Dinin ve duanın iyileştirici gücü

Özellikle ölümcül hastalıklara yakalananlar üzerindeki araştırmalar inancın iyileştirici gücü olduğunu gösteriyor


Uğur İlyas Canpolat'ın, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Köse ile yaptığı röportajdan bazı bölümler:

İnancın kişi üzerindeki etkisi nedir?
İnanç, insanoğlunun hayatı anlamlandırmasını sağlayan bir araçtır. Mesela ahiret inancı kişinin bir işine yarar. Çünkü insanın ölüm korkusunu yenmesini sağlar veya onu iyi işler yapmaya sevk eder. İnançlar ve ibadetler bir değer taşırlar, çünkü insan hayatı için pratik değeri olan işlevsel özellik taşımaktadırlar. James bu konuda şöyle bir örnek verir. Kaplıcaya giden ve kaplıcanın romatizmasına iyi geldiğini düşünen bir kişi için kaplıcanın romatizmaya iyi gelmesi görece bir gerçekliktir. Doktorlar kaplıcanın romatizmaya iyi gelmediğini söyleseler bile, o kişi için bu gerçeklik değişmez. Bu açıdan bakıldığında da inançlar veya ibadetler, hariçten bakanlar için belki anlamsız şeyler olarak görülebilir, ancak onlara inanan müminler için gerçekliktir.

Bu etki kişilere göre farklılık gösterir mi?
Elbette farklılık gösterir. İnanç olumlu şekilde yönlendirilmediği takdirde olumsuz sonuçlara bile yol açabilir. Mesela herhangi bir günah işlediğinde cehenneme gideceği saplantısından kurtulamayan ve tövbelerinin kabul edilmediğini düşünen bir kişi için inanç ruhsal rahatsızlıklara kaynaklık edebilir. Birkaç yıl önce fakültedeki odamda otururken bir telefon geldi. Santral görevlisi telefonda benimle konuşmak isteyen bir kişi olduğunu söyledi. Bağladı, konuşmaya başladık. Bir bayandı telefondaki. Çocuğuna Allah’tan bahsederken “Allah Baba” ifadesini kullanmış. Daha sonra, Allah’a “baba” demenin din literatüründe şirk yani ortak koşmak olduğunu duymuş. Kadın şirke girdiğini, artık cehennemlik olduğunu düşünüyordu. Kendisiyle uzun süre konuştum. Aşırı şekilde günahkarlık saplantısı içindeydi. Bilinçli bir günah işlemediğine ikna etmek için her türlü yolu denedim. Sonunda, günahkar olmadığına zar-zor ikna olmuş göründü ve görüşmemiz sona erdi. Az sonra telefonum tekrar çaldı. Bu kez telefondaki santral görevlisiydi. “Hocam, görüşme nasıl geçti, kadını ikna edebildiniz mi?” diye sordu. Meğer daha önce de birkaç kez aramış ve başka öğretim üyeleriyle de görüşmüş, bu arada derdini santral görevlisine de anlatmış.

İnanç ve din pratiğinin uygulamasının kişi üzerinde ne gibi psikolojik etkileri olur?
İnanç ve ibadetlerin gereklerini yerine getiren ve böylelikle kutsalla ilişki kurduğuna inanan bireylerin aynı zamanda davranışlarında ve toplumsal ilişkilerinde pozitif bir yönelime sahip olmaları beklenir. Yani kişinin kutsal alanla pozitif ilişki kurması çevresi ile de aynı paralelde ilişkiler geliştirmesi daha muhtemeldir. Bu yönelim kişiyi daha iyi bir insan yapar ve ona toplum için yararlı olma motivasyonu sağlar. Böylece kişi kendisini hem yatay hem dikey bir ilişki içinde hisseder. Kendisini değerli görür. Bu değerli olma duygusu ona ruhsal tatmin sağlar ki, zaten psikolojinin hedefi de insanların psikolojik tatmin sağlayarak mutlu olmalarıdır.

Mekke müminlerinin uygulanan her türlü zulme ve hatta boykota karşı direnişini din psikolojisi açısından nasıl yorumlarsınız?
Bu durum, grup psikolojisinin verdiği bir güç olarak yorumlanacağı gibi, Allah’a olan inancın verdiği gücün insanların sıkıntılarla başa çıkmalarını kolaylaştırdığı şeklinde de yorumlanabilir.

