzu ve yönelimler; doğrudan yaratılış emirlerine gösterilen fıtri birer itaat çekirdeğidir. Bunu kuarkların dünyasında görülür.
İncizabı; Kuarkları bir arada tutan kâinatın en güçlü nükleer kuvvetidir.
İştiyakı; Kuarklar birbirinden uzaklaşmaya çalıştıkça, gluonların onları daha büyük bir şevkle ve hızla geri çekmesidir üst kısımda yazdığımız Renk Hapsi.
İhtiyacı; Tek başlarına var olamayan renk yüklerinin, görünür dünyaya çıkabilmek için beyaz bir bütünde birleşme lazımıdır.
Meyili; Maddenin dağılıp gitmeden, sürekli kararlı bir düzen kurmaya olan fıtri yatkınlığıdır.
Ahmet, Mehmet ve Hasan kendi; özlerine nakşedilen bu incizab, iştiyak, ihtiyaç ve meyil ile birbirlerine koşturulurlar. Fizik buna kuantum kuralları der; hakikatte ise ezelî "Kün" emrine zerreler boyutunda verilen bir teslimiyettir.
“Latif su, nazik bir meyille incimad emrini aldığı vakit demiri parçalaması, itaat sırrının kuvvetini gösterir.” (Sözler 528.sh - Risale-i Nur)
Nazik ve latif olan su, donma emrini yani incimad emrini aldığında demiri parçalayacak kadar güçlü bir kuvvet ortaya koyar. Bu, Allah'ın koyduğu kanuna itaatin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Kuarklar için de aynısı geçerlidir: Kuarklar, Allah'ın koyduğu "bir arada durma" kanununa o kadar şiddetle itaat ederler ki, onları ayırmak için harcanan enerji, çok büyük olması lazım gelir.
“İşte bütün kâinatın "Kün" emrine itaatı, bir tek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaatı gibidir. İrade-i ezeliyeden gelen "Kün" emr-i ezelîsine mümkinatın itaatı ve imtisalinde, yine iradenin tecellisi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizab; birden, beraber mündemiçtir.” (Sözler 528.sh - Risale-i Nur)
Fıtrat, Allah'ın evamir-i tekviniyesi karşısında varlığın gösterdiği içsel itaattir.
Kuarkların fıtratı; bir arada bulunmak, tek başına olamamak. Bu, onların ihtiyaç ve iştiyakıdır.
Gluonların fıtratı; Kuarkları bir arada tutmak, mesafe arttıkça bağı sıkılaştırmak. Bu, onların incizab ve meyilidir.
Kur'an-ı Hakîm’de;
"O halde sen, hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine, Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler." (Rûm Suresi, 30. Ayet)
Şimdi bu kuvvetin hassas ayarını düşünelim:
Fen lisanı ile; Eğer güçlü kuvvet birazcık daha zayıf olsaydı, kuarklar bir arada duramaz, atomlar oluşmaz, hiçbir madde var olamazdı.
Eğer güçlü kuvvet birazcık daha güçlü olsaydı, kuarklar öyle sıkışırdı ki her şey karadeliklere dönüşürdü.
O cihetle fen ile görülür ki ;Bu kuvvet, tam olması gerektiği gibidir. Ne bir gram eksik, ne bir gram fazla.
Kuran-ı Hakîm de buyurur.
"Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık." (Kamer Suresi, 49)
Kâinattaki bu dengenin büyüklük ve küçüklük kavramlarından bağımsız olduğunu anlamak için, Risale-i Nur’daki terazi temsiline müracaat edebiliriz:
“Hem "müvazene" sırrıyla, cevv-i fezada bir terazi ki, öyle hakikî hassas ve o derece büyük farzedelim ki, iki ceviz terazinin iki gözüne konulsa hisseder ve iki güneşi de istiab edip tartar. O iki kefesinde bulunan iki cevizi birini semavata, birini yere indiren aynı kuvvetle, iki şems bulunsa; birini arşa, diğerini ferşe kaldırır, indirir.” (Sözler 90.sh - Risale-i Nur)
Bu mehazdan öğreneceğimiz: Kâinattaki her mevcut, büyüklüğüne veya küçüklüğüne bakılmaksızın, aynı hassasiyetle, aynı kuvvetle ve aynı Âdetullah kanunlarıyla işlenmektedir.
