Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, "O zaman, Türk milleti, Kurtuluş Savaşı'nı veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün arkasında istiklal ve istikbali için nasıl bir araya gelmişse, bu sefer de Türkiye'nin lideri Sayın Cumhurbaşkanımızın etrafında demokrasiyi, hukuku, milli iradeyi korumak için bir araya gelmiştir." dedi.
Bozdağ, TBMM Genel Kurulu'nda 2017 Yılı Bütçesi üzerinde Hükümet adına söz aldı.
Bugün, 65. Hükümetin ilk bütçesinin, AK Parti Hükümetlerinin ise hazırladığı 15. bütçenin müzakere edildiğini belirten Bozdağ, AK Parti Hükümetlerinin hazırladığı bütün bütçelerde olduğu gibi 2017 yılı bütçesinin de insanların ve Türkiye'nin refahı ile daha ileri gitmesini esas alan, samimi, güvenilir, tutarlı, açık, net, gerçekçi ve gerçekleştirilebilir hedefler içeren bir bütçe olduğunu kaydetti. Bozdağ, iktidarda oldukları 15 yıllık sürede, miletin refahını arttırmak, Türkiye'yi bölgesinde ve dünyada güçlü bir aktör yapmak için gece gündüz demeden çalıştıklarını vurguladı.
"Bütün saldırılar karşısında dik durduk"
Cumhuriyeti, demokrasiyle taçlandırdıklarını, demokrasiyi güçlendirdiklerini, insan hak ve hürriyetlerini daha güçlü teminatlara kavuşturduklarına, ekonomiyi büyüttüklerine, insanların ve Türkiye'nin refahını arttıklarına işaret eden Bozdağ, "Milli iradeye, demokrasiye, istikrarımıza, huzurumuza ve güvenliğimize yönelik bütün saldırılar karşısında dik durduk, eğilmedik ve bütün saldırıları bertaraf ede ede bugünlere geldik. Geleceğe de aynı inanç ve kararlılıkla yürüyoruz, yürümeye de devam edeceğiz. Milli iradeyi, milletimizin sandıkta verdiği emaneti, hep namusumuz ve canımız gibi aziz bildik. Çiğnemedik, çiğnetmedik, ölümüne muhafaza ve müdafaa ettik." diye konuştu.
"Vesayetin her türlüsüne karşı çıktık"
Bakan Bozdağ, şöyle devam etti:
"Halkımızın sandıkta verdiği oya, Ankara’da başkalarının ortak olmasına asla izin vermedik. Vesayetin her türüne karşı çıktık. Milletimize verdiğimiz her sözün takipçisi ve icracısı olduk. 3 Kasım'da milletimiz bize sadece iktidar olma yetkisini vermedi. Aynı zamanda Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanını seçme yetkisini de vermişti. Türkiye'de her Cumhurbaşkanlığı seçimi kriz, kaos ve istikrarsızlığa neden olmuş, nitekim, 2007 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde de aynı bildik hastalık tekrar etmişti. Ankara'daki vesayet odakları ayağa kalkmış, 'size Cumhurbaşkanı seçtirmeyiz.' dedi. Biz de, 'seçeriz' dedik ve bir sürü hadise yaşandı.
27 Nisan e-bildirisi, yırtıp çöpe attık. 367, Anayasa Mahkemesinin verdiği utanç kararı... Demokrasinin, milli iradenin ve hukuk devletinin yolu maalesef Anayasa Mahkemesinin verdiği anayasaya aykırı bu kararla kesildi. Yolu açmaya gücümüz yetmedi. Bunun üzerine seçim kararı aldık, milletimizin huzuruna gittik ve desteğini talep ettik. Milletimizin verdiği güçle, demokrasi, milli irade ve hukuk devletinin önüne Anayasa Mahkemesi tarafından konulmuş taşı kaldırdık, kapanan yolu açtık ve milletimizin istediği Cumhurbaşkanı, Türkiye'de seçildi. İlk defa vesayet odaklarına rağmen, milletin emanetine sahip çıkarak, milletin iradesi doğrultusunda bir seçimi gerçekleştirdik. Esasında bu milli iradenin vesayet odaklarına attığı bir Osmanlı tokatıdır. Bir milli irade zaferidir."
