Onun yöntemi tek ve basit bir alışkanlıkla başlıyor:
Telefona uzanmadan önce, neden aldığını yüksek sesle söylemek.
Örneğin:
“Mesajlara bakacağım”,
“Bir dosya arıyorum”.
Eğer sebep mantıksız gelirse, beyin bunu fark ediyor ve kendiliğinden bir filtre oluşturuyor.
Sınıfta çocuklar üçüncü günden itibaren, telefonu “öylesine” ellerine almayı bırakıyor.
İKİNCİ ADIM: 10 SANİYE KURALI
Telefonu açmadan önce 10 saniye bekleniyor ve siyah ekrana bakılıyor.
Öğretmen bunu şöyle açıklıyor:
“Bekleyebiliyorsan, dürtüyü sen yönetiyorsun.
Bekleyemiyorsan, sorun sen değil, sinir sistemin.”
Bu yöntem yetişkinlerde daha da etkili oluyor.
Özellikle stresli kişiler, telefonu ne kadar otomatik bir refleksle ellerine aldıklarını ilk kez fark ediyor.
BEŞİNCİ GÜN: İKİ CEP KURALI
Telefon;
• elde değil
• masada değil
Bir sırt çantasının ya da montun arka cebine konuluyor.
Tampere Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre:
Telefonla aradaki mesafe yalnızca 40–60 cm artırıldığında, kontrolsüz kullanım %37 oranında azalıyor.
Çocuklar, ceplerini birkaç dakikada bir kontrol etmeyi bırakıyor.
Çünkü telefona ulaşmak, dürtüye uymaktan daha zahmetli hale geliyor.
YEDİNCİ GÜN: EN KATI KURAL
“Telefon geçiş anlarına eşlik etmez.”
Yani:
• bir odadan diğerine geçerken
• içeriden dışarı çıkarken
• asansörde
• merdivende
telefon yok.
Bu kural, bağımlılığın en güçlü tetikleyicisini kırıyor: kısa boşluk anlarını.
Öğretmen şöyle diyor:
“Telefonu bu ‘geçiş alanlarından’ çıkardığında, beyin boşluğu doldurmak yerine düşünmeye başlar.”
ONUNCU GÜN: TEST
Önceki kilit açma sayısı ile sonraki karşılaştırılıyor.
Ortalama düşüş: %52 – %65
Yetişkinlerde de benzer sonuçlar elde ediliyor.
Ve öğretmen sözlerini şöyle noktalıyor:
“Telefonla savaşmıyorsun.
Mikro kararlarını yeniden programlıyorsun.”
Kaynak: Sosyal medya