Dua İlahî Rahmet hazinesinin anahtarıdır

Hasan TANRIVERDİ

Bir kuşun kanada ihtiyacı var, yumurtadan çıkar çıkmaz kanatları takılmış halde dünyaya merhaba diyor. Bir sineğin beş bin petekli göze ihtiyacı var, anında veriliyor. Karınca dâhil birçok hayvanın diğer arkadaşlarıyla konuşmaları ve irtibat kurmaları için telsiz telefonlara olan ihtiyaçları eksiksiz mükemmel bir şekilde karşılanıyor.

Kendimize bir bakalım; kullanabilecek olduğumuz azalarımız ve duyu organlarımız dâhil, neye ihtiyacımız varsa, daha anne karnında veriliyor. İlahî rahmet hazinesinde yine “Mucib” ismi gereğince fıtri olarak hal lisanı ile istenen bu dualar karşılıksız bırakılmıyor. “Acaba bu duaları işiten ve icabet eden perde arkasındaki Zat kimdir?” diye düşünmek insanoğlunun en önemli kulluk görevi değil midir?

Yeryüzünde yaşayan insan, hayvan ve bitkilerin suya ihtiyaçları var. Su olmazsa hayatları da olmayacak. Kuvvet ve kudret sahibi bir Zat imdat edip, bulutları gönderiyor ve rahmet hazinesinden yağmuru yağdırıyor. Yeryüzü yeniden canlanıyor. İnsanlar ve hayvanlar kana kana içiyorlar. Bazen de bütün ümitlerin tükendiği anda, gaipten müjdeler gelerek dualara karşılık veriliyor. “Çıkmadık canda ümit vardır” sözü, duaya icabetin neticesidir. Yüce Allah’ın “Şafi” isminin gereği olarak şifa hazinesinin kapıları ardına kadar açılıyor. Derdi veren Allah dermanı da veriyor.

Şu âlemi, gücüyle kuvvetiyle elinde tutan yüce Allah, elbette ki has kullarının dualarını işitir ve o dualara karşılık verir. Demek ki, Kâinat Sultanının “ Mucîb” ismi de ebedi yaşama noktasında Allah’a yapılan bu küllî duaların karşılık bulmasını ve ahiretin var olmasını gerektirmektedir. İnsanların ve bütün mahlûkatın duaları olmasa dahi Peygamber Efendimizin bir tek duası bile Yüce Allah katında ahiretin yaratılması için yeterlidir.

Hiçbir kimsenin: “Rabbim bütün mahlûkatın acz ve fakr lisanıyla yaptığı duaları kabul ediyor da ben çok dua ettiğim halde ama duam kabul olmuyor” demeye hakkı yoktur. Çünkü her duaya karşılık var. Dualara karşılık,  bazen istenilenin aynısı ile verilir, bazen tehir edilir, çünkü vakti gelmemiştir. Bazen de farklı şekilde cevap verilir.

Çoğu zaman şahit olmuşuzdur ki, çok istediğimiz bir şeyin olmadığına üzülmüşüzdür, daha sonra da iyi ki olmamış diye sevinmişizdir. Demek ki, istediğimiz şey, o anda bizim için hayırlı değilmiş veya vakti gelmemiştir. Bizim için neyin hayırlı, neyin hayırsız olduğunu bilen, ancak kâinatın sahibi Yüce Allah’tır. Bu gün sevindiğimiz şeyler, belki de yıllar önce kabul olmadı diye üzüldüğümüz dualarımızın neticesidir.

Yüce Rabbim bizim dualarımızı duymasaydı, bize isteme gücü verir miydi? O’nun bize dua etme fırsatı vermesi, “Buyur, ya kulum!” demek değil midir? Aldığımız her nefes, içimizden geçen veya dilimizden dökülen her dua, O’nun izni dâhilindedir.

Siz bir erkek çocuk arzu edersiniz, Yüce Rabbim size nur topu gibi bir kız evlat nasip eder. Böyle bir neticeye karşılık:  “Duam kabul edilmedi “ diyemezsiniz. Aslında duanız misliyle kabul edilmiştir.

Demek ki, “Her şey gönlünce olsun!” demek yerine, “Allah senin için hayırlısını versin” demek daha doğrudur. Çünkü bazen insanlar kendilerine zarar verebilecek ve kendileri için hayırlı olmayacak şeyler isteyebiliyorlar.

Bazen mal-servet istersin, Allah sana onu vermez. O servet belki seni yoldan çıkaracak, maneviyatına zarar verecek. Yüce Rabbim seni korumak için sana senin istediğini vermiyor. Belki sana dünyadaki isteklerine karşılık cennette güzel bir köşk verecek. Şurası muhakkak ki, bizim için en güzeli Allah’ın takdirindedir.

İnsanoğlunun çoğu zaman yapmış olduğu dualar burada karşılığını bulamıyor. Demek ki, “Mucib” isminin en geniş tecellisi ahiret yurdunda olacaktır. Orada bütün dualara hakkıyla karşılık verilecektir.  Bilmeliyiz ki, perde arkasında bir Zat var ki, her sesi işitir, her duaya cevap verir, en küçük bir ihtiyacı, en küçük bir mahlûkundan işitip ona yardım eder, duasına icabet eder.

Görülüyor ki, bütün masnuatın hal lisanlarıyla veya dilleriyle yaptığı dualara mutlaka bir çeşit cevap veriliyor. O mutlak güç sahibi ne yaparsa, en iyisini yapıyor. Sen dünya için dua edersin, O sana ahireti verir. O’nun verdiği, senin için elbette daha hayırlı olanıdır. Yeter ki duadan dilini eksik etme. Dua İlahî rahmet hazinesinin anahtarıdır.

Bin dört yüz yıl öncesini tahayyül et! O büyük zat, bütün namazlarında ve dualarında Âlemlerin Rabbinden dua ediyor ki;

“Ya Rab, kıyamet günü benim ümmetimi cehennem azabından rahmetinle koru, onlara hem dünya da hem de ahirette iyilikler ve güzellikler ihsan et.”

Kâinat Sultanı sevgili habibinin böyle bir duasına karşılık vermemesi mümkün müdür?

Âdem Peygamber’den bu güne kadar gelmiş bütün peygamberler, enbiyalar, evliyalar, asfiyalar ve Allah’ın has kulları, tekrar tekrar aynı duaya âmin diyorlar ve Yüce Allah’tan ebedi saadet yurdu olan cenneti talep ediyorlar. Ümmetin diğer has kulları da aynı duaya âmin diyerek karşılık veriyorlar. Hiç mümkün müdür ki, Kâinatın Sultanı onların dualarını işitmesin ve isteğini misliyle karşılık vermesin.

Hem kulları içinde en makbulü olan habibim dediği Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa’nın(s.a.v.) dualarını işitmesi ve karşılık vermesi nasıl mümkün olmasın? Yüce Allah, o mübarek zatın daha kundakta iken “Ümmetim, ümmetim” diye yalvarmasını nasıl duymaz ve karşılığını vermez.

Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir Zat’ın harika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş değildir. Çünkü Yüce Allah hikmet ve adaletle iş görür.

 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.