'Wir schaffen das'tan Bugüne: Almanya'nın Değişen Kimliği

Dr. Cemil ŞAHİNÖZ

2015 yılında dönemin Başbakanı Angela Merkel’in “Wir schaffen das” (Biz bunu başaracağız) sözü, Almanya’da hem umut dolu bir destek hem de büyük tartışmalar doğurdu. O günden bu yana geçen yıllar, ülkeyi siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan derinden etkiledi.

Fakat bu değişim, sadece o anla başlamadı, toplum zaten bir dönüşüm sürecine doğru ilerliyordu. Mülteci akını bu sürecin bir katalizörü oldu, yani var olan değişimi hızlandırdı.

Değişimin Miladı: 2010/2011 Yılları

Genellikle bu toplumsal dönüşümün başlangıç noktası olarak 2010/2011 yılları gösterilir. 2010 yılında Sosyal Demokrat Parti üyesi Thilo Sarrazin, içinde ırkçı ve sosyal darwinist fikirlerin yer aldığı bir kitap yayımladı.

Daha önce de bu tarz fikirler yaygındı elbette, fakat bu sefer bir fark vardı. Daha kitap raflara çıkmadan haftalar öncesinden, içindeki kışkırtıcı bölümler gazete manşetlerinde yer aldı ve tüm toplum bu söylemleri tartışmaya başladı. Bu, ırkçı fikirlerin “bilimsel veri” kılıfı altında normalleşmeye başlamasının önünü açtı.

Cami Saldırıları

Aynı dönemde cami saldırılarında da artış gözlemlendi. 2001 ve 2011 yılları arasında her yıl ortalama 22 saldırı olurken, 2012’de bu rakam 35’e, 2013’te 36’ya, 2014’te 45’e ve 2015’te ise 93’e çıktı. Bugün bu sayılar yüzü aşmış durumda.

Aşırı Sağ Hareketlerin Yükselişi: Afd ve Pegida

Bu yıllar aynı zamanda Almanya’da yeni bir siyasi zeminin oluşmasına da sahne oldu. 2013’te Almanya için Alternatif (AfD) partisi kuruldu. Başlangıçta örneğin Alman Markı’nın geri gelmesini savunan bu parti, zamanla ırkçı ve göç karşıtı fikirlerin toplandığı bir merkez haline geldi.

2014’te kurulan Pegida hareketi ise İslam karşıtı yürüyüşler düzenlemeye başladı ve kısa sürede büyük bir katılım kazandı.

2015 Mülteci Akını ve Başlangıçtaki Yardım Ruhu

Dolayısıyla 2015 yılında büyük mülteci akını başlayınca, Almanya´da böyle bir zemine oturdu. 2015’te Almanya resmi rakamlara göre 1,1 milyon mülteciyi kabul etti. Başlangıçta insani yardım ruhu ön plandaydı. Her şehirde, her köyde yardım kampanyaları düzenlendi. Camiler, dernekler ve spor kulüpleri bu süreçte önemli rol oynadılar. Dil kurslarına ve uyum projelerine milyarlarca Euro harcandı.

Entegrasyon Sorunları ve Sosyal Gerilimler

Zamanla bu yardım ruhu yerini entegrasyon sorunlarına, güvenlik endişelerine ve sosyal gerilimlere bıraktı. Belediyeler artan yük karşısında zorlanmaya başladılar.

İlk yıllarda çoğunlukla genç erkeklerin gelmesi, ailelerin sonradan gelmeleri ve Almanya’nın bürokratik yavaşlığı nedeniyle pek çok mültecinin spor salonlarında ve küçük dairelerde aylarca, hatta yıllarca beklemek zorunda kalması uyumu olumsuz etkiledi.

İş Hayatı ve Demografik Değişim

Dil kursları zorunlu kılındı, pek çok mülteci Almanca öğrendi. Ancak çalışma izinlerinin gecikmesi, özellikle gençler için büyük bir sorun oluşturdu. Çalışmak isteyen, enerjisi ve zamanı olan bu insanlar, işyerlerinde eleman eksikliği olmasına rağmen aylarca boşta kaldılar. Bu durum entegrasyon sürecine zarar verdi.

İlerleyen yıllarda zaman içinde birçok mülteci iş buldu veya kendi işletmelerini kurdu. Genellikle gastronomi sektöründe yoğunlaşan bu girişimler olumlu bir tablo ortaya koysa da, Almanya’da uzman iş gücü eksikliği devam ediyor.

Bununla birlikte, ülkenin demografik yapısı da kalıcı olarak değişti. Bazı şehirlerde artan kültürel çeşitlilik olumlu karşılanırken, bazı bölgelerde toplumsal kutuplaşma derinleşti.

Siyasette Yeni Denge ve Süregelen Tartışmalar

Bu süreç sağ popülist partiler ve göç karşıtı hareketlerin güç kazanmasına zemin hazırladı. Pegida’ya katılım ilk yıllarda olağanüstü arttı, ardından AfD’nin yükselişi başladı. AfD, anketlerde Almanya’nın ikinci büyük partisi konumuna geldi.

Mülteci politikasının sonuçları hâlâ tartışılıyor. Kimileri Merkel’i insani bir duruş sergilediği için alkışlarken, kimileri de ülkeyi bu politikalar nedeniyle suçluyor.

Yeni Bir Kimliğin Doğum Sancıları

Sonuç olarak, Almanya 2015’ten bu yana büyük bir değişim yaşadı ve hâlâ yaşıyor. Ülke yeni bir kimlik oluşturma sürecinde ve bu sürecin sancıları toplumun her alanında hissediliyor. Bu sancılar, yalnızca göç politikalarının değil, aynı zamanda Almanya’nın kendi geleceğini nasıl tanımlamak istediğinin de bir yansıması.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.