Boykot

Seher ŞİRVAN

Müşrikler tarafından Müslümanlara yapılan eziyetler her geçen gün artarak ve aralıksız sürmektedir. Kendi oğullarının putlara tapmaması ve Allah‘ın (cc) dinine teslim olmaları, onların eza ve cefalarının artmasındaki en önemli sebeplerdendir.

Diğer taraftan, Ebu Talip yeğenini müşriklere karşı himayesinde bulunduruyor ve müşrikler de bu nedenle O’na (sav) Ebu Talip hayatta iken bir şey yapmayacaklarını biliyorlardı. İşte bu yüzden de ‘boykot’ Allah resulü ve O’na (sav) inanalar için seçtikleri eziyetlerden sadece biriydi.
Kureyşin ileri  gelenleri!! yapacakları boykotun içeriğini görüşmek için toplandılar. Kendilerince aldıkları entirika dolu kararlar ise şunlardı;

-Benihaşim kabilesinden iman etsin yahut etmesin,   Ebu Leheb hariç kimseye yardım edilmeyecek.
-Onlarla evlenilmeyecek, evlenilmesine de izin verilmeyecek.
-Onlara hiçbir şey satılmayacak ve onlardan hiçbir şey alınmayacak.
-Onlara karşı hiçbir şekilde (yemek, içecek vs) şefkat emaresi olan davranış gösterilmeyecek, gösterilmesine izin verilmeyecek.
Ta ki Hz Muhammed (sav) onlara öldürülmek için teslim edilene dek.
Boykot maddeleri bir kağıda yazılıp, muhafazasıyla birlikte Kabenin duvarına asıldı.

İçinde bulundukları coğrafyada ölüm emrinin diğer adı ‘boykot’ oldu.
Allah (cc) Resulü (sav) ve beraberindekileri bir bölgeye etrafı açık olan, görünmez setle çevrili hapishaneye kapattılar. Şartlar öylesine ağırdı ki, ölüme terk ediliş ve imansız  insanların neler yapabileceğinin sınırsızlığının tarihe, siyahtan daha siyah resmedilişiydi.
Suçları ‘Lailaheillallah Muhammedenresulullah’  demekti. Yani İslam olmuşlardı. Geride mallarını, çocuklarını eşlerini, itibarlarını bırakanların yanı sıra, beraberinde aynı davaya gönül vermişlerle birlikte ölüme şerefli bir duruş sergilemenin adıydı teslimiyet.

Kainatın uğruna yaratıldığı alemlerin efendisi vardı ya yanlarında ne gam ne keder. İmanın elle tutulur halinin adı olmuştu direniş.

Lime lime olmuş çadır şeklindeki korunaklardan, açlıktan ağlayan çocuk sesleri, gün geçtikçe de  zayıf bedenlerin ölüme yenik düşmeleri ile ardından ağlayan anaların sesleri birbirine karışıyordu.
Ağaç kabuklarını yemek niyetine yiyorlar, kuru bir deri parçasını bulup, ıslatarak yediklerinde, bunu onlara nasip eden  Allah’a  şükürden geri durmuyorlardı.
Bu nasıl bir teslimiyetti.?
Gayba iman… Gerçek iman… Sahabe olmak canını ortaya koyup teslim olmak.
İtelenmeye, terk edilmeye, yüzüne tükürülmeye, aç bırakılmaya, günlerce  arlıksız kırbaçlanmaya razı olmaktı.
Dünya adına her şeyden vazgeçmenin yanı sıra, her türlü zulme direnişin tek dayanak noktasıydı imanları. Teslimiyetin enginliklerinde dupduruydular.
Her hesap yapanın üstünde en güzel hesabı Allah (cc) yapar,  yine öyle oldu.

Cibril (as) tarafından  Hz. Muhammed’e (sav) haber verilmesiyle, Hz Muhammed (sav) amcasının yanına koştu. Kâbenin duvarına asılan boykot kağıdının, Allah (cc) ismi haricindeki bölümü yine Allah (cc) görevli memuru  olan kurtçuk tarafından yenildiğini haber veriyordu amcasına.
Ebu Talip, hayretle soruyordu, ’bunu sana Rabbin mi bildirdi?
‘Evet‘ diyordu, Allah (cc) Resulü.
Ebu Talip yeğeninin sözünde en ufak bir yalan olmayacağını bilerek, müşriklerin önde gelenlerinin yanına gidip durumu onlara bildirdi.
Bu durum müşrikleri çok sevindirmişti, çünkü eğer Muhammed (sav) doğru demiyorsa, Ebu Talip kendi elleriyle yeğenini onlara teslim edecek ve onlar da
Hz. Muhammed’i (sav) öldürerek emellerine ulaşacaklardı.
Kabenin tüm halkının önünde, muhafazasından kağıdı çıkardıklarında, denileni aynısıyla görmüşlerdi.
Allah (cc) isminin dışında ‘boykot’ kararları ademe (yokluğa) gitmişti. Gözlerinin önünde bir mucize daha gerçekleşmiş, Muhammed’in ( sav), hak din üzere olduğu, ilahi vahiy ile her daim irtibat içinde olduğunu bir kez daha gördükleri  halde, bu durum onların kalplerindeki adaveti  daha da artırmış, öfkeleri derinleşmişti.
Diğer taraftan ise, bu  boykotun sonu demekti ve her hesabın üstünde hesap yapan Allah (cc) yardımıyla boykot sona ermişti.