Bu mehaz da öğreneceğimiz esas; her ölçekte bir düzen ve mizan var olduğu ...
Misal en büyük yıldızların yörüngesindeki hassas denge, hem de kuark – gluon un dengesindeki hassas kararlılık mizan açısından aynı kanunu gösterir. Çünkü en büyük veya en küçükte dahi kararlılık göstermeleri tesadüfe mahal bırakmaz.
İşte bu ifade, doğrudan doğruya kuarklar ve gluonlar arasındaki dengeye işaret eder.
Yıldızların yörüngelerinde dönmesini sağlayan o hassas mizan neyse; bir protonun kalbinde, kuark ile gluonun arasında dönen o kararlı denge de odur.
En büyük galaksilerde de en küçük kuark-gluon alanında da gösterilen bu kararlılık, kör tesadüfe zerre kadar mahal bırakmaz. İki cevizi tartan kuvvet ile iki güneşi fezada gezdiren kuvvet aynıdır; kuarkı gluona ihtiyaç ile bağlayan irade ile şemsi yörüngesine bağlayan irade birdir.
Bu irade ile; Gluonlar, ilim den kudret e geçişin canlı bir misalidir.
Allah'ın ezeli ilmiyle her şeyi takdir etmesi, planlaması ile Kuarkların özellikleri, gluonların kuvveti, kanunlar birer birer ilminin delilleridir.
Bu ilmin fiile dönüşmesi, var edilmesi. Kuarkların bir arada durması, atomların oluşması... Bunların hepsi O'nun kudretinin eseridir.
İlmin kudrete dönüştüğü an Gluonlar ortaya çıkar. Vahid-i kıyasi ile akla yakınlaştırmak icin teşbih edelim.
Evet nasıl ki bir mimarın zihnindeki plan, işçilerin elinde binaya dönüşür. Gluonlar da Allah'ın koyduğu kanunları somut maddeye çeviren vasıtalardır.
Sözler 548. sayfada şöyle buyurur:
"Demek harekât-ı zerrat; o kitabetten, o istinsahtan; mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizazdır, bir harekâttır."
Gluonlar, kuarkların arasında ışık hızında gidip gelir. Fen lisani ile Bu hareket olmasa, kuarklar dağılır, madde yok olur. İşte bu "harekât-ı zerrat", "ihtizaz"dır.
Daha iyi kavramak icin;
Bir yazar düşünelim. Yazarın zihnindeki manalar, cümleler ve hakikatler tamamen soyuttur, görünmezdir. Bu, meselenin İlim boyutudur.
Yazar, zihnindeki bu soyut manaları kâğıda döküp somut, okunabilir kelimeler haline getirmek istediğinde eline bir kalem alır. Kalemin ucunu kâğıda değdirir ve yazmaya başlar.
İşte tam o yazma anında, kalemin kâğıt üzerindeki o sürekli ve hızlı hareketi, aşağı yukarı gidip gelmesi, kâğıdı çizerken çıkardığı o titreşim ve hareket, ihtizaz dır. Öyle ise yazımızın ana karakteri olan Gluonların hareketi diye düşünebiliriz.
Eğer yazar kalemi kâğıda sabit tutar ve hiç hareket ettirmezse yani ihtizaz olmazsa, kâğıda hiçbir mana dökülmez, yazı yani madde oluşmaz. O yazının var olabilmesi ve ayakta kalabilmesi için kalemin sürekli hareket etmesi, harflerin arasında koşması şarttır.
Şimdi bunu zerrelerin dünyasında düşünelim.
Allah’ın ezelî ilminde takdir edilen o görünmez kanunlar, fiziksel dünyada protonlar ve nötronlar olarak yazılmaktadır.
Bu ilahî yazının yazılma anında, gluonlar adeta Kudret Kalemi'nin mürekkep taşıyan ucu gibidir. Kuarkların arasında ışık hızında durmaksızın gidip gelmeleri, o "bir arada durun" ilahî manasını madde kâğıdına işlerken kalemin çıkardığı o mukaddes titreşimdir yani ihtizazdır.
