Risale Haber-Haber Merkezi
"İslami bisiklet" tanımını alaycı bir üslupla veren bir kısım medyanın tutumu tepki çekti. Yeni Şafak yazarı Yaşar Süngü, "İslam'da ameller niyete göre olduğu için üretilen her şeyde Allah'ın rızası gözetilir" dedi.
Süngü'nün yazısı şöyle:
Bisikletin "İslami"si
Bilge parmağıyla gökyüzündeki ayı gösterdiğinde aptal parmağa bakarmış.
Bu kez de öyle oldu.
UTESAV tarafından sürekli olarak düzenlenen toplantıda tartışılan konu, bir kısım(!) medyaya ağır geldi.
Çünkü magazin ve popüler haberin hafifliğine alışan, her haberden magazin çıkarmaya çalışan medya bu ağır konuyu kaldıramadı.
Konu şu: Uluslararası Teknolojik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı'nda (UTESAV) "Teknoloji, Medeniyet ve Değerler-II" konulu Düşünce Fırtınası'nda farklı uzmanlık alanlarına sahip 30'a yakın akademisyen, fikir adamı ve işadamı gelişen teknolojinin arkasındaki zihniyeti tartıştı.
Tartışmada konuyu açmak amacıyla en basit teknolojiye sahip olduğu için bisiklet örneği verildi.
Akademisyenler teknolojideki farklı zihniyetleri birbirleriyle kıyasladılar.
*
Her teknoloji ait olduğu medeniyetin değerlerini taşır.
Batı teknolojisi son yüzyılda insanlığın aleyhine işlemeye başladı.
Neden.
Çünkü Batı teknolojisinin değeri sadece para kazanmak ve dünyayı gücüyle kontrol etmek.
Böyle olunca da insan ve yaşadığımız çevre bu hırsa kurban gitti!
Bugünkü küresel iklim krizinin arkasında bu zihniyet var.
Tek amaç para kazanmak olunca üretilen her şey insana ve çevreye zararlı hale geldi.
Sanayicinin para kazanmak amacıyla her ürettiği ürün, insandan ve çevreden bir şeyleri tüketti.
*
Oysa İslam'da ameller niyete göre olduğu için üretilen her şeyde Allah'ın rızası gözetilir.
Kul hakkına girilmez.
Para kazanmak için çevre tahrip edilmez.
Çünkü çevre dediğimiz hava, su, denizler, gökyüzü, toprak mevcut ve gelecekteki (bitki-hayvan-insan) bütün canlılara aittir.
Bugünün insanı bu verilen hammaddeyi sırf para kazanmak için insafsızca kullanamaz.
Kullanırsa kul hakkına girer.
Dolayısıyla bir ürünün üretiminde bakış açısı yani zihniyet çok önemlidir.
Evrensel ölçü; Eğer bir ürün insanlığa yararlı olması için üretiliyorsa, o ürün İslami'dir.
O ürünü kimin ürettiği değil, ürünün nasıl üretildiği önemlidir.
*
Örnek olarak yine bisikletten gidersek, Müslüman kimliğine sahip bir sanayici ürettiği bisiklette insan sağlığına zararlı boya kullanıyorsa bu bisiklet İslami olmayacaktır.
Başka yüzlerce örnekler de verilebilir; hurda metalden yapılan elektronik cihazlar, cep telefonunda bilgisayara, arabadan ayakkabıya, konuttan giysilere kadar insan sağlığına zarar verdiği bilimsel olarak ispatlanmış ürünlerin tamamı İslami değildir.
Tersi ürünler de İslami'dir, üreten kim olursa olsun.
*
Hristiyan bir sanayicinin ürettiği insan sağlığına zararlı olmayan ve faydalı olan bir bisiklet de İslami ürün olacaktır.
Burada bakış açısı önemli olduğu için İslami kavramı üreten için değil üretilen için kullanılır.
Buradan yola çıkarsak teknolojide iki türlü bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz;
Birincisi kul hakkını gözeten, çevreye zarar vermeden faydalı olma hedefi olan bir üretim tarzı ki biz buna İslami üretim diyoruz.
Bugünün küresel ekonomisinde farklı isimlendirilebilir.
İkinci bakış açısı ise yüksek kazanç ve güç amaçlı üretim anlayışıdır.
Buna da eskiden kapitalizm deniyordu şimdi küreselleşme deniyor
*
Üretilen ürüne göre yani yukarıda verdiğim iki bakış açısına göre ürünlere bakılarak hangi ürünün İslami hangisinin de İslami olmadığı çok kolay anlaşılabilir.
Bu açıklamadan sonra herkes yalnızca İslam ülkelerindeki üretimin İslami olmadığını anlamıştır herhalde.
Avrupa ve Amerika'daki üretime nasıl Hristiyan üretimi demiyorsak, Çin ve Hindistan'daki üretime de Budist veya Hinduist üretim demiyoruz.
Teknolojinin, aç gözlü sermayedarların elinde olmasının bedelini bir yandan doğayı tahrip ederek, küresel iklim sorunuyla, bir yandan da küresel ekonomik krizle, yoksullukla, adaletsiz gelir dağılımı ile ve açlıkla ödüyoruz.
*
Akademisyenlerin teknolojik hedefler konusunda hükümete de bir önerileri var;
O da şu: Bugün yalnız karada değil havada ve denizde de gidebilen araçların yapıldığı bir dönemde yerli otomobil hedefine odaklanmak yerine daha "inovatif hedefler" koyalım.
Tıpkı, 1800'lü yılların sonunda Jules Verne'in "Aya yolculuk" kitabını okuyan Amerikalı çocukların ve torunlarının 1960'lı yılların sonunda gerçekten Ay'a ayak basarak hedeflerine ulaşmaları sürecinde olduğu gibi"
Kainat kitabını doğru okursak yanlış yapmayız.