Eleştiriye evet, iftiraya hayır!

Zafer AKGÜL

15 Temmuz olayından sonra bir takım çevreler fırsat bu fırsat diyerek yine Said Nursi düşmanlığına başladılar. Gün geçmiyor ki gerek ulusalcı Kemalist cepheden, gerek sosyalist ve gerekse dindar çevrelerden birileri Said Nursi'nin şahsında Kur'an ve iman davasını çürütmek, karalamak için koca bir asra sığabilmiş, üç devir görmüş ve 3 Said devresi yaşamış bu müstesna şahsiyete bir iftira daha atmasın, bir bühtanda bulunmasın.   Bu tür saldırı ve karalama kampanyaları ne Nur talebelerinin ve ne de milletin yabancısı değil aslında. Alışıldık ve bildik taktikler tutmayınca zaman zaman yeni planlar devreye girmekte ama sonuç hep aynı hüsranla sonuçlanmaktadır.

Gerek kendisine ve gerekse Risale-i Nur'a ait dönem dönem itirazlar ve eleştiriler yapılmıştır. Bu eleştirilere Bediüzzaman da açık olduğunu bizzat mektuplarında ifade etmiştir. "Ben söylüyorum diye hemen kabul etmeyin. Tenkit süzgecinden geçirin, beğenmezseniz ardına bin beddua katarak ifade edin." gibi herkesin gösteremeyeceği toleransı sergilemiştir.

Bugün Risale-i Nur talebelerinin tepkileri de aynıdır. Said Nursi'ye yapılan eleştiri ve tenkitlere açık oldukları, eserlerde geçen fikir ve yorumları kabul veya reddetmenin serbestliği ifade edilmektedir. Tepkilerin asıl kaynağı tenkit ve eleştiriler değil iftira ve karalama kampanyalardır. Yani “Said Nursi'yi iftira atmadan, mesnetsiz konuşmadan en azından delillerle ve belgelerle ispatlayarak istediğiniz konuda eleştirebilirsiniz” tavrı sergilenmektedir. Ne yazık ki iftiralara yapılan itirazları, verilen cevapları bile müfteriler "Said Nursi tabu mu, dokunulmaz mı, hata yapmaz mı? Neden kızıyorsunuz?" şeklinde kurnazlığa dayanarak kamuoyunu kandırmaya çalışmaktadırlar.

Son günlerde gerek basında ve gerekse sosyal medyada  Said Nursi hazretlerine yapılan saldırıların ana başlıklarını şu şekilde özetleyebiliriz: "Hristiyanları cennetlik göstermiş. İstanbul'u işgal eden İngilizlere ajanlık yapmış. Hz. Ali’nin (ra) ahirzamandaki olaylara ait Süryani-Arapça karışımı yazılmış Celcelutiye kasidesinde ahirzaman müslümanlarına ümit verici yerlerden alıntı yapıp müminleri sebata, sabra davet ettiği için Celcelutiye dini diye bir din kurmuş. Kendisine risalelerin vahiy ve ilhamla yazdırıldığını söylemiş. Cifir hesabıyla ayetleri yorumlamış. Mehdi olduğunu ileri sürmüş. Hıristiyanlığı hak din ilan etmiş…"

Bunların hepsinin ortak özelliği "kes, kopyala, yapıştır" yöntemiyle alıntı yaparak konuya uzak kişilerin zihnini bulandırarak algı yanılgısına yol açmalarıdır. "Bir sözü kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, hangi makamda (bağlamda) söylemiş?" bu dört unsuru dikkate almadan bir cümleyi ve cümle sahibini sorgulamanın yanlış olacağını Said Nursi, Muhakemat isimli eserinde belağat bahsinde olmazsa olmaz kuralı olarak belirtir. Fakat ne yazık ki “çamur at, hiç olmazsa izi kalır” realitesini iyi bilenler bilinçli ve kasıtlı olarak aynı kurnazlığa başvurmaktan vazgeçmediler.

Aslında bu tür saldırı dalgalarının ve sortilerin kimler tarafından organize edildiğini ve edileceğini Bediüzzaman Said Nursi ta 1944’lü yıllarda kerametkarane bir şekilde haber vermiştir. Nur talebeleri, bu mektuplarda ortak vasıfları belirtilmiş bu mihrakları iyi tanırlar. Söz gelimi Emirdağ Lahikası 1’de geçen bir mektuptan tam metin alıntısı yapmadan fox ve flaş kelimeleri gözden geçirirsek dün olduğu gibi bu gün de saldırıların kimler tarafından planlandığını ve kimlerin kullanılmış aptallar olarak sahneye çıktığını ve de çıkacağını deşifre edebilirsiniz.

"Perde altındaki düşmanımız münafıklar, adliyeyi, siyaseti ve idareyi zahiri dinsizliğe alet eden hücumları akim kalınca…. daha münafıkane- şeytanı hayrette bırakan planı…. uygulamaya başladılar. (Açıkça dinsizlik hesabına saldırlar netice vermeyince münafıkane plan yapılıyor. Suret-i haktan görünerek iki yüzlü davranış olduğu malum. Z.A) Nur kardeşleri soğutmak ve vazgeçirmek için "Aman Said'e yanaşmayınız, hükümet takip ediyor…" Bazı genç kardeşlere de bazı genç kızları musallat ederek…" devamında  şöyle diyor Nursi: “Hatta benim şahsımın kusuratını, çürüklüğünü gösterip zahiren dindar, Ehl-i Bid'adan bazı şöhretli zatları gösterip "Biz de müslümanız, din yalnız Said'in mesleğine mahsus değil" deyip bize perde altında cephe alın zındıklara ve … safdil  ehl-i diyanet ve hocaları alet edip istimal ederek (kullanılmış aptal Z.A) S,109)

Mektubun son bölümünde dinsizlik perdesi akim kalınca bu defa din ve dindar kesimi kullanmaya başlayacaklarını ifade ediyor: "… din perdesi altında bazı safdil hocaları veya enaniyetli sofî meşreplileri... istimal etmeye münafıklar çabalayacaklar. İnşallah muvaffak olamazlar…" (S,110)

Şimdi toparlayalım: Zındıka komiteleri açıkça dinsizlik cephesinden yaptıkları saldırılar sonuçsuz kalınca taktik değiştirip münafıkane plana yöneldiler. Bu defa din cephesinden, dindarlık cenahından yani şeytandan daha kurnazca soldan olmayınca sağdan yanaşarak bu davayı Said Nursi’nin şahsında çürütmeye çalışacaklar. Peki kimleri kullandılar ve kullanacaklar? İşte ortak sıfatları ve karakterleri: Ehl-i bida taraftarı  şöhretli zatlar. Safdil ehl-i diyanet. (Burada diyanetin iki anlama geldiğini düşünmek lazım. Bir, dindar kesim. İki, Diyanet işlerinde görevli kişiler.Z.A) Hocalar. (Burada da iki anlam var. Bir,  din hocaları. İki, Akademik ünvanlı Prof, Dr. ünvanlı kişiler) ve bir de son olarak enaniyetli sofî meşrepliler.

Aziz okuyucularım bu koyu harflerle vurgulanan kişileri keşfetmeyi sizlerin ferasetinize bırakıyorum.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.