Dini cemaatlere güvensizlik ve laiklik-muhafazakarlık tartışmaları

Dr. Cemil ŞAHİNÖZ

100 senedir bitmeyen laiklik-muhafazakarlık tartışmaları her 10 senede bir yeniden hortluyor sanki. Tartışmalar şekil değiştiriyor, söylemler değişiyor, fakat ana mesele bir şekilde Türkiye’nin gündemine sürekli oturuyor.

Geçmiş 4-5 seneyi iyi bir sosyolojik analize tabi tuttuğumuzda, güncel tartışmaların yine bu eksende döndüğünü görürüz.

Özellikle 2013‘te başlayan FETÖ kriziyle birlikte, birçok zeminde tüm cemaatler, tarikatlar ve genel olarak dini gruplar töhmet altına alındı. Adeta bir güvensizlik ortamı oluşturuldu.

Örneğin aylarca hangi dini grubun devlet kadrolaşmasında FETÖ’nün yerini (!) alacağı konuşuldu. Sanki cemaatlerin dünyevileşmesi ve devlette kadrolaşması normal vazifeleriymiş gibi, böyle bir güvensizlik ortamı oluşturuldu. FETÖ’den kalan bu boşluğu sanki mutlak bir şekilde bir cemaatin doldurması gerekiyormuş gibi, dini cemaatlerin işi gücü bırakıp elleri sıvayıp bu boşluğu doldurmak için uğraştıkları ile ilgili, hatta bazı dini gruplar hakkında örneğin tarikatlar ile ilgili kampanyalar başlatıldı.

Belki de bu tarz kampanyaları tetikleyen durumlardan bir tanesi de cemaatlerin siyasallaşması oldu. Bazı dini gruplar adeta bir siyasi yarışmaya girip, farklı seçimlerde kim kimi destekliyor ile ilgili ard ardına açıklamalar yaptılar. Kendinden olan siyasi anlayışı destekleyenler melek, diğerini destekleyenler şeytan ilan edildi. Her iki siyasi cenah da bu şekilde hareket etti. Dolayısıyla insanların iman ile ilgili güncel problemlerine çözümler üretmesi gereken dini gruplar bazı siyasallaşma krizinden geçtiler.

Öte yandan kamuoyunda bilinen ve tanınan doğru-yanlış dini şahsiyetler ile ilgili haberler çıkmaya başladı. Örneğin Cübbeli namıyla tanınan Ahmet Mahmut Ünlü din tüccarlığıyla suçlandı veya Nurettin Yıldız kadın düşmanı olarak lanse edildi. 

Aynı şekilde din ile alakası olmayan, dini kendi sapık çıkarları için kullanan gruplara da baskın düzenlendi. Alparslan Kuytul’a Şubat 2018’de ve Adnan Oktar grubuna Temmuz 2018’de operasyon düzenlendi. Özellikle Adnan Oktar grubu dini söylemleri kullansa da, dini bir cemaat değil, İslam dinini kötüye kullanan, cinselliği araçsallaştıran bir sekt, bir New Age hareketi. 

Bu bağlamda FETÖ gibi travmalar tekrar yaşanmaması için dini STK’ların faaliyetlerinin denetlenmesi doğal bir süreçtir, fakat kriterler Adnan Oktar grubunda olduğu gibi “Kriminel mi, değil mi?“ diye oluşmalı, yoksa “Benim siyasi ve dini görüşüme uyuyor mu, uymuyor mu?“ diye olmamalı. 

Kamuoyunun gözünde ise, operasyon yapılan sapık gruplar ve vaazlarında yanlış anlaşılan dini şahsiyetler arasında pek fark gözetilmedi. Hepsi aynı kefeye koyuldu.

Bu da yetmiyormuş gibi Mustafa Kemal’e hakaret içeren eski ve yeni görüntüler yayınlandı. Halk tekrar galeyana geldi. Ortalık iyice karışır hale geldi veya getirildi.

Mustafa Kemal’e hakeretin karşında ise, Twitter veya benzer sosyal paylaşım sitelerinde bazı ünlülerin dindarlığı sorgulanır hale geldi. Açıktan küfredenler hariç, yoruma açık olan fikirler de dahi şahıslar “dinsiz“ damgasını yemeye başladılar. Bu kişilere “laik mahallelesinden“ “Bak siz dindar değilsiniz, bu gericiler de zaten sizi kabul etmiyor“ mesajı verildi. Kendini dindar sayanlar da bu kişilere aşırı yüklenip, daha da dinden soğutma yoluna girdiler. Kazanmak yerine daha da dışarıya ittiler.

Hepsini topladığımız zaman, sap ile saman karıştı ve tüm dini oluşumlara aşırı bir güvensizlik duyulmaya başladı. 

Öyle ki bugün televizyonlarda örneğin mehdi konusunda bile ilahiyatçıların “gıkı“ çıkmaz hale geldi. Mehdi konusu o kadar suistimal edildi ve kamuoyunda yıpratıldı ki, ilahiyatçılarımız bırakın mehdi konusunun hadislerde ciddi kaynakları olduğunu belirtmeyi, en azından sessiz bir şekilde “Bu konu ihtilaflı“ bile diyemiyorlar. Çünkü bunu belirttiğiniz zaman yukarıdaki tayfayle aynı kefeye koyulma tehlikesi var.

Bu yaşanan olayları alt alta yazdığımızda -FETÖ, kadrolaşma, siyasallaşma, Cübbeli, Nurettin Yıldız, Alparslan Kuytul, Adnan Oktar grubu, Mustafa Kemal, ünlüler, mehdi konusu vb.- olayları birbirinden bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Sosyolojik olarak hepsi birbirine bağımlı, birbirini etkiliyor. Ve Türkiye’nin geçmiş 100 senesine baktığımızda bunların laiklik-muhafazakarlık tartışmalarının yeni bir sürümü olduğunu görürüz. Toplumsal kamplaşmaları baştan engellemek için laiklik-muhafazakarlık ile ilgili yeni bir paradigma oluşturmak gerekiyor. Siyaset diliyli bunu çözmek mümkün olmayacaktır.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.