Gluonlar, kâinat kitabının kelimeleri olan zerreleri yazan kudret kaleminin sayfa üzerindeki hareketidir. Bu hareket bir an bile dursa, kalem kâğıttan çekilmiş olur; kuarklar dağılır ve madde dediğimiz o kelimeler silinir.
Kur'an-ı Kerim'de;
وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى"
"En yüce örnek ve en yüksek vasıflar Allah'a aittir." (Nahl Suresi, 60)
Bu ölçünün ışığında kuark ve gluon dünyasına baktığımızda, kâinat takı sırr-ı vahdete şahit oluruz.
Fen de gluonların kuarkları ışık hızındaki bir ihtizazla bir arada tutması, onları dağılmaktan koruması ve maddeleri netice vermesi, Kayyumiyetin madde alemindeki tecellisidir, misalidir.
Fen lisanıyla; Nasıl ki gluonlar ve onların taşıdığı o güçlü cazibe kanunu olmasa kuarklar anında fırtınada dağılan kumlar gibi savrulacak, madde çökecek ve atomlar var olamayacaksa; aynen öyle de, Cenab-ı Hakk'ın koyduğu o kanun-u Rabbanîler ve her an doğrudan müdahale eden iradesi olmasa, milyarlarca yıldız ve galaksi de cevv-i fezada bir saniye bile duramaz, kâinat anında anarşiye ve hiçliğe dökülürdü.
Kuarkı gluona bağlayan ve onları o fıtri şevkle birbirine koşturan kim ise; dünyayı güneşe bağlayan, galaksileri muazzam bir mizanla gezdiren de O'dur. En küçük zerredeki o kopmaz bağ, en büyük kürelerdeki sarsılmaz nizamın küçük bir numunesidir.
Demek ki madde aleminde gördüğümüz her bir gluon bağı, kâinatı kudret ve rahmetiyle sımsıkı tutup birbirine bağlayan Zat-ı Zülcelal’in sırlı bir mührüdür.
Üç arkadaş örneğine dönelim: Bu üç arkadaş, tıpkı bir toplum gibidir. Farklı karakterleri vardır. Bir çok bağla mesela sevgi, sadakat, kardeşlikle bir arada dururlar. Gluonlar da bu manevi bağların madde dünyasındaki karşılığıdır.
Kur'an-ı Kerim, insanlığın birliğini ve kurtuluşunu şu kudsî emirle ilan eder:
"وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا"
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; ayrılığa düşmeyin." (Âl-i İmrân, 103)
İşte bu manevi ipin makro âlemdeki içtimai yansıması gibi ; mikro âlemde, atomun kalbinde kuarkları birbirine sımsıkı bağlayan o güçlü nükleer kuvvet, yani gluonlar da odur. Gluonlar ve güçlü kuvvet, adeta madde dünyasının "Hablullah"ıdır. O manevi bağ koptuğu an insanlık nasıl anarşiye ve tefrikaya düşerse; bu fiziksel bağ bir an gevşese, madde anında çöker, dağılır ve yok olur.
Gluonları ve bu güçlü kuvveti en ince detayına kadar inceledikçe fehim süzgecimizden geçen: Bütün bu hassas ayarlar, bu milimetrik ve kararlı düzen hiç tesadüf olabilir mi?
Asla. Çünkü tesadüf; kör, sağır, şuursuz ve gayesizdir. Düzen ise mutlak bir ilmi, nihayetsiz bir iradeyi ve hikmet sahibi bir ustayı ilan eder.
"De ki: Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin..." (Âl-i İmrân, 26)
Risale-i Nur bu ayetin tefsirinde nizamı ortaya koyar:
“izzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'ın meşietine ve iradesine bağlıdır. Demek kesret-i tabakatın en dağınık tasarrufatına kadar, meşiet ve takdir-i İlahiye iledir. Tesadüf karışamaz.” (Sözler 418.sh - Risale-i Nur)
İşte bu mizan, kuarklar ve gluonlar dünyasında da kör tesadüfün olmadığını isbat eder. Kuarkların o hassas elektrik yükleri, gluonların ışık hızındaki koşturulma kuvveti, proton ve nötronun kâinatı ayakta tutan kararlılığı... Bunların hiçbiri başıboş değildir. Hepsi doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'ın meşieti, takdiri ve ezelî ilmiyle ayakta durmaktadır.