Üç yıl süren boykot çok çetin, ağır, ve kayıpları çok fazlaydı. Allah’ın onlar için seçtiği din adına, Allah’ın seçtiği rehberin ardından milim ayrılmaksızın canlarını ortaya koymuşlar, çok çetin geçen imtihanı Allah’ın izniyle kazanmışlardı.
Görünen tabloda, onlar imanlarını yaşamlarına şahit tutmuşlardı. Tam bir teslim ve tevekkül içinde, vahyin kaynağındaki ışık yollarını aydınlatmadan adım atmıyorlardı. Gerçek İslam/teslim olmak böyle olmalıydı.
İmanımızı hayatımıza şahit kılma yolunda karşılaşacağımız   zorluklar  vardır ki, Allah Resulü (sav) de aynı yoldan, hem de zorlukların zirvesinden geçmişti. Allah (cc) Resulu (sav) ile aynı dönemde ve aynı boykotu yaşamadık ama, bizim de yaşantımızda bize uygulanan boykotlar var.
Mümin olarak, mümini bir anlayış ve yaşam sürdüğümüzde değişik tarzlarda ve derecelerde, mutlaka boykota maruz kalırız. Maruz kalınan boykotun derecesi, şartları ve şekli ne olursa olsun,  ilahi vahyin yardımıyla direnişimizden asla vazgeçmemeliyiz. Direnmekten vazgeçmemek,  duruşumuzu muhafaza etmemizin sonucunda, Allah (cc) mutlaka yardımını gönderecektir. Bu yardımın gelme zamanını kendimiz tayin edemeyiz. Yardımın gelme zamanının uzaması, imanımızın neşvünema bulması için geçen süreç olması mutlaktır. Bu zaman diliminde, kapısı önünde durduğumuz Zat-ı Mutlak’ın, bize cevap vereceğinden asla şüphe duymamanın imtihanıdır. Ağır kayıpların olabileceğini, bu kayıpların artı hanemize misliyle mukabelede bulunulacak birer cevher olduğunun bilincinde olabilmeliyiz. Her gecenin ardından mutlak sabahın geleceğinden nasıl şüphe duymuyorsak, her zorluğun da ardından bir kolaylığın bizi beklediğine daha güçlü inanmalıyız.

Allah (cc) tıpkı  Nebi’sine (sav) uygulanan boykotu sonlandırmasında da kullandığı gibi, zalimin zulmünü, yine zalimin eli ile kaldırtabilir.
İman etmedikleri halde boykotun sonlandırılmasında, boykot kararını yırtmak için adım atan, ama ortada yazılı bir karar kalmadığı için eli boşta kalanlar gibi. Biz bu noktada duruşumuzu öyle iyi ayarlamalıyız ki, bu zulüm kalkarken çıkacak her türlü fırtınaya hazırlıklı ve dayanıklı olacak teçhizatımız olmalı. Bunda da yine izlenecek yol ve yöntemi Allah Resulu’nden (sav) öğreniyoruz.
Bir adım dahi geri atmadı, davasına sahipliğinde gösterdiği sadakati, sağlam duruşu, vahiy istikametinde oluşudur. Tebliğden vazgeçmeksizin, izzetli bir duruş, ama vazifenin kutsiyetine yakışır bir süreklilik içinde.
Hüznü her yanını sardığı halde, vazifesine kitlenmiş, davasına sadık, her türlü engele rağmen en ufacık bir ümitsizlik emaresi göstermeyiş.  Çünkü sonuç ne olursa olsun, Rabbine tam bir teslimiyet içinde.

Son nokta olarak da, mazlumun mazlumiyeti devam ettikçe zahiren güçsüz görünse de gücü artar. Çünkü mazlumun direkt velisi Cenaburabbulalemin’dir.
Muhataplarımızın gözlerinin önünde mucizeler de olsa,  iman zafiyeti içerisinde bulunabilirler. Bu onların kalplerinin kusufundandır. Lakin bizim bu noktadaki hareket tarz ve anlayışımız yine sünnet yolunda olmaktan geçer. Tavizsiz bir duruş, izzetle yaklaşım, hal dilinin kelamdan daha etkili olduğunu unutmayış.
Dayanma noktamız vahiy ve sünnet oldukça, bize uygulanan her dönemdeki boykotu atlatmamız, imanımızın kavileşmesine basamak olacaktır inşallah.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.