Risale-i Nur'un hakikatlerinden biri, her bir esmanın diğerine bağlanırken, doğrudan gaye ve amaca yönlendirilmesidir. Her bir isim, kâinatın yaratılış hikmetine hizmet eden bir zincirin halkasıdır.
Bu bakış açısıyla baktığımızda, "Kadir" ile "Kayyum" arasındaki bağı Kur'an'da "Hayy ve Kayyum" olarak Âyete'l-Kürsi'de bakmaya çalışacaz.
"Allah... O'ndan başka ilah yoktur. O, Hayy ve Kayyum ‘dur." (Bakara, 255)
Hayy ve Kayyum bir arada zikredilir. Bu birliktelik, "hayat veren" ile "hayatı sürdüren" arasındaki ilişkiyi gösterir. Tıpkı "Kadir" ile "Kayyum" arasındaki ilişki gibi:
Kadir yaratır, açar, şekillendirir.
Kayyum o yaratılanı her an varlıkta tutar, bozulmaktan korur, gayesine yönlendirir.
Bu iki esma-i ilahiye ile aralarinda ki akışın en latif noktasına bir cihetle elektronun havadaki haline odaklanarak, kuantum fiziğinin sorunlarından birini, bu isimlerin aydınlığında okumaya çalışacaktır.
Kur'an'da "El-Hayyu'l-Kayyûm" zikredildiği yerleri tetkik edecez.
Bakara 2:255 "Allah... O'ndan başka ilah yoktur. O, Hayy ve Kayyum'dur."
Âl-i İmrân 3:2 "Allah... O'ndan başka ilah yoktur. O, Hayy ve Kayyum'dur."
Tâhâ 20:111 "Bütün yüzler, o Hayy ve Kayyum'a baş eğmiştir."
Bu birlikteliğin manası:
Hayy: Zatı kendinden olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, ezelî ve ebedî hayat sahibi. Allah bu ismiyle kâinata hayat verir. Nitekim buyrulur:
"Ölü toprağı dirilten, sizi de diriltecektir." (Fussilet, 41)
Kayyum; O hayatın eseri olarak, hayatı veren ve ayakta tutan ve idare eden. Kur'an-ı Hakimden ism-i ilahiyesine nazar edersek;
"Gökleri ve yeri (yoktan var eden) Allah'tır. O, bunları yarattığında 'Ol!' der, hemen oluverirler." (Bakara, 117)
"Allah, gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutar. Eğer bozulacak olsa, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz." (Fâtır, 41)
Peki bu isimler, Kadir esması ile nasıl bağlanır?
Kadir, hayatı var eden kudrettir. Hayy, o kudretin özünde hayat olduğunu gösterir. Kayyum ise o hayatın ve kudretin her an devam ettiğini, hiç kesilmediğini ifade eder.
"Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şeye vekildir." (Zümer, 62)
Risale-i Nur'un hakikatına bakarak;
"Manzume-i Şemsiyeyi teşkil eden küremiz, sair seyyareler, bidayette Güneş'le mümteziç olarak açılmamış bir hamur şeklinde iken; Kadir-i Kayyum o hamuru açıp, o seyyareleri birer birer yerlerine yerleştirerek, Güneş'i orada bırakıp, zeminimizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, sema canibinden yağmur yağdırarak, Güneş'ten ziya serptirerek dünyayı şenlendirip bizleri içine koymuştur..." (Sözler, 393)
Bu mehazda Kadir esması; Hamuru parçalamak, gezegenleri ayırmak, Dünya'yı buraya getirmek...
Peki Kayyum o anda ne yapar?
Kayyum, o hamur "açılırken" atomların birbirinden kopmamasını, çekim yasalarının şaşmamasını, açılan her parçanın kendi yörüngesinde kalmasını sağlar. Yani "açma" işleminin kendisi, aynı anda "tutma" işlemini gerektirir.
Bu noktada "Hayy" ismi devreye girer: O hamurun açılması, gezegenlerin hareketi, Güneş'in ışıması, Dünya'da hayatın başlaması Hayy'ın hayat veren tecellisidir. Kayyum ise o hayatın her an devam etmesini, bozulmamasını sağlar.