Sözler’in bir başka yerinde materyalist ve tesadüfçü felsefenin iddialarını şu ifadelerle temelinden yıkar:
“Evet, akılları gözlerine sukut etmiş Maddiyyunların hikmetsiz hikmetleri, abesiyet esasına istinad eden felsefeleri nazarında tesadüfle bağlı olan tahavvülât-ı zerratı, bütün düsturlarına üss-ül esas tutup, masnuat-ı İlahiyeye masdar göstermişler. Nihayetsiz hikmetlerle müzeyyen masnuatı; hikmetsiz, manasız, karmakarışık bir şeye isnad etmeleri, ne kadar hilaf-ı akıl olduğunu zerre miktar şuuru bulunan bilir.” (Sözler 551.sh - Risale-i Nur)
Bu yüksek hakikati fennin kuantum verileriyle okuduğumuzda;
Kuarklar ve gluonlar arasındaki, ışık hızındaki sürekli hareketi ve enerji dalgalanmasını tanımlar.
Bu koşturulmanın neticesinde vücut bulan protonlar, nötronlar, atomlar ve nihayetinde katı, sert gördüğümüz şu muazzam maddî alemdir.
Zerre miktar şuuru, aklı olan her kalp idrak eder ki; bu kadar matematiksel kurallarla örülmüş bir dünya, hikmetsiz, manasız ve karmakarışık bir tesadüfe havale edilemez. En küçük zerrenin o muazzam tahavvülâtı, doğrudan Mâlikü'l-Mülk olan Zat'ın irade ve meşiet kalemiyle yazılmaktadır.
Risale-i Nur da deniz kabarcıkları temsili ile, bu anlık tahavvülatı nurlandıran bir mehaz;
"Ve hem nasılki: Yeryüzünde bulunan parlak şeylerin Güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıklar, ziyanın lem'alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar, gidenler gibi yine hayalî Güneşçiklere âyinelik etmeleri; bilbedahe gösteriyor ki: O lem'alar, yüksek bir tek Güneşin cilve-i in'ikasıdırlar... Aynen öyle de: Zât-ı Hayy-u Kayyum'un Muhyî isminin cilve-i a'zamı ile... zihayatların kudret-i İlahiye ile parlayıp, arkalarından gelenlere yer vermek için 'Yâ Hayy' deyip perde-i gaybda gizlenmeleri..."
Buradaki ziyanın lem'aları Hayat sıfatına ve Hayy ismine işaret eder. Esir denizinde ışık hızında parlayıp sönen gluon dalgaları, madde cihetine düşen hayat lem'alarıdır.
Bu cihetle kuark ve gluonlara esma i ilahiye yönüyle bakalım.
Tahavvülât-ı zerrat, Kuarklar ve gluonlar arasındaki sürekli hareketi tanımlar.
Bu tahavvülâtın içinde iki temel unsur vardır:
İzaha çabaladığımız;
1. Bağlayıcı (Gluon): Kuarkları bir arada tutan, onların dağılmasını engelleyen görünmez kuvvet.
2. Tutucu (Kuark): Maddenin temel yapı taşı
Şimdi bu iki unsuru, Cenab-ı Hakkın Esma-i ilahiyeleri ve Sıfatları ile bakmaya çalışalım .
Gluonlar, kuarkları bir arada tutarak "Kayyum" isminin bir tecellisi,Kuarklar ise "Hayy" isminin bir tecellisi gibidir.
“Evet herbir zîhayatta; biri Ehadiyet sikkesi, diğeri Samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat ekser kâinatta cilveleri görünen esmayı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, Hayy-u Kayyum'un tecelli-i ism-i a'zamını gösteriyor.” (Sözler 298.sh - Risale-i Nur)
Kuarklar ve gluonlar arasındaki hareketi yani tahavvülât-ı zerratı Cenab-ı Hakk'ın isimleri, sıfatları ve mühürleri yönüyle incelediğimizde aralarındaki münasebet;
Maddenin kuarkları, Cenab-ı Hakk'ın hayatı her an tazelemesinin bir cilvesi olarak El-Hayy isminin zerreler boyutundaki tecellisidir. Kuarkları bir arada tutan, dağılmayı engelleyen ve nizamı idame ettiren bağı olan gluonlar ise her şeyi doğrudan tutup ayakta tutan El-Kayyum isminin tecelligâhıdır.