Halkın doğrudan Cumhurbaşkanını seçmesinin önünü açtıklarını anlatan Bozdağ, 10 Ağustos 2014'te Türk milletinin kendi devlet başkanını doğrudan ilk defa seçme onurunu yaşayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, Türk milletinin tarihte doğrudan seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olma onuruyla onurlandırdığını ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin kriz olmaktan çıktığını kaydetti.
Adalet Bakanı Bozdağ, AK Parti'nin 2008 yılında kapatma davasına muhatap olduğunu, esasında vesayet odaklarının emriyle hazırlanmış olan kapatma iddianamesinin demokrasi ve milli iradeye vurulmuş en büyük darbelerden biri olduğunu söyledi.
Seçimlerde, 341 milletvekili kazanarak tek başına iktidar olmuş bir partiye, onun genel başkanına, Başbakana, Cumhurbaşkanına ve 71 kişiye, 5 yıl siyasi yasak talep eden bir iddianame ile karşı karşıya kaldıklarına dikkati çeken Bozdağ, dünyada iktidar partisini tamamen kapatmaya ve iktidardan düşürmeye, Cumhurbaşkanına, Başbakanına yasak getirmeye dönük böyle bir iddianamenin asla olmadığını ifade etti.
Bozdağ, "Bir de düşünün, finans krizi var. Siz yolda gidiyorsunuz, son sürat. Sizin iradeniz dışında birisi arabanın frenine basıyor. Bu frene basanlar, Türkiye arabası uçurumdan yuvarlansın, pert olsun ve Türkiye kaybetsin diye bunu yaptılar. 'Tayyip Erdoğan ve arkadaşları gitsin ama kıyamet koparsa kopsun' diyerek yaptılar. Ancak başardılar mı? Başaramadılar. Neden? Çünkü arabanın şoförü, usta bir şofördü. Araba kaza yapmadı, yoluna devam etti." diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi kapatma kararı vermiş olsaydı, Başbakanın düşmesinin anayasaya göre hükümetin düşmesi anlamı geleceğini, 50'ye yakın milletvekiline de yasak getirilmiş olsaydı, AK Parti'nin yeni hükümeti kuramayacağın hatırlatan Bozdağ, "Bütün bunların karşısında dik durduk. Bereket ki Anayasa Mahkemesi, bu vesayet odaklarının darbe girişimine geçit vermedi. 367 ayıbını bu millete yeni bir ayıp daha yaşatarak tekrar ettirmedi. Büyük bir darbe teşebbüsünden Türkiye kurtulmuş oldu." değerlendirmesinde bulundu.
"Bütün tezgahları aziz milletimizin desteğiyle bozduk"
Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü.
"Pek çok hadise oldu. Gezi hadiseleri, 17-25 Aralık hadisesi, 6-7 Ekim olayları, çukur terörü, bunların tamamı Türkiye'de iktidar değişikliğini neticelendirmek için kurgulanmış kirli tezgahlar. Ancak bütün bu tezgahları da aziz milletimizin desteğiyle bozduk ve nihayetinde 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü bunların en kanlısı ve Türkiye'ye yapılmış en büyük ihanet teşebbüsü olarak tarihe geçti.
15 Temmuz kanlı darbe girişimi hiç şüphesiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın ölümü göze alan cesur liderliğinde, Meclisimizin, Başbakanımızın, Hükümetimizin, siyasi partilerimizi, medyamızın, sivil toplum örgütlerimizin dahası da görüş ayrılıklarının bir tarafa bırakan 79 milyon aziz vatandaşımızın, demokrasiye, hukuk devletine, iradesine ve seçtiklerine sahip çıkması nedeniyle başarısız kılınmıştır."
