Düşünce iklimi-9

Habip ARTAN

Düşünce iklimi yazı serisi mevcut köşemizde kısa ve karma meseleleri ihtiva eden fikirlerden meydana gelmektedir. Rabbim nasip ederse, vaktimiz oldukça, belirli aralıklarla sizlerle bu şekilde bir araya gelerek tecrübelerimizi ve görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Toplumu ve insanlığı rencide etmeden, usandırmadan bilgilendirmek, ikna etmek, tebliğ etmek adına bir takım olumlu ve olumsuz gidişata dikkat çekmek amacıyla görüş ve fikirlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi bir ‘düşünce iklimi’ laboratuarında analiz ve sentez ederek sizlere ulaştırmaya çalışacağız. Bu haftaki düşünce iklimi köşemizin konuları yine birbirinden farklı.

Cevher baskı altında mücevhere dönüşür

Hangi madeni işlerseniz işleyin el ile terbiye edilirse daha da değer kazanır, demiri döver suvarırsanız mükemmel bir kılıç olur. İnsan da öyledir, özellikle çocukların yetişme dönemlerinde verilen terbiye de buna benzer. Çocuklarımızın ve öğrencilerimizin ana, baba, veli ve öğretmen olarak ahlâki eğitimlerini de sağlamamız gerekir. Genellikle çocuklar evdeki eğitimini uygulamalı olarak lisan-ı haliyle ailesinden öğrenir ve kazanır.

Ezilen azimli olur

“Ezilen insan azimli olur” derler. Tabi bu demek değil ki her insanın azimli olabilmesi için ezilmesi lazım. İnsanların kendini ezdirmemesi ayrı bir konu, elinde olmayan nedenlerden dolayı musibetlerle imtihan olması ayrı bir konudur. Burada verilmek istenen mesaj, bu imtihan dünyasında başa gelen musibetlerin bizleri belirli bir cendereden geçirdiği, sabır katsayılarımızı ölçerek daha azimli olmamızı bizlere öğrettiğidir. En kolay şeyin yemek yeme olduğu söylense bile çiğnenmeyince boğazdan geçmeyeceği herkesin malumu. Her şeyde olduğu gibi burada da bir gayret ve efor sarf edilmesi gerekmektedir.

Çocuklarınızı sorumluluk ile ödüllendirin

Çocuklarımıza yetişme dönemlerinde kendi yaşı ile orantılı olarak bir takım sorumluluklar yüklememiz gerekir. Özellikle evde kendi odasının düzen ve intizamından tutun, erken yatması ve sabah erken kalkabilmesi için saati kendisinin kurması gerektiğini belirtmemiz gerekir. Belli bir yaştan sonra duruma göre tek başına fırın ve bakkaldan ekmek ve sebze almasına izin vermemiz, böylece her konuda verilen sorumluluk bilahare ileriki hayatında çocuğa öz güven kazandırmanın yanı sıra birçok problem ile baş edebilme yeteneği kazandıracaktır. Sorumluluk alan bir çocuğun kendine öz güveni artar dolayısıyla kendisinin de adam yerine konulduğunu, bir işi kendisinin yapabileceği kanaati hasıl olur.

Çocuklarınızı diğer çocuklar ile mukayese etmeyin

Çocuklarımızın fıtratına uygun olarak birlikte önüne bir hedef koyalım, bir ideali olsun, ileride hangi mesleği sevecekse onunla ilgilenmesini tavsiye edelim, moral verelim ve motive edelim. İçindeki potansiyeli ve gayretlerini harekete geçirelim. Hiçbir zaman mesleki dayatma konumunda olmayalım. İleride aksi tesir ederek hatalı tepkiler alabiliriz.