Hz. Ömer üzerinden sormak istiyorum. Tüm karşıtlığına rağmen daha sonra İslamiyet’in kahramanı oluşunu ve Kabe’ye onunla gidilişi nasıl bir psikolojinin sonucudur?
Bu, doğrudan güçlü olmanın verdiği bir güvendir. Nihayetinde Hz. Ömer o toplumun değer verdiği, aynı zamanda da gücünden çekindiği bir insandı. Zaten onun Müslüman olması ile diğer Müslümanlar İslam’ı seçtiklerini korkmadan beyan eder hale geldiler. Hz. Ömer’in kişiliğine değinecek olursak, her hiddetli kişiliğin ardında açığa çıkmayan, bir gölge olarak duran gizli bir yumuşaklık vardır. Hz. Ömer de böyle bir kişilikti. Kız kardeşinin Müslüman olmasına, onun eşiyle birlikte Kur’an okumasına kızmış, onları hırpalamıştı. Ama Kur’an’ı işitmesi onun bu gölge yanını ortaya çıkarmıştı. Çok zor fikir değiştirmesi beklenen insanlar bazen çok kolay ve çok çabuk bir şekilde fikir değiştirerek çevrelerini şaşırtabilirler.

Dinin verme, paylaşma ve infak emri insan psikolojisinde neleri onarıyor?
Eğer kişi başkalarına infak ederken yardım ederken empati duygusunu harekete geçirebiliyorsa, merhametin en yüksek mertebesi Allah’a atfettiğimiz Rahman ve Rahim sıfatlarında tecelli eder. İnfak etmek nihayetinde Allah adına yaptığımız bir şeydir. Bu bilinçle gerçekleştirilen paylaşma ve yardım Allah’ın huzuruna çıkacağına inanan insanı mutlu edecektir.

Din psikolojisi uzmanlarının çalışma alanları nedir?
İnanç ve inançsızlık psikolojisi, dini tutum, dini davranışlar, dini duygu, dini tasavvur, dinin birey üzerindeki yansımaları, dini tecrübe, ibadet psikolojisi, din değiştirme psikolojisi, mistik tecrübe, tasavvuf psikolojisi, gelişim dönemleri ve din gibi alanlar.

Hastane ve hapishane gibi yerlerde görev üstleniyorlar mı?
Amerika ve Avrupa’da papazlar, hahamlar manevi rehberlik (pastoral care veya spiritual care) adıyla bu tür hizmetler vermektedir. Ancak Türkiye’de bu tür uygulamalar bulunmamaktadır. 1995 yılıydı sanırım. Zamanın sağlık Bakanı hastaneler için böyle bir teşebbüste bulundu. Gazeteler sağlık bakanını tabiri caizse “tefe koydular”. “İmam Doktor” falan gibi dalga geçen manşetler attılar. Bakan da geri adım attı. Türkiye’nin Batı gibi olmasını isteyenler, bunu sözde değil özde istemedikleri müddetçe bu tür teşebbüslerden sonuç almak mümkün değil gibi. Daha açık söyleyeyim, laikçiler gerçekten laik olmadıkları müddetçe bu konularda yol almamız mümkün değil.

İnancın hastalığı yenmedeki gücü nasıl işliyor?
İnanç hastalıkları yenmede bir güç olabilir. Bu konuda özellikle ABD’de yapılan araştırmalar var. Özellikle ölümcül hastalıklara yakalananlar üzerinde yapılan araştırmalar inancın böyle bir gücünün olduğunu gösteriyor. Ancak ben, inancın bu konudaki en önemli gücünün insanlara hastalığı kabullendirmesi ve hastalıkla yaşamayı öğretmesi olduğunu düşünüyorum. İntiharları engelleyen de aynı güçtür, diye düşünüyorum.

Bu dönemlerde sığınma ihtiyacı daha fazla olduğundan mı tesiri daha güçlü oluyor?
Evet, sığınma hissi daha yoğun yaşanıyor. Bu hissi yönelteceğimiz varlık ise Kâdir-i Mutlak bir varlık olmalı. Zaten insan hastalık, travmatik tecrübe, kaza geçirme vb. durumlarla karşılaşınca ahiret hayatına yoğunlaşma ihtiyacı hissediyor. Hayatın, varlığın, varoluşun sorgulanması böyle durumlarda daha net sonuçlar doğurabiliyor.

Belli bir dönem özellikle işlenen ‘Din ile bilim çatışır’ fikrine bakışınız nedir?