15 Temmuz'un Türkiye'de başarısız olmuş tek darbe teşebbüsü olduğuna işaret eden Bozdağ, başarısız olmasının ana sırrının parlamentoda, Hükümette ve millette yattığını söyledi. Geçmişte Türkiye'de darbe teşebbüslerinin olduğunu anımsatan Bozdağ, "9 Nisan 1963'te bir kanun çıkarılmış. Denilmiş ki, 'Hürriyet ve Anayasa Bayramı, 26 Mayıs öğleden sonra başlar ve 27 Mayıs günü devam eder.' Darbenin olduğu günü, bayram ilan eden parlamento kanun çıkarmış. 1980 darbesine kadar bu uygulanmış. Aradan geçen zaman sonra darbeciler bomba yağdırırken, Başkanlık Divanı parlamentoyu açmış. Siyasi parti gözetmeksizin milletvekilleri ölümü göze alarak, parlamentonun içerisinde durmuş ve milli irade nöbetini halk sokakta tuttuğu gibi onlar da burada tutmuştur." dedi.
Bozdağ, Meclisin, kuruluşun ve kurtuluşun yapıldığı dönemde nasıl büyük bir kahramanlık ve gazilik örneği gösterdiyse, 15 Temmuz'da da aynı gaziliği gösterdiğine işaret ederek, "O zaman Türk milleti Kurtuluş Savaşı'nı veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün arkasında istiklal ve istikbali için nasıl bir araya gelmişse, bu sefer de Türkiye'nin lideri Sayın Cumhurbaşkanımızın etrafında demokrasiyi, hukuku, milli iradeyi korumak için bir araya gelmiştir. Büyük bir demokrasi zaferine, başarıya da imza atmıştır." diye konuştu.
AK Parti hükümetleri döneminde, milli irade, demokrasi ve hukuk devletine yapılan her saldırı, her ihanet girişiminin başarısız olduğunu belirten Bozdağ, AK Parti hükümetlerinin, milli irade, demokrasi ve hukuk devletini daima güçlendirdiğini, müdafaa ettiğini, kurulan ihanet tuzaklarını boza boza, her tür ihanet saldırılarını da bertaraf ede ede bugünlere geldiğini kaydetti.
"AK Parti Hükümetleri, millete ve milli iradeye saygısı olmayanlara, milletin ve milli iradenin kıymetini, millete ve milli iradeye saygıyı öğrete öğrete bugünlere gelmiştir. Bilmeyenlere öğrete öğrete de bundan sonra yoluna devam edecektir." diyen Bozdağ, milletin iradesinden geriye dönüş ve milletin iradesine saygısızlık yapanlar karşısında saygıyı öğretmek için en büyük çabayı bundan sonra da yapmaya devam edeceklerini bildirdi.
"Bundan sonra Türkiye'de kimse darbe rüyası göremeyecek"
Darbe teşebbüsünden sonra çok ciddi adımlar atıldığını, yeni darbelerin olmaması için kararların alındığını anlatan Bozdağ, bugüne kadar Türkiye'de darbelerin olduğunu ama yeni darbelerin olmaması için tedbirlerin alınmadığını, adımların atılmadığını söyledi.
Bozdağ, tedbir aldıkları, adım attıkları ve darbelerin tekrar edemeyeceği bir Türkiye ile Türkiye demokrasisi olsun diye uğraştıklarını ve bundan dolayı suçlandıklarını vurgulayarak, "Takdir edilmek gerekmez mi? Ne tedbir aldılar bizden öncekiler? Hiçbir tedbir almadılar. Tanklar yürüdü, darbeler oldu, tedbir yok. Bizim vazifemiz tedbir almak değil mi? İlk defa Türkiye'de bundan sonra darbeler olmasın diye tedbir alan hükümet, AK Parti Hükümetidir. İlk defa bizim hükümetimiz tedbir almıştır ve almaya da devam edeceğiz. Bundan sonra Türkiye'de kimse darbe rüyası göremeyecek, görenlerin rüyası kabusa dönecek. Bundan hiç kimsenin endişesi asla olmamalıdır." ifadelerini kullandı.