Kur'an Hakim de bu hakikate ayetler den gorebilmekteyiz.
"O, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı emrine âmâde kılmıştır; her biri belli bir vakte kadar akıp gider. O, mutlak Azîz'dir, çok bağışlayıcıdır." (Zümer, 5)
"Güneş ve ay bir hesap üzeredir." (Rahmân, 5)
Şöyle sorulabilir.
Elektron, neden havada ölçülene kadar "kararsız" (dalga gibi), ölçüldüğünde ise "kararlı" (parçacık gibi) olur?
Cevabımız Hayy-Kayyum-Kadir ilişkisinde gizlidir:
Kadir'in tecellisi: Elektrona hareket ve enerji veren, onu var eden kudret. O, "hamuru" açan kudrettir.
Hayy'ın tecellisi: Elektrona varlık veren hayat. Elektron, cansız bir nokta değil; ilâhî hayatın maddeye yansıyan en latif aynasıdır.
Kayyum'un tecellisi: Elektronun o anki halini koruyan, ölçüm anında o halin taayyün etmesini sağlayan muhafaza.
Yani elektron, havada iken Kadir'in açtığı hamur gibidir; ölçüm anında ise Kayyum'un tuttuğu şekil gibidir. Bu, onun doğasında bir çelişki değil; ilâhî isimlerin farklı tecellilerinin aynı varlık üzerindeki eseridir.
Kur'an'da bu iki hal dalga ve parçacık arasındaki geçişin sırrı, emir ve halk kavramlarıyla ifade edilir.
"Bilesiniz ki, yaratmak ve emretmek yalnız O'na aittir. Ne yücedir Allah, âlemlerin Rabbi!" (A'râf, 54)
Halk: Maddelerin, cisimlerin, atomların ve parçacıkların âlemi.
Emir ise hareket, enerji, irade, kanunlar ve bu kanunların icrası.
Elektron, bu iki âlem arasında gidip gelir.
Dalga hali: Emir âlemi; hareket, enerji, ihtimal, latiflik olarak bilinebilir.
Parçacık hali: Halk âlemi dir. Cisim, konum, ölçülebilirlik, kesafet diye tanımlanabilir.
Bu geçiş, bize emr-i İlâhînin fiile dönüşmesi anını izletir.
Bu cihetle;
Hava, emrin mahalli değil; emrin icrasına arş olan perdedir.
Bu perde, Kadir'in açtığı hamur ile Kayyum'un tuttuğu şekil arasındaki köprüdür.
Elektron ise
Kadir'den hareket alır. Dalga gibi yayılır.
Hayy'dan varlık alır. Enerji, frekans, ihtimal dalgası gibi yayılır.
Kayyum'dan kararlılık alır. Ölçüm anında parçacık olur, taayyün eder.
Hava'da bu üç tecelli, gözle görünür bir hakikate dönüşür.
Kur'an-ı Kerimde havanın latifliğine ve emrin icrasına şöyle işaretler gorebilmekteyiz.
"O, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderendir. Nihayet onlar, ağır bulutları yüklendiğinde, onları ölü bir beldeye sevk ederiz de oraya su indiririz..." (A'râf, 57)
Burada hava (rüzgar) ve emir (yağmur yağdırma) arasındaki ilişki, elektronun havadaki hareketine benzer. Rüzgâr, emrin taşıyıcısı, bulut, emrin icrasına perde ve yağmur, emrin fiile çıkışı gibidir. Elektron da havada, rüzgâr gibi latif; ölçümle bulut gibi belirgin; parçacık olarak yağmur gibi fiilen mevcuttur.
Modern kuantum yorumları, ölçümün elektronu "etkilediğini" söyler.
Lakin burda gördüğümüz hikmet;
Ölçüm, elektronu zorlamaz; davranışını yaratmaz. Sadece kaderde takdir edileni fiile açan bir perdedir.
Bu perde, Kayyum'un muhafazasının bir veçhesidir. Elektronun dalga halinde "kararsız" durması, Kadir'in o hamuru açık tutmasıdır. Ölçümle parçacık haline gelmesi ise Kayyum'un o an için "şekli tutması"dır.
