Çıldırtan gerçek

Hekimoğlu İSMAİL

1850 ile 1883 yılları arasında yaşamış Fransız hikâyecilerinden Maupassant'ın şöhreti dünyanın dört bucağına yayılmıştır.

Saç isimli hikâyesinde zengin olduğunu, istediği her şeyi alabildiğini, Fransız usulünce dilediği kadınla kalabildiğini anlattıktan sonra, "Geçmişi arıyorum, halden korkuyorum, gelecek ise ölümdür. Her şeye acıyorum, her canlıya ağlıyorum. Elimden gelse zamanı durduracağım ve geriye çevireceğim. Saatler dursa çok iyi olur amma, durmadan işliyor, zaman ilerliyor, benden saniyeleri koparıp, yokluk adına alıp götürüyor. Ölmek ve bir daha yaşamamak, işte bu gerçek beni çıldırtıyor." diyor.

Gerçekten Maupassant çıldırmış, yıllarca hastane köşelerinde kalmış ve genç yaşta ölmüştü.

Meşhur muzdaripler bu kadar değildir. Hıristiyanlıktan uzaklaşan, İslamiyet'e giremeyen pek çok Avrupalı ilim adamı, devlet adamı ve filozoflar, çektikleri ıstırapla da meşhur oldular, kocaman akıllarıyla ıstırap çektiler.

Alman filozoflarından Nietzsche ve Schopenhauer bunlardan sadece ikisidir. Zaman zaman İslamiyet'in lehinde şeyler söylemiş olan Voltaire de muzdariptir.

Bunların Müslüman olmamasında zahiri iki mühim sebep vardır. Biri, İslamiyet'i bütünüyle öğrenmemiş olmaları, diğeri de, Müslümanları görüp, İslamiyet'ten yüz çevirmeleridir. Amma, Asr-ı Saadet'ten günümüze kadar, Müslümanların sayısı, gayrimüslimlerin Müslüman olmasıyla artmıştır. Bu da ayrı bir gerçek.

İspanya'da yüzlerce sene saltanat sürmüş olan Endülüs Emevi Devleti, pek çok Hıristiyan'a tesir etmiş; hatta Müslüman gibi yaşayan Hıristiyanların sayısı çokmuş. İngiliz tarihçilerinden Prof. Dr. Philip K. Hitti'nin yazdığı ve Prof. Dr. Salih Tuğ tarafından tercüme edilen İslâm Tarihi'nde deniliyor ki: "Halife Abdurrahman devrinde, harem sistemi dâhil, Endülüs Müslümanlarının dil, edebiyat, din ve diğer sosyal müesseselerin tesir ve cazibesi o derece büyük oldu ki, fiilen İslamiyet'i kabul etmemiş Hıristiyan şehir ahalisinin çoğu, Müslümanlar gibi bir yaşayış içine girdiler..."

Bir zamanlar Avrupalılar, Müslümanları taklit edermiş, şimdi de Müslümanlar Avrupalıları taklit ediyor. Şu tablo gösteriyor ki biz, o ecdada layık torunlar değiliz.

Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı İslâm devlerinin tesir sebebiyle Esop gibileri Müslümanların kıssalarını alıp, anekdot diye anlattılar. Victor Hugo, "Sefiller" isimli romanında, evliyaların hayatını, papazların ve Jan Valjan gibi sefillerin üzerinde dile getirdi. Dante ise hem cehennem tarifini Kur'an'dan aldı, hem de İslâm büyüklerini cehennemde gösterme küstahlığına gitti. Bu misallerin sayısını artırabiliriz. Neticede, Avrupa'yı taklit eden Türkiye'de iki türlü anlayış meydana geldi: Ahirete inananlar ve inanmayanlar.

Ahirete inanmayanlar, "Bu dünyada ne yaparsak, yanımıza kâr kalır" düşüncesiyle, her türlü kötülüğü yapabiliyor. Fakat akılları, geçmiş zamanın pişmanlıklarını ve gelecek zamanın korkularını hatırlatıyor. Özellikle ölümden çok korkuyorlar. Maupassant'ın çömezleri sayılacak bu gibi kimseler, ölümü hatırlamamak için kendilerini ya içkiye veriyorlar veya kumara. Böylece hayat daha da zorlaşıyor.

Her türlü ekonomik meseleyi tartışabilen sosyalistler, ölüm hakkında konuşmak istemezler. Onlar akıllarına göre bir hayat yaşamak isterler, bu da İslamî açıdan çok uzaktır. Kapitalistler de bunlardan daha iyi değil.

Ölüm yokluk ve hiçlik değildir. Ruhunu tekâmül ettiren insan, ölümden korkmaz. Ecnebilerin dediği gibi, "life for life", yaşamak için yaşamak şeklinde hayatını sürdürüyorsa, ölümden korkar.
Zaman

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.