"Adil Öksüz üzerinden yapılmak isteneni bütün Türkiye görüyor"
Devletin çalıştığı insanlarda devlete sadakati aradığını vurgulayan, terör örgütüyle irtibatlı, iltisaklı olanlarla ilgili adım attıklarını, devletin, sadakatinden şüphe ettiği kişilerle çalışmama hakkı bulunduğunu belirten Bozdağ, "Sovyetlerin dağılışı üzerine bunu biz Batı'da gördük; onlar yaptılar, ayıklama kanunları çıkardılar. Onlar yapınca doğru, biz yapınca yanlış mı oluyor? Bizim yaptığımız devletimizi ve demokrasimizi korumak için doğru adımları atmaktır." dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun AK Parti'yi FETÖ'nün suç ortağı yapmak gibi bir gayret içinde olduğunu vurgulayan Bakan Bozdağ, şöyle devam etti:
"Çok net söylüyorum, Fetullahçı Terör Örgütü'yle bugüne kadar AK Parti dışında etkin, açık, net bir mücadele vermiş ikinci cumhuriyet hükümeti var mıdır? Yoktur. Hangi hükümet mücadele etmiş, hiçbir hükümetin mücadelesi yok. İlk defa bu terör örgütüyle mücadeleyi biz yapıyoruz. Mücadele yapan insanları terör örgütüne yardım etmekle suçlama garabetini de siz yapıyorsunuz. Bu örgütün gerçek kimliği ortaya çıktıktan sonra örgüte tavır alan, örgütle mücadele eden biziz. 17 Aralık'tan sonra bütün milletin bu örgütün çirkin yüzünü öğrenmesinden sonra, bu örgütün kumpas kasetlerini burada millete kim seyrettirdi? Seçimlerde bu örgütle kim ittifak yaptı? Hala bu örgütün mağduriyet edebiyatını, uluslararası çevrelerde yaymaya çalıştığı fikirlerin müdafiliğini kim yapıyor?
Terör örgütünün kimliği, vasfı ortaya çıktıktan sonra bu örgütün söylemlerinin Türkiye'de takipçisi kim? Adil Öksüz ile ilgili burada konuştu Sayın Genel Başkan. Ben burada soruyorum, Adil Öksüz ile ilgili elinizde bilgi, belge var mı, yok mu? Dedi ki 'ajan'. Biz de dedik ki 'ajansa buyurun açıklayın'. Niye açıklamadınız? Buradan soruyorum Sayın Kılıçdaroğlu'na, Adil Öksüz ile ilgili size yurt içinden veya yurt dışından herhangi bilgi geldi mi, gelmedi mi? Bu bilgi geldiyse biz bu bilgiyi nere ile paylaştınız? 'FETÖ tiyatro' diyor, bu işin tiyatro olduğunu ispat etmek de sanki CHP'ye düşmüş gibi. Adil Öksüz üzerinden yapılmak isteneni bütün Türkiye görüyor. Bununla ilgili soruşturma açıldı, gereği yapıldı, hakimler açığa alındı, kollukla ilgili İçişleri Bakanı da soruşturma yapıyor. Öte yandan bunu başka bir noktaya çekmek için gayret etmek fevkalede yanlıştır."
"Sen FETÖ'cüleri temizliyorum diye FETÖ'cülere alan açtın"
Bakan Bozdağ, FETÖ'nün TSK içindeki yapılanmasından AK Parti hükümetlerini sorumlu tutmanın büyük bir insafsızlık olduğunu vurgulayarak, askeriyede terfilere YAŞ'ın karar verdiğini, 13 üyesi asker olan kurulda başbakan ve milli savunma bakanının sivil olduğunu ve kararların askerlerin istediği doğrultuda verildiğini anlattı.
