Dünyanın mahiyeti

Mehmet Ali KAYA

“DNV” kökünden türeyen bir kelime olan dünya, “yakın olmak” anlamına gelir. “Edn┠kelimesinin müennesi olan bu kelime canlıların beşiği olan yer küreye isim olarak verilmiştir. Dünyaya “küre-i arz” denilmesinin sebebi budur. Kur’ân-ı Kerimde “Hayatü’d-dünya” “âcile” “ûl┠gibi terimlerle de dünya kastedilmiştir.

Dünya ayrıca “denî” yani alçak, aşağı ve bayağı anlamına da gelmektedir. Dünya hayatını birinci plana alan ve hiç ölmeyecekmiş gibi çalışan insanlara da “ehl-i dünya” denilmiştir. Dinin amacı dünya hayatının fani ve geçici olduğunu, insanın dünya için yaratılmadığını ve ahiret hayatının gerçek, ölümsüz ve ebedi bir hayat olduğunu ve insanın ebede mebus olup dünyaya istidat ve kabiliyetlerini geliştirmek ve aklını, ruhunu ve kabiliyetlerini eğiterek geliştirmek ve cennete layık hale getirmek için gönderildiğini öğretmektir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Her nefis sahibinin ölümü tadacağını ve dünya hayatının aldatıcı bir metadan başka bir şey olmadığını” (Âl-i İmran, 3:185) “Dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, Allah’tan korkanların ise ahiret hayatına yöneldiklerini ve hayırlı olanın da bu olduğunu” (En’âm, 6:32) “Aklı başında olan ve gerçeği bilenlere göre dünya hayatının oyun ve eğlence olduğunu, gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu ve ahirette her şeyin canlı olduğunu” belirtir. (Ankebut, 29:64)

Hayat, ruhun fonksiyonlarını icra ettiği ve varlık âlemi ile çeşitli vasıtalarla iletişim kurduğu bir durumdur. İnsan hayatı da ruhun varlığı ile kâmil bir hayat mertebesidir. Ruh var olduğu sürece insan hayatı da devam ediyor demektir. Ölüm bir yokluk değil, ruhun bedenden ayrılması ve bir başka âleme geçiş yapması olayıdır. Bunun için yokluk yoktur, hayat ölümden önce ve ölümden sonra olmak üzere devam etmektedir.   

İnsan bir yolcudur. Ruhlar âleminden anne karnından dünyadan, kabirden, haşirden, sırattan geçen ve cennet ile cehennemde sonlanacak olan bir yolun yolcusudur. Bu yolda pek çok menzillere uğrar ve her menzilin şartlarına göre bir hayatı vardır. Anne karnında dünya hayatına hazırlık yaptığı gibi, kabirde de ahiret hayatına hazırlık yapar. Bunun için anne karnı da kabir de yeni bir hayatın berzahı ve hazırlık dönemidir. İnsanın doğumundan ölümüne kadar yer küresi üzerinde geçirmiş olduğu hayat dönemine “Dünya Hayatı” ölümünden sonraki hayatına ise “Ahiret Hayatı” denir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde dünya hayatını şöyle tarif eder: “Biliniz ki dünya hayatı bir oyun ve eğlence, süs ve kendi aranızda malın ve evladın çokluğu ile övünmedir. Bunun misali ise yeryüzüne yağan yağmurun bitirdiği ekine benzer. Bu ekin çiftçilerin hoşuna gider, ama, sonra kurur ve sararır çör-çöp olur. Ahirette ise dünyada boşuna çalışanlara çetin bir azap, dünya hayatından ahiret hesabına istifade edenlere ise Allah’tan mağfiret ve rızası vardır.  Dünya hayatı aldatıcı bir metadır.” (Hadid, 57:20; Kehf, 18:45)

Dünya hayatının insanı cezbeden ve kendisine bağlayan nimetleri ve metalarını da Kur’ân-ı Kerim şöyle açıklar: “Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılmış altın ve gümüşten, otlaklara salınmış atlar, davarlar ve ekinlerden gelen zevklere, güzelliklere aşırı düşkünlük insanları zaafıdır. Bunlar ise sadece dünya hayatının geçimi içindir. Asıl varacağınız yer ise Allah katındaki ölümsüz ahiret hayatıdır.” (Âl-i İmran, 3:14) Yüce Allah bu ayeti ile insanları uyarmakta ve dünyanın cazibesine kapılarak aldanmamalarını istemektedir.

