Dünveyi ve uhrevi saltanatı birleştirmiş bir peygamber: Hz.Süleyman (as)

Himmet UÇ

Esrarengiz, dünveyi ve uhrevi saltanatı birleştirmiş bir peygamber Hz Süleyman As

Yunus Emre gibi bir kalp demircisi nin bir sözü var onunla başlayalım söze.

Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleymandan içeri

Üç defa Süleyman kelimesini kullanıp bukadar esrarlı bir cümle ancak Yunus gibi azametli ve dili iyi kullanan bir edib-i azam tarafından söylenebilir. Yunus o garip derviş ne kadar sevilmiş Anadolu’da ona birçok yerde mezar yapmışlar onun adı ile anılmış.

Al elmanın alını sev yiğidin merdini
Seversen bir güzel sev çekme çirkin derdini

Alvarlı Efe bir gün dervişan ile yürürken gençler bu türküyü söylerler, dervişandan biri gider, “ola Efe gelir, susun “ der. Efe duyar “Bırak oğul söylesinler, doğru söylerler, her şeyin güzelini sev, elmanın alını sev, insan güzele karşı fıtri meyillidir. Seversen bir güzel sev o güzel kim Allah bütün güzelliklere güzel ünvanını kazandıran onun icadı ve inşası, o güzeli Allah’ı sev, çirkin şeylere meyletme onlar seni çirkinleştirir. ” Bediüzzaman afaki malumat bile gelse nurani ene onu ulviyata çevirir der. İşte böyle.

Süleyman ismi duyulunca insan azamet ve heybet, haşmet duyguları tarafından istila edilir. Belki de bu ismi alan insanların azameti bize bu duyguyu vermektedir. Kanuni Sultan Süleyman da bu isimle anılan bir büyük hükümdardır. Avrupalılar ona Grandiozing Süleyman diyorlar. Grandiozing de bir okula çevirmiştir, bu yüzden onları ayrıntılı anlatır. Kur’an’da olaylar, temalar, sorunlar, emirler, peygamberler daha nice unsurlar bir arada armonize edilmiş, armonizenin karşılığı insicam, Bediüzzaman insicam kelimesini çok sık kullanmaz, Kur’an daki insicamı anlatır, ama bizim anlayamayacağımız bir özellik, kimsenin de anlayacağı bir özellik değil. Koca kitabın sayısız unsurlarını bir kitapta karmaşa ve kargaşa olmadan bir arada anlatılması harikanın ötesinde ilahi bir üslub özelliği. Nasıl kainatta sayısız unsurları bir arada birbirine iliştirmeden ortaklaşa bir arada götürüyorsa, Kur’an da da aynı şeyi uygulamıştır, biri kainat kitabı biri o kitabın sahibinin kelamı birbirine denk desem yanlış mı olur, sanarım Kur’an kainat kitabından daha büyük bir kitap.

Önce Süleyman’ı çocukluğundan anlatır. “ Davud’a evlad olarak Süleyman ‘ı ihsan ettik. Süleyman ne güzel kuldu, hep Allah’a yönelirdi. Hani bir gün ikindi vakti ona, durduğunda sakin, koştuğu zaman ise süratli safkan koşu atı gösterilmişti. Onlarla ilgilenip “ Ben Rabbimi hatırlattıkları için güzel şeyleri severim “ dedi ve onlar gözden kayboluncaya dek onları seyredip durdu. Sonra “ onları tekrar bana getirin “ deyip bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

Biz Süleyman’ı denemeye tabi tuttuk ve tahtının üzerine bir cesed bıraktık, sonra o Allah’a sığınıp tekrar tahtına döndü. Ya Rabbi dedi, “affet beni ve bana hiç kimseye nasib olmayacak bir hakimiyet lütfet. Çünkü sen lütufları son derece bol olan vehhabsın!”38/30-36

Allah Hz Süleyman’ı anlatırken başından geçenleri hikaye eder. “Tuttular Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere tabi oldular. Halbuki Süleyman küfre gitmemişti, fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler. Halka sihiri ve Babil’de Harut ve Marut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa o kişi “ Biz sırf imtihan için gönderildikz sakın kafir olma “ demedikçe hiç kimseye sihir öğetmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça onlar bununla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine zarar getirip fayda vermeyen şeyler öğreniyorlardı. Büyüye müşteri olan kimsenin ahiretten nasibi olmadığını pek iyi biliyorlardı. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları şey ne kötü, keşke bunu anlasalardı. ”2/102