Bozdağ, "Şimdi bazı emekli generaller konuşuyor, 'FETÖ'cüleri biz atıyorduk da bunlar koruyordu' diyor. Sen namaz kılanı, oruç tutanı, eşi başı kapalı olanı FETÖ'cü diye atıyorsun. FETÖ'cüler size kendilerini yutturmak için namaz da kılmıyor, oruç da tutmuyor, eşinin başını da açıyor. Alkol de kullanıyor. Sen FETÖ'cüleri temizliyorum diye FETÖ'cülere alan açtın. Kim yaptıysa yazıklar olsun. YAŞ'ın yapısını biz değiştirdik. Sivillerin ağırlıklı olduğu bir YAŞ yapısı koyduk ki orada da milli iradenin dediği olsun diye adım attık." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her işin anayasa ve yasalara uygun olduğuna işaret eden Bozdağ, "Dış politikada bürokrat konuşacak, siyasetçi konuşacak, gazeteci konuşacak, akademisyen konuşacak, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı konuşunca ayıplanacak. Böyle bir şey olabilir mi? Elbette Türkiye'nin Cumhurbaşkanı dış politika üzerinde de konuşacak, başka konularda da konuşacak. Bundan önceki cumhurbaşkanları da konuştu. Sayın Sezer de konuştu, başkaları da konuştu. Meclisin açılış günlerinde ekonomiden, dış politikaya, teröre kadar her konuda milletvekillerine hitap ettiler. Onlara mübah olanın, Türkiye'nin Cumhurbaşkanına haram edilmeye çalışılmasını anlamak mümkün değil, bu kabul edilebilir bir şey değil." diye konuştu.
"Darbe teşebbüsü gül ile mi bastırılır?"
Bakan Bozdağ, cezaevlerinde işkence ve kötü muamele olduğuna dair iddiaların da FETÖ'cülerin, PKK terör örgütünün ve Türkiye'nin düşmanlarının dile getirdiğini belirterek, kötü muamele ve işkence olduğu söylenen cezaevinin adının, bunu yapanın, ne zaman yapıldığının söylenmesi halinde hükümetin gerekli işlemleri yapacağını, şayet işlem yapılmazsa hükümetin o zaman suçlanması gerektiğini söyledi.
Bozdağ, "Türkiye'de kötü muamele ve işkence var demek... Bu terör örgütlerinin bildik ezberleridir. Bu ezberlere alet olmak bu parlamentonun altında bulunanlara yakışmaz. Ben örnek istiyorum, isim verin. Bazı örnekler gösteriliyor, fotoğraflar. Darbe teşebbüsü gül ile mi bastırılır? Darbe teşebbüsünü yapanlara karşı bir müdahale yapıldı, halkın müdahalesi var, kolluğun müdahalesi var. Bu müdahale sırasında yapılanları cezaevinde veya gözaltında yapılmış gibi göstermek fevkalede büyük bir yanlışlıktır, Türkiye'ye karşı da büyük bir ayıptır." dedi.
Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesine göre işkence ve kötü muameleyi askıya almadığını, bu konuyla ilgili delagasyon koymadığını vurgulayan Bozdağ, "İşkence ve kötü muamele delegasyon verilemeyecek maddelerle alakalıdır. Hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından hem de Birleşmiş Milletlere verdiğimiz beyan bakımından da aynı şekildedir, bunu buradan bir kez daha ifade etmek isterim. İşkenceye sıfır tolerans uygulamasını biz getirdik, zaman aşımını biz kaldırdık. Bu dönem değil ne zaman gelirse gelsin bunlarla ilgili işlemlerin gereği yapılacaktır." diye konuştu.
"Ege adalarının hukuki ve fiili durumu aynıdır"
Adalet Bakanı Bozdağ, Ege adalarının hukuki ve fiili statüsüyle ilgili de AK Parti hükümetleri döneminde herhangi bir değişiklik olmadığını belirterek, "Ege adalarıyla ilgili bizden önceki hukuki ve fiili durum neyse aynıdır. Bunun aksini söyleyen doğru söylemiyor. Annan Planı'nı biz kabul ettik, referandumda Rumlar reddetti. Niye reddettiler? Türkler haklarını savunamadı, bize fazla şey verdiler, reddedelim de onlar daha çoğunu alsın diye mi reddettiler? Aleyhlerine gördükleri için reddettiler. Biz Kıbrıs'ta da bütün uluslararası alanda da milletimizin ve devletimizin hukukunu koruduk. Bundan sonra da korumaya devam edeceğiz." ifadesini kullandı.