Peygamberimiz (sav) “Dünya tatlıdır ve hoştur. Allah sizi onunla imtihan etmektedir ve ne yaptığınıza bakarak sizlere ceza ve mükâfat verecektir. Bu sebeple dünyadan sakının, kadınlardan sakının! İsrailoğullarının ilk fitnesi kadın yüzünden meydana gelmiştir” (Müslim, Zikir, 99; Riyazu’s-Sâlihîn, 1:84) buyurarak bizleri ikaz etmektedir.
Yüce Allah insanın dünyada yaptığı işlerine yani ameline bakarak onun hakkında değerlendirme yapacaktır. Bu hususu bizlere çeşitli ayetlerinde haber vermektedir. “Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve kişi yarın için, ahiret için ne yaptığına ve ahrete ne gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun! Çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır” (Haşr, 59:18) buyurur.

Dünyada Allah’ın rızasını kazanmanın yolu çalışmaya bağlıdır. Çalışmak emredilmemiş, ama her şeyin çalışmaya bağlı olduğu vurgulanmıştır. Tembellik yasaklanmamış; ama her kötülüğün tembellikten kaynaklandığı vurgulanmıştır. “Namaz kıldıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından rızkınızı arayın” (Cuma, 62:10) “İnsan için çalışmasının karşılığı vardır; çalışmasının karşılığını mutlaka görecektir” (Necm, 53:39-40) buyurarak çalışmaya teşvik etmiştir. Çalışanın emeğini zayi etmeyeceğini belirtmiştir. Sonra da “Dünyada Allah’ın sana ihsan ettiği servet ile ahiret yurdunu ara! Dünyadan da nasibini unutma! Allah sana iyilik ve ihsanda bulunduğu gibi, sen de insanlara iyilik ve ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk yapma; çünkü Allah bozguncuları sevmez” (Kasas, 28:27) buyurarak barış ve huzur içinde dünyada çalışmayı ve insanlara yardımcı olmayı emretmiştir.

Dünyada yapılan her şeyin ve işlenen her amelin bir imtihan sebebi olduğunu belirten yüce Allah “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan sebebidir. Sonsuz mükâfat Allah katındadır. (Enfal, 8:28) Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın anmaktan ve ibadetten alıkoymasın. Kim zikirden ve ibadetten gafil olursa ziyana uğrayanlardan olur. (Münafıkun, 3:9) Dünya hayatının güzelliği de sizleri aldatmasın. Allah’ın vaad ettiği ölüm ve ahiret hayatı mutlaka başınıza gelecektir. Şeytan da sizi Allah’ın affına güvendirerek sizi aldatmasın” (Fâtır, 35:5) ayetleri ile bizleri ikaz etmektedir.

Peygamberimiz (sav) hadis-i şeriflerinde dünyanın faniliği ve aldatıcılığı üzerinde durmuş ve bizleri ikaz etmiştir. “Gerçek hayat ancak ahiret hayatıdır” (Buhari, Rikak, 1) “Uyanık olun! Şüphe yok ki, dünya çok değersizdir, dünyanın malının ve mülkünün de hiçbir kıymeti yoktur. Dünyada en değerli şeyler Allah’ı zikretmeniz ve size Allah’ın rızasını ve yakınlığını kazandıracak amellerdir. Bir de dünyada ya öğrenci veya öğretici olmanızdır. Ya öğrenen, ya öğreten veya onları sevenlerden olunuz. Yoksa helak olusunuz.” (Tirmizi, Zühd, 14; İbn-i Mâce, Zühd, 3) “Bunların dışında dünyanın Allah katında sinek kanadı kadar bir değeri olsaydı, kâfirlere bir yudum su içirmezdi.” (Tirmizi, Zühd, 13; İbn-i Mâce, Zühd, 3) “Ama ne var ki, benden sonra dünya nimetleri ve zîynetleri sizlere açılacak ve sizler onlara gönlünüzü kaptıracaksınız. Benim korkum budur” (Buhari, Zekât, 47; Cihad, 37) “Öyle ise sizlere tavsiyem, dünyada garip bir yolcu gibi olun. Ölümü çok zikredin. Sabah olunca akşamı beklemeyin, akşam olunca da sabahı beklemeyin. Kendinizi kabir ehlinden sayın. Sağlıklı günlerinde hastalığınız için, hayatınız boyunca da ölümünüz için tedbir alın. Ancak bu şekilde kurtulabilirsiniz.” (Buhari, Rikak, 3; Tirmizi, Zühd, 25) “İnsanın arzu ve istekleri hiç bitmez. Eceli ise onun arkasında kendisini takip etmektedir. Arzu ve isteklerinin peşine düşen insan bunu tam olarak elde edemez, bir de bakar ki ölüm karşısına çıkıvermiş. O zaman en önemli işlerini yapamadığının pişmanlığı ile karşı karşıya kalır ama bu kendisini kurtarmaz.” (Buhari, Rikak, 4) buyurarak bizleri uyarmıştır.