Bu noktada Samediyeti ihata eden ve görünmesini isteyen doğrudan El-Hayy esmasıdır. Çünkü kuarklar, varlıklarını sürdürmek için o saniyeler üstü harekata ve gluon bağlarına fıtri olarak ihtiyaç duyar; bu ihtiyaç da doğrudan hayata ve Samediyet aynası olan kalbe bakarak Samediyet turrasını celbeder.
Tutucu keyfiyetleriyle, Kayyumiyet tecellisi olan gluonlar, kâinat çapındaki dağınık kuvvetleri ve esma tecellilerini tek bir kararlı zerrede sımsıkı tutarak parçalanamaz birliği ilan eder ve orada Ehadiyet sikkesini okutturur.
Allah'ın ilmi kudretle fiile dönüşürken bu dönüşüm anının madde alemindeki görüntüsüne gluon denmiştir. Kudret maddeyi var ettikten sonra, kuarkların üzerinde taşıdığı elektrik yükleri ve kâinatın geometrisini belirleyen tüm matematiksel planlar ise ezelî ilme geri döner ve O'nu ilan eder.
Kâinatın en küçük odasındaki bu harika nizamı, Hablullah hükmündeki gluon bağlarını ve zerrelerdeki Ehadiyet-Samediyet mühürlerini keşfeden insan, nihayetinde kendi varlık gayesine ulaşır. Üstadım hazretlerinin ifade ettiği gibi:
“Demek insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidad itibariyle herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu; marifetullahtır ve onun üss-ül esası da iman-ı billahtır.“ (Sözler 316.sh - Risale-i Nur)
Kuarkların gluonlar olmadan dağılıp gitmesi ve maddenin çökmesi gibi; insanın kalbi ve ruhu da ilim, dua ve iman olmadan manen dağılır ve anarşiye düşer.
İnsanın kalbi, nihayetsiz bir acz ve ihtiyaç içinde olduğundan bir âyine-i Samed'dir; bu yönüyle doğrudan hayata bakar. Kuarkların fıtratı, ezelî "Kün" emrine teslimiyetle itaat edip bir arada durmaktır. İnsanın fıtratı ise zerrelerden şemse kadar her satırı marifetullah ile örülmüş bu kâinat kitabını okumak, kalbini Samediyet aynası kılmak ve yaratılış gayesine kullukla mukabele etmektir.
"Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk/ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyât Suresi, 56)
Marifetullahta inkişaf etmek ve imanı taklidden tahkike çevirmek için; sembollere ve temsillere başvurduk.
Elbette ki; insan; hakikatleri ruhuna ihtar eden temsiller ve semboller üzerinde derinleştiği müddetçe marifet kapılarını aralar.
Bu cihetle;
Üç arkadaş örneğiyle kuarklar ve gluonlar arasındaki kurulan bağı,
Renk yükü ile kuarkların neden yalnız kalamadığını,
Ruh-beden benzetmesiyle kuark-gluon ilişkisinin fıtrattaki derin anlamını idrakı,
Terazi temsiliyle bu bağın ne kadar hassas ve dengeli olduğunu,
Harekât-ı zerrat ile bu bağın ilimden kudrete bir geçiş olduğunu,
Hayy ve Kayyum isimleriyle, İlim ve Kudret sıfatlarıyla bu bağın esma ve sıfat tecellisi olduğunu,
Semboller ve temsillerle, hakikatleri tenvir etmeye çalıştık.
Bu cihetle Gluonlar, bize görünmeyenin varlığını gösteren fiziksel örneklerden biri olarak göründü. Nasıl ki kuarklar gluonlar olmadan var olamazsa, hiçbir varlık da Allah'ın yoktan icad edip ve her an tutup ayakta durdurması olmadan var olamaz.
En yüce örnek O'na aittir. Görünen her birlik, O'nun birliğinin bir yansımasıdır. Görünen her bağ, O'nun bağlayıcı kudretinin bir izidir.
"Harekât-ı zerrat; o kitabetten, o istinsahtan; mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizazdır, bir harekâttır." (Sözler-Risale-i Nur)
Gluonlar işte bu "ihtizaz"ın, bu titreşimin, bu hareketin ta kendisidir.