Denizli ağabeyleri paneli

Himmet UÇ

Denizli’de Bediüzzaman Hazretlerinin etrafında çileli ve müstebid bir dönemde yer almış onun çevresinde bulunmuş onun halesi olmuş, onunla hemhal olmuş kişilerden Hafız Ali Efendi, Mehmet Feyzi Efendi, farklı kuşak ve düşünceleri etrafında toplayan Bediüzzaman’ın mütenevvi kişiliğinden yansıyan Suat Alkan Bey’i anmak için bir araya geldik. Toplantıda İsmail Benek, Denizli’nin Risale-i Nur tarihi içindeki önemini vurguladı. Cumhuriyetin üst akıntısı istibdadın temsilcileri ile ama alt akıntı ise savaş meydanlarında ölmüş nesillerin düşünceleri kapalı bir alan olduğunu görüyoruz.

Ellerinde Kur’an ölüme koşan bu Anadolu şühedasının daha sonra temsil haklarının elinden alınarak bir kenara itilmişlerdir, ama o insanlar bu itilmişlerin birgün haklarını bu ülkenin sahnesinde temsil edeceklerine inanmadılar, inanma basireti gösteremediler. Ama zaman yalan söylemez, sen sabret zaman sabretmez diyenler gibi bugün bu ülkenin tarihinde ülkenin gerçek sahipleri yerlerini almak durumundalar,

Hafız Ali ve Hasan Feyzi bu ülkenin örtülü tarihidir, artık bu kahraman insanlar bir insanı sevmek ve eserlerini okumanın inanılmaz, dayanılmaz çilesini çekmiş  ve Üstadlarının aşkına ölümü gülerek karşılamış ve gitmişlerdir. Bu ülkenin tarihi bu inanç mücadelesine büyük katkıları olmuş şahısları unutmak hakları yoktur. Gelen neslin önünde duran bedbahtlar çekilmeliler ve artık çekilme zamanı gelmedi mi?

Anadolu şehirlerinin bu ülkenin varlığında önemli yerleri vardır hiç şüphesiz, ama Risale-i Nur hareketi bin yıldır bu topraklarda yaşamış olan ecdadımızın cumhuriyet dönemindeki bütün Türkiye, İslam Dünyası ve bütün dünyayı içine alan inanç bunalımına  çare bulan Bediüzzaman’ın önemli bir eseri Meyve Risalesi bu şehirde yazılmıştır. İki Cuma gününde yazılan uzun, sade ve hapishane insanlarının sade yapılarını ve durumlarına uygun yazılmış bu eser çok önemli bir eserdir. Bediüzzaman’ın hapishane penceresinden Türkiye, İslam dünyası ve dünyaya açılan penceresidir. Denizli dünyaya açılan bir kapıdır, Anadolunun gasbedilmiş tarihinin önemli bir dönemini hafızasında saklamaktadır.

BEDİÜZZAMAN’IN BU ŞEHRİN MANEVİ UYANIŞINDA BÜYÜK YERİ VAR

Belediye başkan yardımcısı ülkenin  bu güne gelmesinde Bediüzzaman ve talebelerinin yerini anlattı ve Bediüzzaman’ın bu şehrin manevi uyanışında büyük yerinin olduğunu belirti. Başkanın selamını iletti. Başkan yardımcısı Sayın Mahmut  Güngör, Kars’ta iken dershanelere giderek aldığı aşıyı bugünlere taşıdığını ve Bediüzzaman sayesinde bugüne geldiklerini anlattı. Bediüzzaman ile ilgili kayınpederinden bir hatıra anlattı. Bu hatırada Emirdağ’da Bediüzzaman, kollarını göstererek “bakın bu kollarımdaki bilyeler zehirler ama kadir-i zülcelal bize davamız için hayat verdi” diyor. Denizli’nin yeni meyveler vereceğini belirti.

İLK DÖNEM TASARLANAN BÜYÜK İMHA HAREKETLERİNİN KURBANLARI

Sonra Mehmet Fırıncı abi kürsüye geldiler, selam vererek gelenleri hoş amedi etti. Hasan Feyzi ve Hafız Ali Abinin mektuplarından pasajlar okudu. Hasan Feyzi’nin şiirleri, edebi yazıları, nesirlerini övdü. Hasan Feyzi Ağabey Binbaşı Asım Bey gibi Bediüzzaman’a  büyük kalbi  bağlılığı olan bir insandır ve onun aşkına isteyerek ölmüş ve nurların ilk dönemlerinde kurban isteyen davanın kurbanları olmuştur. Denizli bu büyük davaya iki büyük şehit vermiştir, bunun alemi manada bu davanın hızına ne kadar büyük katkıları olduğu bir büyük ilahi realitedir. Büyük yollar büyük kurbanlarla açılır. İlk dönem tasarlanan büyük imha hareketlerinin ancak bu kurbanların Allah’a arzı ile önü alınmıştır. Bu Bediüzzaman tarafından teyid edilmiştir, bu insanlar hep Üstad ve hem de davanın önüne konulan büyük engelleri aşmışlardır.

