Mehmet Yıldız'ın Darfur notları
Bir kuru ekmeği bile sorgusuz sualsiz sizinle paylaşacak kadar menfaetten uzak insanların yaşadığı Afrika’nın yağmursuz insanları… Yüzüne baktığımız zaman kötülüğü, art niyeti hayatlarından çıkarmış olduklarını düşündüren, bizi buna yürekten inandıran insanların yaşadığı, yalnızca yoksulluğun nefes aldığı bir bölge burası…
SUDAN…
Arefe günü İstanbul’dan Darfur’a gitmek üzere THY uçağı ile yola çıktık. Darfur’a gitmek için önce, Mısır üzerinden Sudan’ın başkenti Hartum’a iniyoruz. Hartum’da yaklaşık bir buçuk saat bekledikten sonra, Sun Air ile Sudan’ın Darfur Bölgesi Al-Fashir şehrine iniyoruz.
Al-Fashir Havaalanı’na inerken sanki bir kum deryasının üzerine iniyormuşuz gibi hissediyoruz kendimizi. Uçak pistinin dışında kalan, en uç noktadan itibaren kumlarla kaplı olan bu alan, alışılmışın biraz dışında. Sadece bir uçağın sığabileceği kadar genişliğe sahip olan enteresan bir uçak pisti…
Al-Fashir’de indikten sonra çantalarımızı yaklaşık bir saat bekledikten sonra, bir traktörün arkasına tutturulmuş, toz-toprak içinde valizlerimiz getiriliyor. Malzemelerimiz fazla ve taksiler küçük olduğu için tek bir araca sığmak mümkün olmuyor. Yarı toprak, yarı asfalt bir yolda Al – Fashir’in merkezine doğru yol alıyoruz. Yol boyunca barakalarda insanlar ve barakaların önünde yemekler yapan insanları görüyoruz. Kartonlar, her tarafta uçuşan kağıtlar… Henüz fazla bir şey görmeden, buradaki insanların zor hayat yaşadıkları izlenimi uyanıyor bizde. Yollar bakımsız ve yer yer derin çukurluklar olduğu için, bu yollar üzerinde sık sık araba kazalarının yaşandığını söylüyorlar bize. Öyle ki bir günde yaşanan iki kaza artık olağan sayılıyormuş. Hatta bunlardan bir kaçına biz de şahit oluyoruz. Bir gün kamyon, ertesi gün bir taksinin devrilmiş olduğunu görüyoruz. Al – Fashir’e gelir gelmez, İHH’nın kurban çalışmalarını birlikte yürüttüğü IGMG (İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı) ile birlikte çalışan Munazzama’ya uğrayıp, yarın neler yapılacağını detaylı bir şekilde konuşuyoruz. Daha sonra, Al Fasir’in ünlü otellerinden olduğunu öğrendiğimiz Al-Fasir Tower Otel’e yol alıyoruz. Otelin her katında o kata ait, kilitli bir kapı var.
Otlarla yapılmış evlerde, iki çeşit yemek
Yerleşim yerlerinin çoğu kerpiçten ya da kurutulmuş otlarla, kamışlarla desteklenerek yapılmış evler. Toprakları pişirerek kerpiç haline getiren atölyelerde, ev yapılacak kerpiç malzemeler oluşturuluyor. İnsanların gelir seviyeleri düşük olduğu için, ekseriyetle iki çeşit yemek yapıyorlar. Ezilmiş bakladan ya da fasulyeden oluşan bir çeşit yemek yiyorlar. “Ful” ismi verilen bu yemek, aslında buranın bir çeşit milli yemeği. Diğeri ise mercimek çorbası. Burada her sabah pazar kuruluyor. Pazarda etler ve sakatatlar bile açıkta satılıyor.