Türkiye'nin Ege'de kaybettiği yerlerle ilgili sorumlunun AK Parti olmadığına işaret ederek, "10 Şubat 1947 Paris Antlaşması ile On İki Ada Yunanlılara bırakıldı. O zaman Başbakan kimdi? Merhum İsmet İnönü'ydü.Ve Paris Antlaşması'na Türkiye delegasyon bile göndermedi, katılmadı, 'Askerimiz yok, mali durumumuz iyi değil.' diye. Şimdi oradaki, Türkiye'nin burnunun dibindeki bu yapılar bizim eserimiz değil, sizin eserinizdir." dedi.
Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dolara ilişkin çağrısının ardından "Cumhurbaşkanı dolar çağrısı yapıyor, kendisi hesapta dolar tutuyor." şeklinde iddialara da cevap vererek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hesabına ilişkin dekontu gösterdi.
Bozdağ, "Cumhurbaşkanına vurmak size prim yaptırmaz. Vuran kaybediyor, vuran kaybediyor, kaybediyor. Bak, Avrupa'da da vuran gidiyor, dokunan yanıyor. Seçimde de millet hesabının görüyor. Onun için de buradan size ekmek çıkmaz, onu da buradan bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum." diye konuştu.
"Hukuk devletinde kanun önünde herkes eşittir"
TBMM'de bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırıldığını anımsatan Bozdağ, 154 milletvekilinin 810 dosyada dokunulmazlığının kaldırıldığını, milletvekillerinin bir kısmının ifadeye gittiğini, bir kısmının da ifade vermeye gitmeyi reddettiğini hatırlattı.
"Şimdi, biz bir hukuk devletiyiz. Hukuk devletinde kanun önünde herkes eşittir." diyen Bozdağ, şöyle devam etti:
"Kimseye farklı bir muamele yapılması beklenemez. Eş genel başkanlar çok net açıklamalar yaptılar, 'Biz tıpış tıpış gitmeyeceğiz. Bizi zorla almak istiyorsanız öyle alın veya nasıl istiyorsanız öyle alın.' dediler. Siz hukuku tanımazsanız, hukuka uymazsanız, uymayacağınızı da açık açık söylerseniz hukuk sizi bulur, bulunduğunuz yerden alır, savcının da mahkemenin de huzuruna götürür. Bu ülkenin hukukunu sen de tanıyacaksın, senin arkandakiler de tanıyacak, tanımayanlara tanıtmak da bizim boynumuzun borcudur. Hiç endişe etmeyin, herkes tanıyacak Türkiye'nin hukukunu.
Bu parlamentonun çatısı altında duracaksınız, 'Biz bu hukuka uymayacağız.' diyeceksiniz. Var mı öyle şey? Herkes hukuka uyacak. Hukuka uymayan vatandaş nasıl zorla götürülüyorsa milletvekili de zorla götürülecektir. Terörle araya mesafe koymak siyaset yapan herkes için birinci esastır. Mesafe koyacaksınız. Hendek kazanları kutsamak, hendeklerin arkasındakilere destek olmak ve onların aleyhinde konuşmayı menetmek, 'Onlara destek vermeyene soruşturma açarım.' demek ne şey oluyor? Bunu kim söyledi?"
Bozdağ, çukurlar kazılarak, şehirlere bombalar konularak kentlerin yaşanmaz hale getirildiğini, vatandaşların göçe zorlandığını ifade etti. Bozdağ, HDP sıralarına dönerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Siz gidip bu teröristlere 'Neden hendek kazıyorsunuz? Niye bomba koyuyorsunuz? Niye tuzak kuruyorsunuz?' dediniz mi? Demediniz. Orada yeniden kamu düzenini tesis etmek için mücadele eden güvenlik güçlerini engellemek için uğraştınız. Teröristler sıkıştığı zaman imdadına koştunuz. Devleti katliam yapmakla suçladınız, teröristleri masum gibi gösterdiniz. Böyle bir şey olabilir mi? Canlı bombalar oldu ve bu canlı bombalar çocuk, kadın, sivil onlarca insanın şehit olmasına, pek çoğunun yaralanmasına neden oldu. Ben şimdi soruyorum, bu parlamentonun altında milletvekilliği yapan birisi canlı bombanın cenazesine hangi iyi işi yaptı diye gider? Patlatıp öldürdüğü masum insanlarla ilgili bir vicdan azabı duydunuz mu?
