Daire...

Hikmet HOCAOĞLU

Ateist görüşlü eğitimcilerin hazırladığı müfredâtların güdümünde eğitildik ve kısmen eşyayı tanıdık, sonra dergah dergâh gezdik, kısmen esmayı tanıdık. 

Şahit olduk ki eşya ile esmayı bir araya getiren, akıl ile kalbi aynı yola yoldaş yapan, saf katıksız hakikate kapı aralayan bir daire var. Evet evet bu daire Nur dairesi. 
Hadi bize bırakılan hazinenin ne kadar büyük olduğunu anlamaya çalışalım. 
Antikalar dünyada en pahalı satılan şeylerdir. Sanat eserlerine akılalmaz fiyatlar biçilir ve kolleksiyoncular çok zengindir, müzayedeciler ise daha zengindir. 

Bu sahnede kilit adam; o antika esere değer biçen ilmin sahibi kimsedir. O diğerlerinden daha zengindir, zîrâ onun ilmi olmasa bu işler yerine gelmez. Görevi itibariyle bir değeri ortaya çıkardığı için bizzat değerlidir. 

Bir çanak çömleğin 10 milyona satılması çılgınlık gibi dursa da, sanatkârın sanatını ifade eden yetenek yol açar buna. 

İşte Bediüzzaman Hz. eşyanın hakikati ancak arkasında işleyen esma ile bilinir kaidesinin üzerine öyle bir bina inşa etmiş ki; herkes başka bir dairede başka bir hakikate kapı açıyor, herkes ulaşabildiği kata kadar çıkıp nasibini alıyor ve en mühimi hiç kimse sadece aklı ya da sadece kalbi ile hareket etmiyor! 
İşte o antika eserler kevni ayetler olan Allah'ın ef'alleridir. İşte Üstad Hz. bize hiç bilmediğimiz bir dilde kâinatı okumayı öğretiyor ve o ilim okuyan herkesi birer kilit adam yani yeryüzünün halifeleri yapıyor... 

"Hem güya Hakem-i Zülcelal, zeminin meşherinde teşhir ettiği antika ve acib eserlerine binler gözle bakmak istiyor." (Asa-yı Musa – 182)

"Cüz' ile küllü, âfâkın en geniş dairesi ile enfüsî dairesini, meselâ zerre ile samanyolunu beraberce dikkatle tedkik eder, onlardaki envâr-ı tevhidi görür, gösterir ve isbat eder. Bir yandan Âlem-i İslâm ve insaniyete uzanan küllî hizmet-i imaniye ile meşgul, bir yandan inziva hayatı geçirerek kalem-i kudretin mektubatı olan fıtratın antika eserlerini, san'at-ı İlahiyeninmu'cizelerini temaşa ve tefekkür ile kitab-ı kâinatı mütalaa eder ve böylece her gün bu müteaddid ulvî vazifeleri yaparak marifet-i İlahiye ve huzurun nihayetsiz ezvak ve envârında terakki eder." (Tarihçe-i Hayat – 458)

Bir buçuk metrekare bir tabloya çizilen manzaradaki güneşe milyonlar veriliyor da, sanatkârın sanatı diye! Bilmem kaç milyon km kare yeryüzü tablosuna güneşi çizen ezeli sanatkârın (Sani-i Ezeli) bu sanatı kaç milyon eder acaba?...

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.