Cevşen-i Kebir duası

Mehmet Ali KAYA

Cevşen, Arapça “zırh” anlamına gelir. Terim olarak Ehl-i Beyt silsilesinden Cafer-i Sadık, Muhammed Bakır, Zeynelâbidîn, Hz. Hüseyin ve Hz. Ali (ra) tarikı ile Peygamberimize kadar giden rivayet zinciri ile bize kadar gelen duadır. Peygamberimiz (sav) Uhud harbinde bulunduğu sırada Cebrail (as) gelerek “Ya Muhammed zırhı çıkar bu duayı oku. Bu dua zırhdan daha çok seni korur. Bu duanın çok büyük tesiri ve Allah katında değeri vardır. Bu Cenab-ı Hakkın sana ve ümmetine bir hediyesidir. Bunun fazilet ve sevabını Allah’dan başkası takdir edemez” buyurmuştur. (Ahmed Ziyaeddin Gümüşhânevî, İstanbul Rumî-1298 Mecmuatü'l Ahzab, 1:231-261)
 
Dua yüz bölümden oluşur. Her bölümde on adet “Esmâ-i İlâhiye” vardır. Böylece bin isim olur. Her bölümün sonunda ise “Allah’ım Senden başka ilah yok ki bana imdad etsin. Sen her türlü noksan sıfatlardan münezzehsin. El Aman! El Aman! Bize imdad et. Bizi her türlü ateşten, azaptan ve sıkıntıdan halas et!” şeklinde dua edilir ve bu da yüz defa tekrar edilmiş olur. Böylece Cevşen, her türlü şerden, ateşten ve azaptan Allah’a sığınma duasıdır.

Duada Allah’ın bin bir isminin geçmiş olması, Kur’ân-ı Kerimde bulunmayan yüzlerce Allah’ın isminin de bu duada bulunması ve bu yönü ile “Marifetullah” yani Allah’ı bilme tanıma ve tanıtma cihetinin öne çıkması onun “Vahy-ı Gayr-i Metluv” denilen “Vahiy çeşidi” ile Cebrail’in (as) Allah katından getirdiği bir hediye ve her türlü şerden, acıdan, ateşten ve fitneden sığınma duası olduğuna kanaatimizi pekiştirmektedir. Çünkü ne peygamberimizden önce ve ne de sonra böyle bir duanın misli ve benzerini bulmak mümkün değildir.

“Duanız olmazsa ne öneminiz ve ne değeriniz vardır?” (Furkan, 25:77) “Dua edin ki size icabet edeyim” (Mü’minun, 40:60) buyuran yüce Allah elbette nasıl dua edeceğimizi de peygamberimiz (sav) vasıtası ile bize öğretecektir. Cevşen yüce Allah’ın bize böyle bir hediyesidir. 

Vahyin mertebeleri vardır.
Birincisi: Ferman-ı İlâhi olan vahiy Kur’ân-ı Kerimdir. Manası da lafzı da vahiydir, ilâhidir. Peygamberimizin (sav) hiçbir tasarrufu yoktur. Buna “Vahy-i Metluv” denilir. Yani ibadet amacı ile okunan ve namazda kıraat olunan vahiydir. Ferman-ı Rabbânî ve kanun-u İlahîdir.

İkincisi: “Vahy-i Gayr-i Metluv” denen ferman ve Kur’an olmayan, ibadet amacı ile okunmayan ve namazda kıraat edilmeyen vahiydir ki bu nevi vahye “Hadis-i Kutsî” denir. Manası Allah’tan ve sözleri peygamberimizdendir. Peygamberimiz (sav) bu hadisleri “Yüce Allah buyurdu” “Ey kullarım!” “Ey Âdemoğlu!” sözleri ile nakletmiştir.

Üçüncüsü: Peygamber ilhamı denen yüce Allah’ın peygamberin kalbine ilham ettiği ve Ahkâm ve Ferman-ı İlâhi olan Kur’ân-ı Kerimin emirlerinin nasıl uygulanacağını öğrettiği ilhamlardır. Buna “Sünnet” denir. Sünnet her ne kadar peygamberin (sav) sözleri ise de üç defa “İnşirah-ı sadr” edilerek yıkanan, hiçbir vesvese-i şeytanın vesvese veremeyeceği ve nefsin desisesinin giremeyeceği kalb-i peygambere gelen ilhamlardır. Bu hususu yüce Allah “O peygamber hevasından konuşmaz. Onun bütün sözleri vahiydir” (Necm, 53:3-4) ayetleri ile bize haber vermiştir. Vahyin dördüncü mertebesi yüce Allah’ın bütün mahlûkatına ilhamıdır ki bunun da “İlham-ı evliya, ilham-ı beşer ve ilham-ı hayvanat” gibi mertebeleri vardır. Bu hususa da “Allah arıya vahyetti” (Nahl, 16:68) ayeti işaret etmektedir. Allah arıya vahy, yani ilham ederse insan kalbini elbette ihmal etmez. Şu şartla ki insan kalbini Allah’a yöneltsin ve içini her türlü kötülükten temizleyebilsin…