Allah bütün peygamberlere vahyettiği gibi Süleyman’a da vahyetmiştir, bütün bir insanlık tarihini vahyin gönderilişi ile özetler. “ Nuh’a ve ondan sonraki nebilere vahyettiğimiz gibi s a n a (Hz Muhammed asm) da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik”(103/163)Vahiy ve nübüvvet farklı şeyler Allah bir de peygamberler zinciri içinde Nübüvvet erdirmiştir. “Biz ona (İbrahim) İshak ile Yakub’u ihsan ettik ve her birini nübüvvete erdirdik. Daha önce de onun neslinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u da nübüvvete erdirdik. “6/84

Davut ile Süleyman’ı bir ihtilaflı konu içinde tutumları ile de tanıtır. “Davud ile Süleyman’ı da, hani bir defasında onlar bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Şöyle ki geceleyin bir grup insanın koyun sürüsü ekin tarlasına yayılmış zarar vermişti. Biz de onların bu hükümlerine tanık oluyorduk. Biz çözümü ihtiva eden hükmü Süleyman’a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve ilim verdik. 21/78-79

Her peygambere özel güçler verilmiştir” Süleyman’a da şiddetli rüzgarı amade kıldık. Rüzgar onun emriyle kutlu beldeye doğru eserdi. Çünkü her şeyin gerçek mahiyetini biz biliriz. Kendisi için dalgıçlık ve daha başka bir takım cinleri şeytanları da onun emrine verdik. Biz onları gözetim altında tutardık. 21/81-82 Süleyman ‘ın emrine de rüzgarı verdik. Onun sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü de bir aylık mesafe idi. Onun istifadesi için erimiş bakır kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı onun önünde çalışırlardı. Onlardan kim emrimizden saparsa ona ateş azabı tattırdık. 34/12 Biz rüzgarı onun emrine verdik, rüzgar onun emriyle istediği yere tatlı tatlı eserdi. Bina yapan, dalgıçlık yapan, her şeytanı, bukağılarla bağlı olan başkalarını da onun hizmetine verdik. Buyurduk “ Süleyman işte bu sana ihsanımızdır. İster dağıt ister yanında tut, bu hesapsızdır. Muhakkak ki onun Bize yakınlığı ve güzel bir akibeti vardır. 38/37-40

O cinler ona kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanak ve leğenler, sabit kazanlar gibi istediği şeyleri yaparlardı. 34/13

Süleyman’ın Sebe halkını da anlatır Allah. “Gerçekten Sebe halkına oturdukları diyarda bir ibret dersi vardı. Onların meskenleri sağdan soldan iki bahçe ile çevrili idi. Peygamberleri kendilerine dedi ki “Allah ‘ın nimetlerinden yiyiniz içiniz, O’na şükrediniz. Ne hoş bir diyar, ne iyi, ne müsamahalı ve bağışlayıcı bir Rab”14/15

Vahiy ve nübüvvet, bazı özel güçlerle beraber Süleyman’a ilim de verilmiştir. “Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da “ Bizi mümin kullarının çoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun dediler” Süleyman Davud’a varis oldu ve Ey insanlar bize kuşların dili öğretildi. Ve daha her şeyden bolca nasip verildi. Gerçekten bunlar aşikar lütuflardır “ dedi. Günün birinde Süleyman’ın cinlerden insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplanmış olup, hepsi birlikte düzenli olarak kendisi tarafından sevk ediliyordu. Derken karınca vadisine geldiklerinde onları gören bir karınca “ Ey karıncalar haydin yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları sizi fark etmeyerek ezip çiğnemesinler “ diye seslendi. Onun sesini işiten Süleyman tebessüm ederek “ Ya Rabbi dedi beni nemsime öyle hakim kıl ki gerek bana gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim. Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip beni hayırlı kulların arasına dahil eyle. Bir de kuşları teftiş etti de “ Hüdhüd’ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı ? “

Kuvvetli ve geçerli bir mazeret ortaya koymadığı takdirde onu şiddetli bir şekilde cezalandıracağım yahut boynunu keseceğim “ Derken çok geçmeden Hüdhüd geldi “ Ben dedi senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’den önemli ve kesin bir haber getirdim. Sebe halkını bir kadın hükümdarın yönettiğini gördüm. Kendisine her türlü imkan verilmiş. Onun güçlü bir yönetimi olduğu gibi pek büyük bir tahtı da var. Ne var ki onun da halkının da Allah’ı bırakıp güneşe ibadet ettiklerini gördüm. Anlaşılan şeytan yaptıkları bu kötü işleri kendilerine güzel göstermiş ve onları yoldan çıkarmış, bu yüzden de hak yolu bulamıyorlar. Oysa göklerde ve yerde gizli olan her şeyi açığa çıkaran sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilen Allah’a secde ve ibadet etmeleri gerekmez mi ?Halbuki en geniş hükümranlığın ve o en büyük Arşın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur.