Toplumun yapı taşı aile

Çocuk ana rahminde şekillenmeye başlar, ana neyi okur neyi görür, neyi duyar ve tadarsa çocuk da ondan nasibini alır. Helal lokma ve burada çok önemli olduğu gibi diğer beş duyu organlarımızda çevre ile münasebetindeki helal ve haram çizgisi anne üzerinden çocuğun duygularımızda ve benliğimizde yer etmeye başlar. Bununla beraber aile ocağı bir okuldur, çocuk gördükleri ve duyduğu ile yetişir. Burada en önemli olan lisan-ı hal ile ona her konuda iyi örnek olmaktır. Çocuk belli bir yaşa geldikten, iyiyi kötüyü, menfaati ve zararı ayırt ettikten sonra ona “şunu yap bunu yapma” demek bir yerde fazla etkili olmaz. Asıl olan ona lisan-ı hal ile örnek olup doğruyu ve yanlışı öğretmektir. Çocuk 15 yaşına varmadan ona başta namaz, oruç gibi ibadetleri öğretmek 15 yaşına vardıktan sonra ise ibadetlerini takip etmek gerekir. Güzel ahlak ancak yaşanarak çocuğa aşılanabilir. İbadetler yine bizzat uygulanarak evde alışkanlık haline getirilebilir. Çocuk zaten ilkokul, ortaokul ve lise derken eğitimini tamamlamış olmaktadır. Eğitimleri ile ilgili olarak ona gerekli en iyi ortamı hazırlamak bizlerin görevidir. Üniversite ve meslek eğitiminden sonra artık yanımızda, beraberimizde bir çocuk yok bir genç delikanlı veya bir hanımefendi durmaktadır. Hanımefendiye öğrenmiş olduğu meslekte istihdam sağlayabilirsek iyi olur, sağlamasak da dünyanın sonu değildir. Rabbimin onlara da hayırlı bir kısmet nasip etmesi, ev hanımı mesleğine adım atmaları için dua ederiz. Eğer gencimiz bir delikanlı ise o da meslek eğitiminden sonra iş hayatına atılır. Askerliğini uygun bir zamanda yapar ve o da kendisinin tamamlayıcısı olan hayat arkadaşı ile bir araya gelerek mutlu aile yuvalarını kurmaya çalışırlar. Tabii ana ve babanın görevi bununla bitmiyor bir ömür boyu devam eder. Onların, acısı ile tatlısı ile tüm sevinçlerini ve ıstıraplarını ana baba olarak biz de yaşarız. Rabbim çocuklarımıza, evlatlarımıza, yetişkinlerimize iman ve Kur’an istikametinde hayat nasip etlesin her iki cihanda mesut ve bahtiyar eylesin.

En esaslı ve sarsılmaz ders

Asrın bedii Said Nursi, çocukluk yıllarında merhum validesinden aldığı manevi dersleri şu şekilde ifade etmektedir: ‘Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zâtlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum vâlidemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki; o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum vâlidemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum. [Lemalar]

Yüzsuyu dökmemek

“İnsanlardan bir şey isteme, zira verirse minnet, vermese zillettir. Sen Allah’tan iste zira verirse nimet, vermese hikmettir” derler. Yine bir seyyah cami çıkışında oturup önünden geçenlere bazen “verdiren verdirdi” bazen de “verdiren verdirmedi” diye sesleniyormuş, bunun hikmetini soran birisine şunu ifade etmiş: ‘Allah dilerse verdirir, dilemezse verdirmez, kullarının içinden geçeni ve niyetini en iyi bilen O’dur, O isterse her şeyi halkeder.’ “Etme kimseye arz-ı hacet, olma kimseye bari minnet, âli et himmetini hor kalma, gördüğün her şeye talipkâr olma.” Rabbimin verdiklerine de vermediklerine de şükürler olsun. Madem O bizi yaratmış, O bizim saniimizdir. O bizi bizden daha iyi tanır ve bilir. Bazen isteyip de elimize geçmeyen nimetler olabilir, belki de isteğimizin tahakkuk etmemesi hakkımızda daha hayırlısıdır, biz bilemeyiz. Rabbim hakkımıza hayırlı olanı nasip etsin, nasibimizi de hayırlı eylesin inşaallah.

Sofra adabı

Geçenlerde annem ile birlikte yemek yerken bana, “oğlum sen bu sofrada dökülen kırıntı ve nimetleri atmayıp toplayarak israf etmediğin için Allah rızkın geniş vermiş, seni takdir ediyorum” dedi. Ben de şöyle bir geçmişi hatırladım, ana ve babamın bana sofrada yemeği ve ekmeği yere dökemeyeceğimizi, onun nimet olduğunu, hal ve hareketleri ile öğretmişlerdi. Yoksa ben nereden bu alışkanlığı edineceğim diyerek kendi kendime tefekkür ettim. Eskiden kahvaltı yaparken yediğimizi zeytini birkaç hamlede yer, çekirdeğini bile sofraya indirirken yavaşça atardık. Nimete her zaman şükür gözüyle bakardık. Dökülen olsa bile onları toplar yediğimizi yer, yemediğimizi kuşlara veya kedilere verirdik. Bir ağabeyim kaldığımız dershanede, “doyanlar kırık lokma, doymayanlar kırk lokma yesin” diyerek bizlere dökülen taneleri toplamamızı bu latif nükte ile ifade etmeye çalışırdı.

Bu duygu ve düşüncelerle ile sizleri Allah’a emanet ediyorum.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.