Hal böyle olunca Cevşen duasının vahy ile peygamberimize geldiğini söylemek kadar doğru bir ifade olamaz. Bu sebeple Bediüzzaman hazretlerinin “Hz. Peygamberimize (sav) Cebrail’in (as) vahy ile getirdiği ve ‘Zırhı çıkar, bunu oku’ dediği gayet yüksek ve çok kıymettar bir münacât-ı peygamberidir ki Zeynelâbidin’den (ra) tevatürle rivayet edilmiştir” buyurarak okumalarını Nur Talebelerine tavsiye etmiştir. (Bediüzzaman Said Nursi, Hizbu’l-Hakaiku’n-Nuriye, s.34)

Burada Bediüzzaman’ın vurguladığı üç husus vardır. Birincisi, Cevşen’in Vahy ile geldiği… İkincisi, Zeynelâbidin’den (ra) tevatüren rivayet edildiği… Üçüncüsü ise, Peygamberimize ait bir dua olduğu… Bu üç meseleyi açmaya ve Allah’ın izni ile Bediüzzaman’ın ne kadar doğru tespitler yaptığını ortaya koymaya çalışacağız…

Birinci husus yukarıda yeteri kadar izah edilmiştir.
İkinci, Zeynelâbidîn’den tevatüren rivayet edildiği hususudur. Bu husus da tevatürün ne anlama geldiğini bilmeye bağlıdır. Bu konu ayrı bir makale konusudur. Bunu müstakil olarak ele alma niyetindeyim.

Üçünüsü, Cevşenü’l-Kebîrin peygamberimize (sav) has bir dua olduğu hususudur. Nitekim Cebrail (as) peygamberimize gelerek “Cenab-ı Haktan sana selâm, tahıyye ve ikram getirdim. Üzerindeki şu zırhı çıkar ve bu duayı oku. Bu duayı okursan ve üzerinde taşırsan zırhtan daha büyük tesiri vardır.” Peygamberimiz (sav) Cibril-i Emine sordu: “Bu duanın tesiri, hassası yalnız bana mıdır, yoksa ümmetime de şamil midir?” Cebrail (as) “Ya Resulallah! Bu dua Allah-u Azimüşşan tarafından sana ve ümmetine bir hediyedir. Bunun sevabını Allah’tan başka kimse takdir edemez. Ümmetinden kim ki bu duayı sabah evden çıkınca ve akşam evine gelince üzerinde taşır ve okursa Cenab-ı Hak o gün ve o gece o kuluna âmal-i sâliha nasip eder. Kim ki bu duayı evinde okursa, o eve hırsız girmez, hiçbir vakit yangın çıkmaz. Kim temiz bir kaba yazıp yağmur suyu ile za’feran ile yıkadıktan sonra içerse hasta ise Cenab-ı Hak şifa ve afiyet verir. Kim bu duayı gece okursa Cenab-ı Hak o kimse ne isterse hepsini verir. Kim bu duayı sıdk ve ihlâs ile okursa ona pek çok mal ve mülk verir. Kim halis bir niyetle yedi defa okursa pek çok hastalıklardan beri olur. Kim bu duayı kâfur ve misk ile cam kaba yazarak su ile yıkadıktan sonra ölü kefenini ıslarsa ve üzerine dökerse o ölünün kabrine yüz bin nur nâzil olur. Yüce Allah o meyyitten münker ve nekir korkusunu kaldırır ve kabir azabından kurtarır” buyurdular. (Mecmuatu’l-Ahzab, Gümüşhânevî, 1: 220)

Duadaki hassalar ve sevaplar peygamberimize hastır. Ümmeti de derecesine göre istifade eder. Bediüzzaman bu hadisin “Müteşabihat”tan olduğunu ifade ele sevabı konusundaki hususları izah etmiştir. Emirdağ Lâhikasına ve 24. Sözün 12 adet asıllarına bakılmalıdır. (Emirdağ Lahikası, 2006,  s. 280, 552)

malikaya@risalehaber.com

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.