Bakalım dedi Süleyman, doğru mu söyledin, yoksa yalancının teki misin, bunu anlayacağız? Sen şimdi şu mektubumu götür, bırak onların yanına, sonra onlardan biraz uzaklaş ve ne yaptıklarını gözle. “

Kraliçe “ değerli danışmanlarım bana çok önemli bir mektup gönderildi. Mektup Süleyman’dandır ve Rahman ve rahim olan Allah adıyla başlayıp “ Bana karşı kibirlenmeyin, itaat ve teslimiyet göstererek yanıma gelin “ diye devam etmektedir. Değerli danışmanların bu mesele hakkında görüşlerinizi istiyorum. Pek iyi bildiğiniz gibi sizi çağırmadan size danışmadan hiçbir meseleyi hükme bağlamam” Onlar “ biz güçlü kuvvetliyiz, savaşçı milletiz. Ama yetki sizindir, değerlendirip münasip gördüğünüz emri verin “ dediler. “ Doğrusu dedi Kraliçe hükümdarlar bu ülkeye girince oranın düzenini alt üst eder, halkının eşrafını da sefil ve zelil ederler. Evet istilacılar hep böyle yaparlar.

Bunun iç indir ki ben şimdi onlara bir hediye gönderip elçilerimin ne gibi bir cevap getireceklerini bekleyeceğim “

Elçi Süleyman ‘a gelince o elçiye “ Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği nimetler sizin verdiğinizden daha hayırlıdır. Ama siz hediyenizle böbürlenirsiniz” dedi. Sen dön ve onlara de ki “ Biz onların üzerine, karşı koyamayacakları ordular la yürüyeceğiz. Onları yurtlarından mağlup ve zelil olarak çıkaracağız” Daha sonra Süleyman onların itaatlerini bildirmek üzere huzuruna geleceklerini öğrenince yanındaki danışmanlarına : “Değerli danışmanlarım, onların itaat içinde huzur uma gelmelerinden önce içinizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi.

Cinlerden mağrur ve iddiacı bir ifrit : “ Ben dedi sen makamından kalkmadan onu sana getiririm. Benim onu taşımaya gücüm yeter, hem de zayi etmeden güvenilir tarzda getircek emin bir kimseyim. ” Ama nezdinde kitaptan ilim olan bir zat da “Ben sen gözünü açıp kapamadan onu getirebilirim” derdemez, Süleyman kraliçenin tahtının yanıbaşında olduğunu görünce “Bu Rabbimin lütuflarındandır. Bu şükür mü edeceğim yoksa nankörlerden mi olacağım ? diye beni sınamak içindir. Şükreden sadece kendi lehine olarak şükreder. Nankörlük eden ise bilmelidir ki Rabbim onun şükründen müstağnidir, şükrüne ihtiyacı yoktur, ihsan ve keremi boldur.

Devamla dedi ki “Şimdi kraliçenin tahtının şeklini değiştirin, bakalım onu tanıyacak mı tanıyamayacak mı ?” Süleyman ‘ın huzuruna girince ona “ Senin tahtın da böyle midir ? “ diye soruldu. “Sanki o “dedi “ zaten bu mucizeden önce bize bilgi verildiği için sana itaat edenlerden olduk”

Öteden beri Allah’tan başka taptığı putlar tevhid dinine girmesini engellemişti. Çünkü o kafir bir millete mensup idi.

Kraliçeye “ Buyurun saraya girin“ denildi. Sarayın eyvanını görünce zemininde engin ve duru su olduğunu zannedip eteğini yukarı çekti. Süleyman “ Bu sırçadan yapılmış şeffaf bir saraydır” Kraliçe:” Ya Rabbi “dedi, “Ben senden başkasına ibadet etmekle kendime zulmetmişim, şimdi ise Süleyman ‘la birlikte alemlerin Rabbine teslimoluyorum “27/15-44

Ve ölümü ”Süleyman’ın ölüm fermanını çıkarmamızdan sonra cinler ve çevresindekiler onun ölüğünü, ancak dayandığı asasını bir ağaç kurdunun yemesi sonucunda kendisinin yere yıkılmasından sonra anlayabildiler. O yere düşünce cinler kesin olarak anladılar ki şayet gaybı bilmiş olsalardı kendilerini zelil ve perişan eden angarya işlerde devam edip gitmezlerdi. “34/14

Allah peygamberinin tam bir portresini çıkarmıştır. Bütün parçalar bir karakter olacak şekilde birleştirilerek anlatılmıştır. Çok farklı yerlerde olmasına rağmen birbirinin ayrıntısı olacak şekilde düzenlenmiştir, büyük bir üslub ve anlatım narrasyon harikasıdır. 

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.