Kur'an'da bu "perde" metaforuna şöyle işaret edilir:
"Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Şüphesiz bunda mü'minler için bir âyet vardır." (Ankebût, 44)
"Yeryüzünde ve göklerde nice âyetler vardır ki, üzerlerinden geçerler de onlardan yüz çevirirler." (Yûsuf, 105)
Yani âyetler ve deliller vardır; ama onları görmek için perdenin aralanması gerekir. Ölçüm, bu perdeyi aralama işlevi görür. Perde aralanınca elektron parçacık olur; tıpkı bulutun açılıp güneşin görünmesi gibi.
Tıpkı hamurun açılması gibi: Hamur açıkken potansiyel olarak her şeydir yani dalga. Fırına girdiğinde somun olur, şekil alır yani parçacık. Lakin bu şekil, hamurun özünden kopuk değildir; aynı kudretin, aynı hayatın, aynı muhafazanın eseridir.
Metnimizdeki "arş" tabiri, Risale-i Nur'un derin bir kavramıdır. Arş, mekân değil; tasarrufun, hükmün ve tecellinin merkezidir.
Kur'an'da arş ve kürsî şöyle zikredilir:
"O'nun kürsîsi, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O'na ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür." (Bakara, 255)
"Rahman olan Allah, arşa istivâ etmiştir." (Tâhâ, 5)
Bu ayetlerdeki "arş" ve "kürsî", ilâhî iradenin ve emrin merkezidir. Hava bu arşın en latif tecelli sahasıdır. Havada elektronun dalga-parçacık ikiliği, arşın (emir merkezinin) bu latif ortamdaki tasarrufudur.
"O'nun emri, bir şeyi dilediği zaman ona sadece 'Ol!' demesidir, hemen oluverir." (Yâsîn, 82)
Bu ayet, emrin fiile dönüşme hızını ifade eder. Hava, bu dönüşümün en hızlı olduğu sahada yani elektron bu emrin en net örneğini sunar.
Risale-i Nur' ile baktığımızda bütün esmâ, "Mâbudiyet" (kulluk) ve "Mârifet" (Allah'ı tanıma) gayesine yönelir. Yani:
Kadir kudretini gösterir ki insan aczini anlasın.
Hayy hayatını gösterir ki insan O'nun diri olduğunu bilsin.
Kayyum muhafazasını gösterir ki insan her an O'na muhtaç olduğunu idrak etsin.
Kur'an'da bu gaye şöyle ifade edilir:
"Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 56)
"İnsanlara âyetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerinde göstereceğiz ki, onun (Kur'an'ın) hak olduğu kendilerine iyice belli olsun." (Fussilet, 53)
Elektronun havadaki dansı, bize "Emr-i İlâhînin fiile dönüşme anı"nı izletir. Bu izleyiş, sıradan bir gözlem değil; tefekkürdür. Ve tefekkür, insanı tabiat bataklığından çıkarıp "Âmentü billâhi'l-Vâhid'il-Ehad" noktasına ulaştırır.
Bu cihetle özetle;
Elektronun gözlenince değişmesi, havanın latifliği içinde, emr-i İlâhînin fiile dönüşmesinden ibarettir.
Bu dönüşüm:
Kadir ile başlar (yaratma, açma),
Hayy ile canlanır (hayat, enerji, ihtimal dalgası),
Kayyum ile sabitlenir (koruma, taayyün, ölçüm),
Hava ile görünür hale gelir (icra sahası, arş)
Her mü'min bu cihetle Âyete'l-Kürsi'deki o muazzam hakikati hatırlar:
"Allah... O'ndan başka ilah yoktur. O, Hayy ve Kayyum'dur."
Elektron, bu isimlerin küçük bir aynasıdır. Zerreyi tanımak öğrenmek kainatı anlayabilmek tir. Ve kâinatı anlamak, O'nu tanımaktır.
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde selim akıl sahipleri için elbette deliller vardır." (Âl-i İmrân, 190)
"Onlar, ayakta, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin düşünürler." (Âl-i İmrân, 191)