Bismillahirrahmanirrahim
SEKİZİNCİ REMİZ
...
Eğer bir muannid tarafından denilse: "Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahü anh, bu umum mecâzî mânâları irade etmemiş."
Biz de deriz ki: Faraza, Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahü anh irâde etmezse, fakat kelâmı delâlet eder ve karînelerin kuvvetiyle, işârî ve zımnî delâletle mânâları içine dahil eder.
Hem madem o mecâzî mânâ ve işârî mefhumlar haktır, doğrudur ve vâkıa mutabıktır ve bu iltifata lâyıktır ve karîneleri kuvvetlidir; elbette Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahü anh'ın, böyle bütün işârî mânâları irade edecek küllî bir teveccühü faraza bulunmazsa; Celcelûtiye vahiy olmak cihetiyle hakikî sahibi, Hazret-i İmam-ı Ali radıyallahü anh'ın Üstâdı olan Peygamber-i Zîşân aleyhissalâtü vesselâmın küllî teveccühü ve Üstâdının, Üstâd-ı Zülcelâlinin ihâtalı ilmi onlara bakar, irade dairesine alır.
Bu hususta kat'î ve yakîn derecesindeki kanaatımın bir sebebi şudur ki: Müşkilât-ı azîme içinde, El-Âyetü'l-Kübrâ'nın tefsir-i ekberi olan Yedinci Şuâı yazmakta çok zahmet çektiğimden, bir kudsî teselli ve teşvike cidden çok muhtaç idim. Şimdiye kadar mükerrer tecrübelerle bu gibi hâletlerimde, inâyet-i İlâhiye imdadıma yetişiyordu.
Risaleyi bitirdiğim aynı vakitde—hiç hâtırıma gelmediği halde—birden bu kerâmet-i Aleviyenin zuhuru, bende hiçbir şüphe bırakmadı ki; bu dahi benim imdadıma gelen sâir inâyet-i İlâhiye gibi, Rabb-i Rahîmin bir inâyetidir.
İnâyet ise aldatmaz, hakîkatsız olmaz...
Bediüzzaman Said Nursi
Mektubat