Biz Ne Diyoruz-IV

Ahmet AKCAN

(Kardeşlerimizden her bir paragrafı birbirinin devamı olarak değil, aynı mevzuun farklı taraflarını izaha matuf düşünceler olarak okumalarını rica ediyoruz.)

İman hakikatlerini ekseriyetle akletmeden naklediyoruz. Ruhen tecdidi, aklen tahkiki doğuran yeni fikirler üretemiyoruz, atalete düşüyoruz. Tefekkür dünyamızı yenileyemiyoruz. Asrın şartlarına göre yeniden gözden geçirilmiş, kadim değerlerimize muğayir olmayan usuller ile tanzim edilmiş esasata dair kendi gündemimizi belirleyemiyoruz diyoruz...

İtikadi kabullerimize münasip, İslami düşünce tarzına muvafık, tamamen kendi medeniyetimize ait fikir sarayını tecdit gibi büyük bir maksadımız yoksa batı medeniyetinin dışı şaşaalı içi kof, zahiri parlak batını nursuz kabullerini kopyalamaya muztar kalıyoruz diyoruz...

İmana hizmeti gaye edinen şuurlu her müslümanın cemiyet hayatına ve Kur’an’a dair tahakkuk ettirmeyi düşündüğü bir hedefi olmalı, yani müspet manada ahirette kendini kurtaracak bir eseri bulunmalıdır. Müzmin bir derdin dermanı olmak için çalışmalıdır diyoruz...

İslam ile şereflenmiş bir insan için belirlenmiş ulvi bir hedef yoksa önce fiili yalpalamalar sonra fikri sapmalar meydana gelmektedir. İman hizmeti adına yüksek hedefler bazı insanlar için ilahi rızaya uluşmaya, bazıları için ise ayakta durmaya, yıkılmamaya sebebiyet vermektedir diyoruz...

Hamiyetleri derin, fikir dünyaları zengin insanların uhraya ait gaye-i hayalleri bulunmaktadır. Madde ile iştigâlden fikir dünyaları küçülmüş, nefsin esaretine düşmüş, fani bir dünyayı ebedi zannetmiş adamların ise hiç bitmeyen arzu ve emelleri vardır diyoruz...

Susuzluktan kırılan insanları suya ulaştırmak için derin kuyular açmak yerine, yağmur yağdığında su dolsun diye küçük çukurlar kazıyoruz. Hakikat adına “bir şey yapılmıyor” ithamından ve rahatsız eden hissiyattan belki kurtuluyoruz. Bir yönüyle psikolojik tatmin de sağlıyor günü kurtarıyoruz. Ama ümmeti düştüğü rehavet ve atalet bataklıktan kurtaracak hal çarelerini bulamıyor yahut uygulamıyoruz diyoruz...

Hayatın gerçeklerine uzak hayali bir dünya kuranlar, içtimai ve siyasi tahavvüllerden habersiz fikir ayakları yere basmayanlar, bardağın hep dolu tarafına bakanlar, boş tarafını umursamayanlar veya doldurma gayreti bulunmayanlar, iman hizmetinin inkişafı adına istihsal edilen hakikatlere duyarsız kalıyorlar, müşteri olmuyorlar diyoruz...

İmana hizmet dava eden bu nurlu yolda galiben zuhurat esası ile yürüyoruz. Üç iğneyi üç yüz iğneye çıkaracak mesai tanzimleri ile hizmette ihtisasın önemini göremiyoruz. Yani taksim’ul a’mal düsturunu ihmal ediyoruz. Kur’an hizmetinin ağır yükünü belirli kişilere yüklüyoruz. Bundan dolayı iman nuruna muhtaç sayısız zümrelere ya yetişemiyoruz yahut gecikiyoruz diyoruz...

“Önce insan, sonra insan, her zaman insan” düsturunu iman hizmetinin merkezine almayı isabetli bir görüş olarak kabul ediyoruz. İnsan unsurunu zedeleyen hizmetlerin hezimetleri doğurduğunu görüyoruz. İslami hizmetlere ene saikiyle sahip çıkanlar uhra adına hayırlı işlere mani oluyorlar, ümmete zarar veriyorlar diyoruz...

“Mesalik ve meşaribte ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklid yolunu açar” düsturuna dikkat lazımdır. Meslek itibarıyla nur hizmetini benimseyen zümrelerle Kur’ani hakikatlerin neşrinde ittihad, bu kudsi vazifenin ifa ve icrası cihetiyle farklı usulleri tatbik edenlerle ittifak etmek esasımız olmalıdır. Usullerinde farklılık olsa da maksadında iştirak edilen ihlaslı her faaliyet takdir edilmeyi hak ediyor diyoruz...

İman hizmetinde vazifelerini neticelere bina etmek değil, üzerine düşen mesuliyetleri yerine getirmek esastır. Asli mes’elemiz küfrü yok etmek değil, iman nurlarını muhtaç gönüllere sevk etmektir. Haddimizi biliyoruz, kimseye hidayeti biz vermiyoruz. Elimizin ve sözümüzün yetişmediği insanlara, ilahi inayetin yetişmesini, birilerinin eliyle hidayete iletilmelerini diliyoruz. Yahut hidayetlerine vesile olmayı istiyoruz...

İhtisası önemsiyoruz, nitelikli büyümeyi istiyoruz. Nurlu hizmette taksim’ul amal düsturuna riayetin elzem olduğunu düşünüyoruz. Vazife taksimi ve mesailerin tanzimi sayesinde keyfiyetli işler göreceğimize inanıyoruz. Gurura düşmemek için “neler yaptık” değil, “neleri yapmadık” diyoruz gayrete geliyoruz...

Elhasıl; nurlu davada insanları irşad hakikatlere, ferdleri ve cemaati ikaz meşverete, ittihad ve vahdeti temin cemaatin tümüne havale edilmiştir. Dava, sancısı çekiliyorsa davadır. Dava, uğrunda ölümü göze alanlar varsa davadır. Yoksa yıkılmaya mahkûm içi boş bir iddiadır diyoruz...

Dinimizin ve davamızın ilâ ve ibkâsı adına dertlerimizi, elemlerimizi, gaye-i hayalimizi, yüreğimizde hissettiğimiz ve fikir dünyamızda misafir ettiğimiz düşüncelerimizi yazıyoruz. Belki birilerine faydası olur temennisiyle paylaşıyoruz. Umarız hayır zannıyla şerre alet olmuyoruz...

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.