Al – Fashir’de Bayram Namazı
Al-Fashir’deki merkezi bir caminin avlusunda, beyazlar içindeki erkeklerin bayram namazı için toplandıklarını görüyoruz. Temiz ve ağaçlı olan, neredeyse tek alan diyebileceğimiz bir yer burası… Önce hutbe okunuyor, arkasından bayram namazı kılınıyor ve bayramlaşmalar başlıyor. Ayrı bir grup, bayram için özel ilahiler okuyor. En küçüğünden büyüğüne kadar, tanıdık tanımadık herkes birbiriyle bayramlaşıyor. Kaldığımız on gün boyunca birbiriyle kavga eden, itişip kakışan, laf dalaşına giren kimseyi görmüyoruz. Çocuklar bile birbiriyle kavga etmiyor burada. Herkes ne kadar sessiz, sakin… Yüzler ne kadar aydınlık! “Bu kadar sıkıntı çekmiş, çelişkilerin odağında yer alan bir ülkede yaşayan bu insanlar, nasıl bu kadar sakin olabiliyorlar?” diye kendimize soramadan edemiyoruz. Günümüz dünyasında ne kadar önemli bir özellik diye düşünüyoruz. İmreniyoruz. Ne kadar temiz insanlar! Sonraki günlerde bunun yalnızca bayrama has bir özellik olmadığını anlayınca daha da imreniyoruz. İlk kez gerçek manasını bünyesinde barından bir bayrama şahit olduğumuzu söylüyoruz.
Bu bastırılmış isteklerin “Nasıl olsa hiçbir şey olmuyor” şeklindeki duyguya dönüşmesi midir, yoksa oradaki rejimin insanlar üzerindeki kaçınılmaz etkisi midir bilemiyoruz.
Mülteci kamplarındayız
Savaştan kaçan insanların toplandığı bir mülteci kampına doğru yol alıyoruz. Çeşitli gerekçelerle Sudan hükümeti tarafından bölgeden çıkarılmış, sayıları yüzü aşan mülteci kamplarından beş, yetişebilirsek altı mülteci kampı için yollara düşüyoruz. Yine yarı asfalt, yarı kum olan yollarda ilerlemeye devam ediyoruz. Arabaların nereden çıkabileceğini tahmin edemiyorsunuz. Kaza yapmak için oldukça müsait olan bir yolculuktan sonra – ki şükürler olsun böyle bir kaza yaşamadık – bir mülteci kampına giriyoruz.
Yüzüne baktığımız zaman kötülüğü, art niyeti hayatlarından çıkarmış olduklarını düşündüren, bizi buna yürekten inandıran insanların yaşadığı, yalnızca yoksulluğun nefes aldığı bir bölge burası…
Güneş rengi bu yerde, bu koyu tenli insanlar arasında, eğer siz de koyu tenli değilseniz, kendinizi dünyanın en beyaz insanı sanabilirsiniz. Hatta fotoğraf çekmek için yanlarına gittiğiniz çocuklar sizden korkup ağlarlarsa, garip bir utanma hissine bile girebilirsiniz.
500’ü aşkın mültecinin yaşadığı bu yerde, hiçbir taşkınlık olmadan, sessizce kurbanlar kesildi. İsmi okunanlar gelip etlerini alıyorlar. Yine tertemiz, aydınlık yüzleriyle, yine sessizdiler. Yardım alacaklar diye birbirlerini itmiyorlardı. Bir kuru ekmeği bile sorgusuz sualsiz sizinle paylaşacak kadar menfaatten uzak insanların yaşadığı Afrika’nın yağmursuz insanları bunlar…
Yoksulluk içinde, defter yerine ellerinde küçük tahtalar bulunduran çocukların okulları…
Kamplardaki okullar, üzeri tenekelerle kapatılmış, etrafı hasırla çevrilerek oluşturulmuş. Defterleri olmadığı için ellerindeki tahtalara mürekkeple yazılar yazıyorlar. Öğretmenlerinin söylediklerini ve ellerindeki tahtalara yazdıklarını bağırarak ezberlemeye çalışıyorlar. Akşamları ise mürekkepler siliniyor ve ertesi günkü ders için hazır hale getiriliyor. Yani eğer ezberlenmemişse tüm bilgiler uçup gidiyor.
Su sıkıntısı büyük dert
Burada ilgimizi çeken en önemli konu, su kuyularının az oluşu. Kadınlar evlerine su götürmek için kuyuların başında uzun kuyruklar oluşturuyorlar.
Elektrik, su ve kanalizasyon sistemlerinin bulunmadığı bu yerde, hiç olmazsa su kuyuları çoğaltılırsa problemin önemli bir kısmı onlar adına halledilecek gibi görünüyor.
Haber 7