Dostuma mektup (23)

Cemil KARAKULLUKÇU

Sevgili dostum;

İnsan tekdüze gitmez ya. Benim de tökezlediğim zamanlar var, senin de. Elbette bunlardan başımızı saçımızı yolacak değiliz. Bize gelenlerin hepsinden almamız gereken dersi almalıyız elbette. Hepsi bizim için bir meditasyon obje ya da nesnesi.

Bundan ötürüdür ki, acılar, sıkıntılar, belalar ve hatta hastalıklar istenir olmuş büyük insanlarca. Bunların hepsi bizim uyaranlarımız. Geçen mektupta yazdığım da bu türden. İyi ki çekmişim; seni aradım, gerçek dostu hatırladım. Bununla birlikte yalanları, sahteleri ve sıradanlıkları ayıkladım hayatımda. Yapmacık tavırları tanıdım. Gururluları, yağ çekenleri, ne oldum delisi olanları, kudurmuş “ene”lileri, öfkesine yenilenleri, saygısızları gördüm ve onların karşısında cidden iğrendim. Bunlardan başımı çevirerek, ötelere, ufuk ötesine baktım; çok şeyler çağrıştırdım, ama yine de kendime geldim. Değil mi ki, hepsi benim sınavımdır; sonunda hepsine “baş kaş üstüne!” dedim.

Seni elbette aradım, aramalıydım. Seni hatırlamakla acılarımı unuttum ben. Seni hayal etmek bile bir şifadır. Deyeceklerini tahmin ettiğim için de rahatladım. Bir büyük sabrı yaşadım. Sabrın ne büyük bir güç olduğunu bir kez daha gördüm.

Yaşadığım sıradan bile olsa, bu acının bendeki etkisini, gözle görülecek kadar net bir şekilde gördüm. Onun üzerimde nasıl bir etki bıraktığını, duygularımı nasıl da hırpaladığını, aniden öfkemi kudurttuğunu, beni nasıl da derin bir acıya gömdüğünü, her şeyin birden kaybolduğunu sandığımı, oysa zamanla bir şeyin olmadığını, kaybolanların yerli yerinde olduklarını, sabır gücünün bunların hepsinin üstesinden geldiğini de gördüm. Ve iyice inandım ki, insanın her şeye dayanacak gücü vardır ve zamanla da insan buna alışır. 

Acılara dayanmada kendime göre bir yöntem bulduğuma inanıyorum, sevgili dostum. Üstelik çok basit bir yöntemdir bu. Hangi türden olursa olsun, herhangi bir acı geldiğinde, sadece “bakayım üzerimde nasıl bir etki bırakarak beni terk edip gidecek?” diye merak duygusu içinde olmak yeterdir. Merak, aynı zamanda bir araştırmanın, bir gözlemin ön şartıdır. “Ne olacak?” demek, bir bakıma gözlem, araştırma yapmak demektir. Her gözlemci de olup biteni olduğu gibi kabul edendir. Gözlemci, yani araştırmacı ne kendindendir ve ne de başkasından. O olandan, yani doğrudan yanadır. Acı çeken, gözlem sonuçlanıncaya kadar tatlı bir araştırma ve gözlem içindedir, tarafsızdır. Bu süreçte sonucu merak ettiği için çektiği acıdan asla zarar görmez. İşte böyle bir gözlemciliğe soyunduğum için, sonucun her türlüsüne razı olduğum için, bu rüzgârdan fazla etkilenmedim. Özellikle olumsuz beklentilerimizin çıtalarını alabildiğince yükseltmek iyidir. Olan, çoğunlukla beklentilerimizin aşağısındadır.

Bilmem, bu psikolojide geçerli bir yöntem olur mu? Bana göre sabrın eşlik ettiği insanın rahatlıkla kullanacağı bir yöntem, rahatlama yöntemi. Basit bir şekilde ifade etmeye çalışırsak, gözlem merakıyla her şeyin sonunu sabırla beklemek. 

Sevgili dostum, denediğimi, denemekle yararını fazlasıyla gördüğümü yazdım; elbette senin de bu tür denemelerin var.

Acıların tümü geçici… Geçici olan her şeye de bizdeki sabır gücü yeterli değil mi? Biz, öyle bir mekanizmaya sahibiz işte. Biz, dünyanın olup bitenlerine dayanıklı yaratılmışız. Hem biraz da porsuğa benzeriz; dayak yiye yiye şişeriz. Acılar, elbette bizim sınavımız ve aynı zamanda bizim terbiye değneğimiz.

Hoşça kal, sevgili dostum… Dostun.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.