Buna sadece ‘gazetecilik’ denmez

Mustafa KARAALİOĞLU

İçinden geçtiğimiz günlerin önemli, benzersiz ve elbette tarihi değerde olduğu muhakkak. Ancak, tansiyonun yükselmesi için artık daha sık görmeye alıştığımız olayların ortaya çıkması gerekmiyor. O olayları; planları, belgeleri, silahları, suikastları değerlendirme biçimi de başlı başına bir başka önemli süreç haline geliyor.

Özetle, Türkiye’nin teneffüs ettiği atmosferi tanımlamak yaşanan sürecin kendisi kadar önemlidir.

Herkes, her konuda fraklı düşünebilir. Sağlık politikaları, ekonomik önlemler, dış politikada atılan adımlar veya mesela hükümetin deprem önlemleri konusundaki performansı... Eleştirmek, desteklemek veya bazen her ikisini de birlikte yapmak, anlaşılabilir bir şeydir. Bir parça riski olsa bile yanılmak da serbesttir, kıyamet kopmaz.

Eğer, serde partizanlık varsa hakkaniyetli olmanız da gerekmeyebilir. Bu da bir noktaya kadar anlaşılabilir bir şeydir.

Ama, darbe planları, Ergenekon yapılanmaları, andıçlar, fişlemeler, faili meçhuller söz konusu olduğunda tavrınızı aynı ezberlere bağlayamazsınız. Orada biraz durmanız gerekir.

Türkiye’nin büyük ve derin bir demokrasi meselesi vardır. Yok sayamazsınız... Sayarsanız da bunun entelektüel maliyetini ödersiniz.

Dolayısıyla, darbe planlarını, irtica eylem belgelerini, andıçları, provokasyonları örtbas etmeye kalkışırsanız, “Memlekette sivil diktatörlük havası var” gibi sloganlar yetmez. Aksine tıpkı “irtica geliyor” kampanyası gibi bu iddianın da arka planını sorgulamak kaçınılmaz olur.

İrtica kampanyaları gibi, sivil diktatörlük iddiaları da yakın zamanda kesilmeye ve asılsız çıkmaya namzettir. Ne var ki bütün bunları yapmanın, yapabilmenin, vaveyla koparmanın mesleki bedeli bile yoktur. Sonsuza kadar hata yapabilme, yanılabilme hakkına sahip bir medya düzeninde yaşıyoruz. Bırakın siyasi ve sosyal analizleri, irtica eylem planı/ıslak imza örneğinde görüldüğü gibi en temel 5N 1 K bahislerinde bile yanılmak, bilerek, isteyerek karartma uygulamak yüz kızartıcı bir meslek suçu sayılmıyor.

Yani, Türkiye karanlık bir geçmişle, yapılanların yapanın yanına kar kaldığı bir anlayışla mücadele ederken buna direnç gösterenler de tam anlamıyla o anlayışa sığınıyorlar. Yapmak serbest, aslı çıkmazsa hesap vermek, bırakın hesabı özür dilemek gibi bir sorumluluk bile yok. İşte böyle bir medya...

Peki şaşırtıcı mı? Değil. Sadece Dinç Bilgin’in 28 Şubat hatıraları bile şaşırmamaya yeter de artar bile. Unutmayalım ki bugün darbe soruşturmalarını, Ergenekon davasını, faili meçhullerin açığa çıkmasını vs. önlemeye çalışanlar da 28 Şubat medyasının hala ayakta kalmayı başaran aktörleri ve o aktörlerin kalpleri ebedi bir 28 Şubat nizamı için pır pır atan devşirmeleridir.

Bu takımın ayakta kalması kabul edelim, takdire şayan bir başarıdır!..

Buna muvaffak olabildiklerine göre, şimdi demokratikleşmeye karşı bir hattı müdafaa oluşturmaları gayet normaldir. 28 Şubat’ı topluma nasıl yutturduysalar, nasıl o yalanlara aracılık yapmış ve her yalanı manşetlere taşımışlarsa bugün her gerçeği çarpıtmalarında anlaşılmaz bir şey yoktur. Sadece Bilgin’in açıklamaları değil, bu süreçte ortaya çıkan sayısız belge ve bilgi de bugün sözümona “gazetecilik” kisvesi altında yapılan bir dizi faaliyetin aslında basbayağı bir propaganda faaliyeti olduğunu gösteriyor. Artık rengini de siz söyleyin.

Tıpkı siyasette olduğu gibi, tıpkı asker-sivil bürokraside olduğu gibi, tıpkı iş dünyasında olduğu gibi bizim meslekte de varlıkları daha az demokrasiye bağlı bir azınlık zümre var. Şaşırılacak kadar küçük menfaatler için bütün ülkeyi kaosa sürükleyebilecek kadar çılgın bir zümre...

Yürüttükleri mantığı, yazdıkları yazıyı, yükselen ses tonlarını ve analiz becerilerini o menfaatlerde, korkularda ve azınlık psikolojisinde aramak lazımdır.

Star

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.