SON ASIRDA KUR’AN’IN BÜYÜK SIRLARI BU DİL İLE İFADE EDİLMİŞTİR

Abdülkadir Badıllı Ağabey, Denizli Ağabeylerinin mektuplarından okudu. Vefatından on gün önce tuzsuz ve yağsız çorba içer. Üstada şikayet ederler, “siz ona karışmayın” der. Ve Hafız Ali on gün sonra vefat eder. Isparta’da sabah dersinde Üstadın okuduğu bir cümleyi okudular. Hafız Ali’nin münker nekire verdiği cevabı nakletti.  Keşfel kuburluk benden yüz sene kadar uzaksa, Badıllı abi ise yüz defa geçtiğini ima etmek istemiştir. Denizli şühedası anılmaya layıktırlar. Hasan Feyzi’nin mektubundan okudular. Bediüzzaman Hasan Feyzi için, “Türk milleti senin ile ne kadar iftihar etse azdır” diyor. Bu kelimat arşı azamdan inmiştir, o zaman akıl ve mantık duruyor ve duruluyor. Rabbani fabrikaların tezgahlarında işlenen kelimat, cansız ve camitler devri geçti canlı ve Cavitler devri geldi. Hafız Ali’nin ruhsal portresi ile beraber Risale-i Nur ile ilgili görülmemiş ve aşılmamış bir tanıtma yazısı ve tavsifatı aliyedir.  Belağat, selaset ve halavat bu eserlerden başkasında görülmüyor, cümle ve satırlarında büyük sırlar taşıyan bir eserdir. Yazılmış ve dizilmiş bir eserdir. Herkes ondan duygusunu alıyor. Türk dili seninle büyük değer kazanmıştır. Son asırda Kur’an’ın büyük sırları bu dil ile ifade edilmiştir.

TALEBELER ONA “KÜÇÜK BEDİÜZZAMAN” DİYE HİTAP EDER

İhsan Atasoy büyük şehid Hafız Ali ağabeyden bahsetti. Hafız Ali Kur’anı çocuklara öğretemediği için imamlıktan istifa eder ve köyüne döner, çitçilikle uğraşır. Bir arayış içindedir, bir kurtarıcı bekler. Bir gün öküzlerini güttüğü bir dağda bir zatı görür, “acaba aradığım bu zat olmasın mı” diye ona doğru gider. Cübbesi ve sarığı ile o zattan kalbiyle vurulmuştur. Üstadla tanışır ve aradığı zatın o olduğunu görür ve Risale-i Nur’a intisab eder. Üstadın küçük bir kopyası gibi yaşar ve talebeler ona “küçük Bediüzzaman” diye hitap ederler, eşi ümmihan Hanım da gelenlere Kur’an ve Risale-i Nur tavsiye eder. Hediye kabul etmemesini söyler. O Üstadının aynen kopyasıdır, hayatı sünneti seniyeye uygundur, hayatı basit ve sadedir. Hayatı boyunca yağsız, tuzsuz çorba içerdi. Huzurunda gıybet ettirmez, konuşanları sustururdu. Santral Sabri’den kendisine intikal eden eserler ve mektupları çoğaltır ve başka köylere çoğaltmak için gönderir, onların da çoğaltmasını tavsiye eder.

O günlerde her gün bir mektup ve eser gelmektedir. Gelmediği günler üzgündür, manevi damarı kesilmiştir. Evin damına çıkar ve Bedre’ye santral Sabri’ye üç defa bağırır “ey Sabri kardeş mektuplar ve yazıları göndermiyorsan Allah indinde mesulsun.” Hemen manevi telefon ile mektuplar ulaşır. Üstad onu her zaman iyilikle, haslıkla, sabırla, sadakatle, fabrika sahibi olarak yadeder. Onu halis ve yüksek bir dirayet sahibi olarak görür. Onun mektuplarından da Üstad mükemmel şekilde etkilenir, ihlas, irtibat ve sadakatı över. Bediüzzaman onun yanında bir başka talebeyi övünce Hafız Ali hiç kıskanmaz. Bediüzzaman bunu alkışlar ve umumileşmesini ister. O bir kelebek gibi kendini Üstadının ateşinde yakmaya her an hazırdır. Ve öyle de olur, onun için Üstad “benim bedelime şehid olacağını hissettim” der. Kabir ziyaretinden döndükten sonra bir ziyaretçisine kabirdeki insanların ahiret azığı olarak bir şey hazırlamadıklarını görür ve üzülür.

