Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada "Diyanet İşleri Başkanlığına Açık Çağrı"da bulunan Özdemir, 9–20 Kasım tarihleri arasında dünya milletlerinin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 için Antalya’da bir araya geleceğini hatırlatan Özdemir, "Yeryüzünün geleceği bu kez bizim topraklarımızda, kapımızın önünde konuşulacak. Böyle bir eşikte, milletimizin vicdanına en doğrudan ve en samimi biçimde ulaşan kurumun, yani Başkanlığımızın, sesi her zamankinden daha kıymetlidir" dedi.
Müslüman bir çevreci, akademisyen ve aktivist olarak bütün camilerinde “Bahşedilmiş bir emanet olarak çevre ve iklim krizi” konulu hutbenin okutulmasını isteyen Özdemir, iki hafta önce İstanbul'da meydana gelen sel felaketinde yaşananları hatırlattı.
Bu felaketin iki yüzü olduğunu ve her ikisinin de minberin konusu olduğuna dikkat çeken Özdemir, yazısını şöyle sürdürdü:
"Birincisi, değişen iklimdir: Isınan bir dünyada aşırı yağışlar, kuraklıklar ve orman yangınları daha sık ve daha şiddetli hâle geliyor.
"İkincisi ise kendi ellerimizle yaptıklarımızdır: Dere yataklarına dikilen binalar, betonun altına gömülen dereler, nefes alamaz hâle getirilen toprak. Selin ardından İstanbul Valisi'nin dere yatağını işgal eden yapıların yıkılacağını açıklaması, felaketin yalnızca gökten gelmediğini açıkça gösteriyor. Kur’ân-ı Kerîm bunun adını koymuştur: Fesad. Ve dikkat edilsin ki âyet umutsuzlukla değil, “belki dönerler” ümidiyle biter. Hutbe, işte bu dönüşün davetçisi olabilir.
"Neden hutbe?
"Türkiye’de on binlerce camide, aynı gün, aynı metin, milyonlarca mümine aynı huşu içinde ulaşıyor. Hiçbir kamu kampanyası, hiçbir reklam ve hiçbir konferans bildirisi insanlarımıza bu kadar samimi ve bu kadar güvenilir bir dille ulaşamaz.
"Gençlerimiz selleri, yangınları ve kuraklıkları her gün ekranlarından izliyor. Cuma günü camiye geldiklerinde, inançlarının bu meseleye dair söyleyecek bir sözü olduğunu duymayı hak ediyorlar. Söyleyecek sözümüz de var; üstelik ödünç değil, kendi geleneğimizden.
Hutbede vurgulanmasını önerdiğim hususlar
1. Yeryüzü mülk değil, emanettir. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik; onlar bunu yüklenmekten kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi.” (Ahzâb, 33:72) İnsanın halifeliği, yeryüzüne sahip olmak değil, ona emanetçi olmaktır: “Sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden infak edin.” (Hadîd, 57:7) Emanetçi, elindekinin hesabını verecektir.
2. Mîzan ve ölçü. “Göğü O yükseltti ve mîzanı koydu; mîzanda haddi aşmayasınız diye. Tartıyı adaletle yapın ve mîzanı eksik tutmayın.” (Rahmân, 55:7–9) Allah her şeyi bir ölçüyle yaratmıştır (Kamer, 54:49). Çarşıdaki teraziyi bozmak ile yaratılışın dengesini bozmak aynı haddi aşmanın iki yüzüdür.
3. İsraf ve su. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), akan bir nehrin kenarında dahi abdest alırken suyu israf etmeyi yasaklamıştır (İbn Mâce, Tahâret, 48). Abdest musluğundan başlayan bir tutumluluk, şehirlerimizin suyunu da korur.
4. Derelerin, ormanların ve toprağın hakkı. Dere yatağı derenindir; orman bütün canlılarındır. Bunları işgal etmek, hem bugün yaşayanların hem de torunlarımızın hakkına girmektir. Gelecek nesillerin hakkı da kul hakkıdır.
5. Panik değil, umut ve amel. “Kıyamet kopacağı sırada birinizin elinde bir fidan varsa, onu diksin.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 183, 191) Tevekkül, tedbiri terk etmek değildir: “Onu bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Kıyâmet, 60) Mümin ne korkuya teslim olur ne de “nasılsa bir şey olmaz” rahatlığına.
6. Somut adımlar. Cemaatimizi suyu ve enerjiyi israf etmemeye, tüketimi azaltmaya, ağaç dikmeye ve selden, kuraklıktan, yangından etkilenen kardeşlerine yardım etmeye davet etmek.
Hutbenin sözü, camilerimizin hâliyle de desteklenebilir.
Almanya'da benim de danışmanlık yaptığım bir proje kapsamında cami ve mescitler için yeşil cami projesi başlatıldı. Öncelikle güneş enerjisi ile büyük bir tasarruf sağlandı.
Başkanlığınızın öncülüğünde camilerimiz kendi su ve enerji kullanımlarını gözden geçirebilir; abdest musluklarından aydınlatmaya, ısınmadan cami bahçelerine kadar örnek olabilir.
Osmanlı ustalarının cami duvarlarına oyduğu kuş evleri ve sokak hayvanları ile göçmen leylekler için kurulan vakıflar, bize bu yolun yabancısı olmadığımızı gösteriyor.
COP31’e ev sahipliği yapan bir ülkenin din kurumundan böyle bir sesin yükselmesi, bütün İslâm dünyasına da örnek olacaktır.
Sayın Başkanım, dünya Antalya'da müzakere masasına oturmadan bir hafta önce, Anadolu’nun ve Trakya’nın bütün minberlerinden yeryüzünün bize bahşedilmiş bir emanet olduğu hatırlatılsın. İstanbul’da kaybettiğimiz canların acısı, ancak bu emanete sahip çıkmamızla anlam bulabilir.
“Tartıyı adaletle yapın ve mîzanı eksik tutmayın.” (Rahmân, 55:9)