Din, sanat, felsefi temalar ve Bediüzzaman

Himmet UÇ
Lise kitaplarında henüz edebiyatı bilmeyen gençlerin önüne sürülen metinlerde onların kafalarında tamiri mümkün olmayan tahripler yapılmaktadır. Marksistler edebiyatın temalarını marksizmin zehirli yorumları ile değerlendirip yüz yıla yakın bir süredir onlarla öğrencileri zehirlemektedirler. Bizim edebiyatımız tamamen din-dil-sanat üçlüsünün terkibine göre düzenlenmemiş metinler ihtiva eder özellikle yirminci yüzyılın başından sonra.
 
Türk edebiyatının ustaları olan Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Namık Kemal, Tevfik Fikret ve daha onlarca şair ve edip yazdıkları eserlerinde ve şiirlerinde nesiller üzerinde bunların yıkıcı tesirlerini düşünerek yazmadılar, ama bunların yaptığı tahribatı tamamlayan bir edebiyat yorumu da olmadı. 
 
Fikret’in Rubab-ı Şikeste’si klasik bir eser olarak kabul edilir, bunun hakkında en önemli araştırmayı yapan Mehmet Kaplan onun şiirlerindeki itikadi sapmaların makul eleştirilerini yapmaz zehiri panzehirle sunmaz. Hatta Mehmet Akif’in Safahat isimli kitabında bile uluhiyyet ve kader konularında sapmalar vardır. Ünlü şair ümitsizlik içinde bunları söylemiş ama yeni çözüm çareleri ortaya koymamıştır. 
 
Onlardan önce Ziya Paşa, Şinasi gibi büyük zevatın eserlerinde de dini kavramların nasıl pes paye yorumlarla rencide edildiği görülür. Şinasi Reşit Paşa için kullandığı tabirleri din, Peygamber için kullanır. Bu adama o günün padişahları hürriyet vermiştir.
 
Peygambere karşı kullanılan terimleri bir devlet adamına kullanmış ona medeniyet resülü, fahri alem demiştir. Makber şiirinin büyük yazarı A.Hamid Tarhan ölüm ile bir olay gibi karşı karşıya gelir. Ölümün felsefi ve dini yorumlarından ziyade sevdiği kadının elinden alınmasına karşı isyan ile doludur. İsyanı bazen boyunu aşınca geri döner gibi hareket ederse de bu pişmanlık o tahribi karşılamaz. 
 
Bu konu o kadar şumüllü bir konudur ki ülkemizdeki ders kitapların sefaleti aynı zamanda çocuklarımızın da düşünce safaletini hazırlamıştır. Milli edebiyat sadece vatan millet konularında yazılan şiirler ile sahneye çıkmış ama dini tahrip eden eylemlere karşı  tavır konmamıştır. Bediüzzaman’ın talebeleri de bu zehir panzehir ilişkilerine göre kendilerini hazırlamamışlardır.
 
Necip Fazıl dini temaların erozyona uğradığını bilerek mutlakın kapısını çalmayı, gaibi kurcalayan şair olmayı gaye edinmişse de mutlakın kapısında mutlak konusunda insanları, edebiyat severleri cidden etkileyen eserler vermiştir denemez. Onun Çile isimli şiiri mutlakın karşısında insanın sersemlemelerini anlatır ama mutlakın ne olduğu konusunda çok şey söylemez. Otuz yıl gökyüzünden habersiz yaşamış olan şair birden gökyüzü ve semavat ve arzın ilahı ile karşılaşınca kirleri ve olumsuzlukları başına yıkılmış, kafasının değil sadece saatinin çalıştığını söylemiştir.
 
Bediüzzaman Türk edebiyatından bazen bazı beyitler, mısralar nakleder, ama benim gördüğüm kadarı ile edebiyatımızın tahrib ettiği temaları iyi etüd ettiği için o menfi yorumlara olumlu karşılıklar vermiştir. Bazen siyasi duruşları da eleştirmişse de asıl eleştirileri dini olumsuzluklardır. Namık Kemal’in Rüya ve Hürriyet kasidesini okumuştur, ikisinden de etkilenmiştir. Ama onun Sultan Abdülhamid karşısındaki tavrını yanlış bulmuştur. Kendisine ise kamil ve kamilane kelimeleri ile iltifat etmiştir. Fikret’e “fena ve fani bir adam” olarak bakmış ama “güzel ve baki sözleri”nin olduğunu da söylemiş ve eleştirel bir prensip ortaya koymuştur.
 
Divan edebiyatı şairleri ve mutasavvıf şairler konusunda da onun şiirlerini naklettiği zatlardan biri Niyazi-i Mısri’dir. Ondan etkilendiği mısraları nakleder. Ama genel olarak vahdeti vücut sapmalarından doğan şiirler söylemiş sofiyyun için ise onların sözlerini tehlikeli bulmuş ama onların şeriat kılıncı ile idam edilmelerini de kısmen onaylamamıştır. Hurufi şairlerinin özellikle Nesimi’nin akıbetini onaylamamıştır. Sofiyyunun ilahi aşk sarhoşluğu ile söylediği mısraların makul izahlarını yapmış ve onları belki kurtarma çabasına girmiştir. İnsanın suretini bir sureti rahman olarak görmenin ne manaya geldiğini anlatmış ehli sünnetin yorumlarını dolaylı eleştirmiştir. 
 
Cumhuriyet döneminin onlarca şairinin eserleri taranırsa din konusundaki cüretkar sefaletleri görülür. Bu konuda muhafazakar edebiyat yorumcuları çalışmamaktadırlar.
Bu konu sadece edebiyat değil felsefenin de boğulduğu konularda Bediüzzaman’ın söylediği çok şey vardır. Felsefi temaların Bediüzzaman eleştirisi bir büyük değil birkaç büyük eleştiri olacak düzeydedir.
 
Ölüm, hayat, aşk, bezginlik, irade, zevkler, yol, kabir, ahiret, melekler, ızdırap, inkar, şüphe, melankoli ve daha nice meselelere Bediüzzaman’ın üdebadan nasıl farklı baktığı da ayrıca bir araştırma olacak mahiyettedir, genişliktedir. Dinin, felsefenin, edebiyatın aykırı bütün meseleleri Bediüzzaman’ın edebiyat, din ve felsefe şifahanesinde tedavi edilirler ama ilaçla yarayı buluşturan insanlar gerekir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.