Denizli hapsinden önce bir rüyada Denizli toprağından kendisine bir avuç toprak verildiğini görür ve eşi Ümmühan hanıma anlatır, bu onun öleceğinin ihbarıdır. Bir şey söylemez “hayra yoralım” der. Denizli hapsinde Üstadı zehirlerler, Hafız  Ali sabah namazından sonra talebeleri başına toplar ve onlarla dua eder. “Şu anda ölüm mukadder ise benim canımı onun yerine al” der ve arkasından şiddetli bir ağrı ile hastaneye kaldırılır ve ölür. Üstad onun için “onu unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor” der. Çünkü onun en büyük yardımcısı ve telifatının büyük bir muavinidir. Bir şehir bir dua ve iki şehid. İşte bu şehir, bu büyük davaya bu kadar büyük katkıların olan bir şehirdir. Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, bu insanların ruhu buralarda  dolaşır ona göre yaşa, ona göre düşün. “Bu şehid bir yıldızdır der ve insanlar gökyüzüne bakarlar ve gökyüzünde ışıl ışıl bir yıldız görürler. Mahkeme-i kübrayı haşirde Nur talebelerinin alemdarı Merhum Hafız Ali” der.

RİSALE-İ NUR İLE UMMANI BULUR

Abdülkadir Menek konuşmasında, Hasan Feyzi Ağabey’i anlattı. Edebi yönü, tasavvuf yönü, Risale-i Nur ile ilgili yönleri ayrı ayrı anılmalıdır. Denizli onunla ne kadar iftihar etse azdır. Melami tarikatındandır, ömrünü irşad ile geçirmiştir. Şeyhtir ama bir arayış içindedir. Yeni bir iklim arar gibidir, bir çayda dolaşır bir umman arar. Risale-i Nur ile ummanı bulur. Üstad Denizli ile mahkemeden hapishaneye gidişlerini izler, onunla göz göre gelir, bunlardan elektriklenmiştir. Hasan Feyzi Üstadını ziyaret eder. Üstad “ben o şahıs değilim” der. Hasan Feyzi ise “sen O’sun” diye hitap eder. Eazımlar “ben” demezler. Büyük aşkın mektuplarını yazmıştır. Kendinin ahir zamandaki şahıs olduğunu kabul etmeyecektir, kabul etmeyince Bediüzzaman‘ın ne olduğu Hasan Feyzi ağabeyin kafasında yerini bulmuştur.

Onun için Rabbim seni bana Hafız Ali adına bana verdi. İki yılda Hasan Feyzi yirmi yıl değerinde iki yıllık hizmet etmiştir. Müritlerini toplamış ve “şeyhinizin şeyhi olan Hasan Feyzi Efendinin haber verdiği zat Denizli’ye geldi. Buraya kadar benimki.  Ben mürşid değilim ben beklenen zatın talebesi olacağım” der. Talebelerinin büyük bir çoğunluğu onun teklifini kabul eder onun yanına giderler. Üstad bakanlar kurulu kararıyla sürgün edilir, Hasan Feyzi dayanamaz. Üstad ayrılırken bu şiiri onun arabasına bırakır. Bu şiir eserlerde yayınlanmıştır, aradan geçen iki yıl içinde Hasan Feyzi ayrılığa dayanamaz ve ölür.

Risale-i Nur’un nasıl okunması gerektiğine dair şiiri de manidardır. Üstad bu mektubun lahikaya girmesini ister. Ve mektub için, “bak Sungur, sizin kalbinizin derinliğinde olan Hasan Feyzinin gözlerinin önünde” der. Hafız Ali ve Hasan Feyzi ile özel bir bağlılığı vardır, Bediüzzaman onların mezarına gider onlarla teselli olur. Emirdağ’da üstadın yerine ölür, çünkü Üstad zehirlenmiştir, ancak bir kurban ile hayata dönmüştür.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.