Peygamberimize (sav) “Ya Resulallah! ‘Biraz dünyalık edinseniz ve rahatınıza baksanız” diyenlere cevaben “Ben dünyayı ne yapayım. Benim misalim, uzun bir yolculuğa çıkan ve bu uzun yolda dinlenmek üzere bir ağacın altında biraz gölgelenen adamın meselidir. Misafir yolunu düşünmeli” (Riyazu’s-Salihin, 1:354) “Bu sebeple dünya malına rağbetim yoktur. Hem insanoğlu, malım, malım der. Gerçekte onun malı yiyip içtiği giyip eskittiği ve Allah için tasadduk ettiğidir. Bunun dışındaki malı kendisinin değil, mirasçılarınındır, o ise bunun zahmetini çekmekte, ahrette ise hesabını verecektir” (Müslim, Zühd, 3-4) buyurmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hadislerde “Dünyanın lanetlendiği, cife olarak isimlendirildiğini” bunun sebeplerini soranlara “Dünyanın üç yüzü vardır. Birincisi, Cenâb-ı hakkın esmasına bakar; onların nukûşunu gösterir. Manay-ı harfiyle, onlara ayinedarlık eder. Dünyanın şu yüzüne muhabbet yüce Allah’ın esmasına muhabbettir ve bu yüzü gayet güzeldir; nefrete değil, aşka lâyıktır. İkinci yüzü, ahrete bakar; ahretin tarlasıdır. Cennetin mezrasıdır, rahmetin mezheridir. Şu yüzü dahi evvelki yüzü gibi güzeldir; tahkire değil, muhabbete lâyıktır. Üçüncü yüzü, insanın hevesatına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel’abe-i hevesatı olan yüzüdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fanidir, zâildir, elemlidir ve aldatır. İşte hadiste varid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir” şeklinde cevap verir. (Sözler, 2004, s.1018)

“Her nefis ölümü tadacaktır” (Âl-i İmran, 3:185) ayetini izan ederken “Nev’i insani bir nefistir; dirilmek üzere ölecek. Ve küre-i arz dahi bir nefistir; baki bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefistir; ahiret suretine girmek için o da ölecek” şeklinde izah eden Bediüzzaman (Lem’alar, 2005, s. 518) dünyanın tarifini ve mahiyetini şöyle açıklar:

“Şu dünya muvakkat bir ticaretgâh; ve her gün dolar, boşanır bir misafirhâne; ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar; ve Nakkâş-ı Ezelinin teceddüt eden, hikmetle yazar bozar bir defteri; ve her bahar bir yaldızlı mektubu; ve her yaz, bir manzum kasidesi; ve o Sâni-i Zülcelâlin cilve-i esmasını tazelendiren, gösteren âyineleri; ve ahretin fidanlık bir bahçesi; ve rahmet-i ilâhiyenin bir çeçekdanlığı; ve âlem-i bekada gösterilecekolan levhaları yetiştirmeye mahsus muvakkat bir tezgahı mahiyetindedir” (Lem’alar, 2005, s. 521-522) ifadeleri ile tarif etmekte ve mahiyetini ortaya koymaktadır.  

malikaya@risalehaber.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.