Din kesin bilgiler verir. İnsanların din adına bilgi vermelerini kastetmiyorum bununla. Dinin doğasında olan bir yapıyı kastediyorum. Din kesinlik arz eder. “Bu böyledir” der. Dinin söylediğine inanıp inanmamak size kalmış bir şeydir. Din bunu yaparken de nihai gerçeklikten hareket eder. Yani bilimin sonunda ulaşacağı noktayı baştan söyler. Dinin doğası budur. Ama bilim kesinlik arz etmez. Bilimsel bir bilgi bugün için geçerlidir. Yarın değişebilir. Ben bu konuda “Popper”ciyim. Yani bilimsel bilgide esas olanın “yanlışlanabilirlik” olduğunu düşünüyorum. Dün Newton vardı, bugün Einstein var, yarın bir başkası olabilir. Dün Newton varken biz bilim adına “bu artık son noktadır, Newton’dan sonra bir başkası gelmeyecek” diyebilir miydik bilim adına? Hayır… Çünkü bilimin sabit bir noktası yoktur. Dolayısıyla bana göre, “din ve bilim çatışır mı?” sorusu baştan yanlış kurgulanmış bir sorudur, anlamsızdır.

İnanç ile hayat arasındaki bağ nedir?
İnanç, hayatı anlamlandıran bir araçtır. En temel bağ budur bence. Alman asıllı Amerikalı çağdaş sosyolog Peter Berger’in “homeless mind” başlıklı bir teorisi var. Çok hoş bir teoridir. “Evsiz zihin” demek “homeless mind”. Ahiret inancı, metafizik inancı olmayan insanları evsiz insanlara benzetir Berger. Bizler her sabah evimizden çıkıp günlük hayatımızın gereklerini yaparız, akşam olunca da eve döneriz. Gün içindeki tüm yapıp-etmelerimiz akşam eve döneceğimiz için anlamlıdır. Oysa evsiz kişinin gün içindeki eylemlerinin böyle bir anlamı yoktur. Dünya hayatı da tıpkı böyledir. Ahirete inananların dünya hayatları tıpkı evi olan insanların gün içindeki hayatları gibi anlamlıdır. İnanmayanların durumu ise evsiz insan gibidir. Yani onların zihinleri, ruhsal yapıları evsiz insanın durumu gibidir ki, bu da psikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Berger’in bu analojik tahlilini ben çok hoş buluyorum.

İbadetlerin psikolojik açıdan kişiye kazanımları nelerdir?
Yaratıcıyla, metafizik alanla bağ kurma hissi insanı rahatlatır. Birkaç gün önce anneler günüydü. Etilerde öldürülen ve katili hala bulunamadığı için medyanın gündeminde olan Münevver Karabulut’un annesi mezarın başında Kur’an okurken resmedilmişti gazetelerde. Resmin üstünde annenin şu ifadesi yansımıştı manşete: “Eminim kızım beni dinledi.” Bundan daha büyük psikolojik kazanç olabilir mi? Biz ölünün ruhuna dua okuyoruz. Bu ne demek? “Benim kaybettiğim yakınım, ölümüne üzüldüğüm, ağladığım insanın ruhu yaşamaya devam ediyor ve ben ona dua ile mesaj gönderebiliyorum.” Hangi psikoterapi, hangi Güzin Abla insana bundan daha rahatlatıcı bir duygu sunabilir ki? İnsana yakınlarının, sevdiklerinin ölümünü kabullenmeyi, dolayısıyla böyle bir kayıptan sonra hayatı yaşanabilir kılmayı sağlayan bir başka mekanizma var mı acaba yeryüzünde?

Dua etmeyi psikolojik açıdan değerlendirebilir misiniz?
Dua Tanrıyla kurulan doğrudan bir ilişki durumudur. Kişinin, yaratanın kudretini ve kendi acziyetini idrak ettiği bir andır. Ama aynı zamanda kişiye yalnız olmadığını, kendisini dinleyen, derdini anlatacağı bir varlığın olduğunu hissettiren mekanizmadır dua. Bireyin seküler dünyada kutsalla olan bağlantısını tazeleyen ve dünyanın sıkıntılarına karşı bir sığınak olarak düşünülebilen kutsala açılan bir kapıdır. O kapının açık olduğunu hissetmek insanı her şeyden fazla rahatlatır.

Ahiret inancının, dirilişe inanmanın insanda sorumluluk anlayışına etkisi var mıdır?
Elbette. Gelecekte bir gün yaptığınız her şeyin hesabını ayrıntılı olarak vereceğini bilmek insanın daha sorumlu davranmasını sağlar. Bu sorumluluk bilinci kişinin gerek bireysel gerekse toplumsal hayatında olumlu davranışlar sergilemesini sağlar.

Dinin iyileştirici gücü nedir ve nasıl tesir eder?
Din içselleştirilerek yaşandığı takdirde insanın hayatına anlam duygusu katar. Bu duygu sayesinde kişi hayatın zorluklarıyla başa çıkabilir. Ayrıca bu duygunun sağladığı psikolojik rahatlık gerek fizyolojik gerekse ruhsal sağaltım sürecinde olumlu bir katkı yapar.
Haber7

İslam Haberleri