Büyüklerin himmeti, himmetin büyüğü!

Mustafa ÖZCAN

Eskiler, ‘kelam-ı kibar, kibar-ı kelamdır’ demişlerdir. Yani büyüklerin sözleri de büyük olur. Elbette bu minvalde büyüklerin himmeti de büyük olur.  Seyyid Kutup’un kardeşi Muhammed Kutup, 4/4/2014 tarihinde cinaslı bir tarihle Cidde’deki bir hastanede hakkın rahmetine kavuştu. Onun vefat tarihi bana manidar geldi. Ebu’l Hasan en Nedevi de yirminci yüzyılın son günü vefat etmişti: 31 Aralık 1999.  Bu vefat münasebetiyle Kutup ailesi yeniden gündeme geldi.  Nasır 20’inci asrın tanıdığı en büyük zorbalardan birisiydi.  Cebabire döneminin önemli simalarındandı. Bundan dolayı Ebu’l Hasan en Nedevi onun sistemini Kemalizm’e benzetir ve ‘Kemalizm’den Cemalizme’ tabirini kullanır.   Her Firavun’un bir Musa’sı vardır ve ayetler buna tanıktır. Nitekim Furkan Suresi 31’inci ayette ve benzerlerinde bu husus açıkça dile getirilmiştir:  “Biz böylece her peygambere, mücrimlerden düşmanlar yarattık ve doğru yolu göstermek için de, yardım etmek için de Rabbin sana yeter.” Müsademe-i efkardan barika-ı hakikatin doğması gibi kötüerin iyilere musallat olmasıyla da iyilerin istidadı ve melekesi inkişaf eder, gelişir. Mesela; atmaca kuşunun serçelere musallat edilmesi zâhiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı o musallat kılma ile inkişaf eder. Zor durumlarda ehli himmetin himmeti ortaya çıkar.  Peygamberimiz felaket karşısında kendisini nezir-i üryana (çıplak uyarıcıya) benzetmiştir.  İnsanları kurtarmak için hayatını bile umursamayan ve eskilerin tabiriyle meydana yalın kılıç (sellüsseyf( atılan bir kimsedir.

*
Mısır’da Müslüman Kardeşler felaketzede haline gelince Müslüman alimler yardıma koşarlar. Bunlardan birisi Bediüzzaman’ın İstanbul’daki talebelik günlerinden teşrik-i mesai kurduğu bilahare Irak müftüsü olan arkadaşı Emced Zehavi’dir. Mısır’da Müslüman Kardeşlerin Nasır’dan çektiğini Irak’ta da dindarlar Abdulkerim Kasım gibi zorbalardan çekerler. Nasır ve Kasım gibi zorba tiplerin karşısına da Cenab-ı Hak yılmayan ve esnemeyen, eğilmeyen Seyyid Kutup gibi dava erlerini çıkartır.  Seyyid Kutup haktan başka kimseye boyun eğmez.  Nasır ona Hasan Bakuri’ye yaptığı gibi bakanlık ve milli eğitim bakanlığı teklif eder. Daha önce fiilen işçi teşekküllerinin başına getirilir lakin daha sonra Nasır’ın zorba eğilimler taşıdığını görerek ona alet olmaya yanaşmaz. Yollarını ayırır. Seyyid Kutup bilahare benzeri teklifleri de geri çevirir.  Bunlardan birisi de, hakkındaki idam cezasının kaldırması için iltimasta bulunması ve yanlış yolda olduklarını  kabul etmesidir. O  darağacını yeğler. Davasını kanıyla kıymetlendirmek ister.  Üzerine üşüşen hastalıklardan dolayı tedavi maksadıyla 1964 yılında Kasrı’l Ayni Hastanesine kaldırılır ve sonrasında tekrar Liman-ı Tura Hapishanesine iade edilir. 

Nisan 1964 tarihinde Sedd-i Ali'nin (baraj) açılışı münasebetiyle Kruşçev ve birçok dünya lideri Mısır’a davet edilir. Kruşçev’in ziyareti nedeniyle hapisteki komünistlerden birçoğu salıverilir. Bu münasebetle davet edilenlerden birisi de dönemin Irak Cumhurbaşkanı Abdusselam Arif’tir.  Kahire’de bulunduğu sırada Emced Zehavi’den bir telgraf alır ve telgrafta şunlar yazmaktadır:‘ İyi şafaat ve iltimas sahibine hayır ve bereket getirir . Seyyid Kutup için arabuluculuğunuzu esirgemeyin …” Gerçekten de Abdusselam Arif, Nasır nezdinde girişimde bulunur ve Seyyid Kutup hapisten bir süreliğine çıkarılır ve bu sırada Abdusselam Arif kendisine şu teklifte bulunur :”Gel seni Irak’a götüreyim, benim danışmanım ol.” Lakin Seyyid Kutup hastalığını gerekçe göstererek mazeretini beyan eder. Ama gerçek gerekçesi başkadır.  Nasır’ın bakanlık teklifini geri çeviren Seyyid Kutup muvazaa ile yazdıklarını değersizleştirmek istemez. Aksini yapmayı düşüncesini satmak olarak görür.  Bu itibarsızlaşma anlamına gelecektir. Bu durumda, bedenen kurtulsa da fikirleri infaz edilmiş olur.  O ise manevi infaz yerine fiziki veya bedenen infazı tercih eder (Umlak el Fikri’l İslami , Abdullah Azzam, s: 27, Mektebetü Hidemat).

*

Seyyid Kutup’u kurtarmak için Emced Zehavi seferber olmuş, didinmiş ve çabalamış lakin muvaffak olamamıştır. Bununla birlikte bu gayreti onun ali himmetini göstermektedir. Bir benzeri durum Hasan Halit için de geçerlidir. Hasan el Benna’nın tek erkek evladı Ahmet Seyfülislam’dır.  Nasır onu da Seyyid Kutup gibi 1965 yılında tutuklar ve idam etmeye karar verir. Lakin dönemin Lübnan Müftüsü Hasan Halit, Emced Zehavi’nin yaptığı gibi devreye girerek Nasır’dan idamı geri çekmesi için iltimasta bulunur. İstediği gibi de olur ( Eş şeyh Hasan el Benna: Siretün Fikriyyle, Ziyad Ahmet Selame, S: 9, Daru’l Beyarık).     
İki müdahale alimlerin kaygısını ve sorumluluk bilincini gösteriyor. Onun ötesinde ali himmetlerini sergiliyor.  Gerçekten de tarihin şahit olduğu gibi, büyüklerin himmeti himmetin büyüğüdür. Saray alimi olmamak kaydıyla. Bugün eski ve yeni Mısır müftüleri bırakın iltiması, infaz için bastırıyorlar.  Ulema-ı su, himmetini intikama harcıyor.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.