Dünyanın hangi demokratik hukuk devletinde canlı bombaların, teröristlerin cenazesine gidip onları kahraman gibi göstermeye çalışanlara müsamaha edilebilir, hoşgörüyle bakılabilir? Böyle bir şey olabilir mi? Elbette olmaz, olması da mümkün değil. Bakın, Herri Batasuna kararı var Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin. Ben adaletten yanayım, terörden yana değilim, ben hukuktan yanayım, hendekçiden yana değilim, ben milletten yanayım, Kandil'den yana değilim. Bakın, Herri Batasuna kararı çok net. Orada açıkça diyor ki mahkeme, bazı sloganlar atılıyor, yürüyüşler yapılıyor, bunu teröre ve şiddete destek olarak görüyor. Parti üyelerinin ve liderlerinin amaçlarına ulaşmak için kuvvet kullanımını reddetmediklerini ve bunun teröre dolaylı bir destek olduğunu söylüyor. Siz bugüne kadar PKK terör örgütünü kınadınız mı? 'Bu şiddeti durdurun, bu terörü durdurun, ölümlere son verin.' dediniz mi? Demediniz. Terörü bitirmek için uğraşanlara hep kara leke sürmeye, iftira atmaya çalıştınız."
CHP'li Özel'in konuşması
Bozdağ'ın konuşmasından sonra söz alan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, "Sayın Bakan şunu bilmeli. Bir ülkenin kurucu babalarına dil uzatmak bir Sayın Bakana yakışmaz ve İsmet Paşa'yı 12 adayı vermekle suçlarken ilk önce 1912 Trablusgarp Savaşı'nı, Balkan Savaşları sonunda o 12 adanın Osmanlı tarafından fiilen İtalyanlara verildiğini, daha sonra bu 12 adanın Yunanistan'a geçtiğini… Yok, eğer 1947'yi söylüyorsa, o zaman Sayın Bakan son on dakika devlet adamı gibi konuşmadınız ama bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük devlet adamından gelsin size cevap: 'Evet, ben sizin çocuklarınızı belki şekersiz bıraktım ama onları babasız bırakmadım.' demiştir, İsmet İnönü. Siz diyorsanız ki 'İkinci Dünya Savaşı'na gireydi de masaya oturup 12 adayı alaydı.' Onun hesabını sizin vicdanınıza verin." diye konuştu.
AK Parti'nin Anayasa Mahkemesini yeniden dizayn ettiğini öne süren Özel, "Eğer şu kadar cesaretiniz varsa getirin, o dört bakan için, şimdi, soruşturma komisyonunu kuralım, Yüce Divana götürelim, yargılansınlar. Neden bakan yapmadığınızı hepimiz biliyoruz. Deliller, 17-25 Aralıkta yasaya, usulüne aykırı ortaya çıkmış olabilir ama bu 17-25 Aralık'ın, kan kardeşlerin kan davalı gün olduğu gerçeğini, işveren ile taşeronun birbirine düştüğü gerçeğini, haram paraların haramzadeler arasındaki bölüşüm ilişkilerindeki kavganın ülke gündemine oturduğu gerçeğini değiştirmez, değiştirmeyecek." dedi.
Bu arada söz alan CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, konuşmasının ardından yerine geçtiği sırada ayağının takılması üzerine stenografların bulunduğu sıraların önüne düştü. Gök, Özgür Özel ve HDP'li Ahmet Yıldırım'ın yardımıyla ayağa kalkarak, yerine geçti.
AA