Bir soru Müslüman olmasına yetti

Amerikalı Fidelma O'Leary, Malezyalı İsmail Mahbub ve Güney Afrikalı Halil Mandhalzi'nin Hac yolculuğu

Önder Deligöz'ün haberi:

Her yıl iki milyona yakın Müslüman, kalplerinden gelen çağrıya kulak vererek mübarek beldelerin yolunu tutuyor hac mevsimi geldiğinde. National Geographic de bu yılki hac mevsimi yaklaşırken hazırladığı 'Kutsal Topraklara Yolculuk-Hac' belgeseliyle üç farklı kıtadan üç farklı renkte ve statüde müslümanın Hac yolculuğunu anlatıyor. Heyecanla, duayla, gözyaşıyla... 
 
Üç ayrı kıtadan üç ayrı Müslüman'ın hac yolculuğu

Yaradanıyla baş başa kalabilmek için günde beş vakit yüzünü döndüğü Kâbe'ye el sürebilmenin, kutsal toprakları adımlamanın heyecanı tarifsiz olsa gerek bir Müslüman için. Her yıl iki milyona yakın Müslüman, kalplerinden gelen çağrıya kulak vererek mübarek beldelerin yolunu tutuyor hac mevsimi geldiğinde. Allah'a daha yakın olmak, üzerlerine düşen farzı yerine getirmek, günahlardan arınmak, bir de ırkı, dili, sosyal statüsü, zenginliği ya da yoksulluğu fark etmeksizin din kardeşleriyle aynı duaları tekrarlamak, aynı adımları atmak, aynı coşkuyu yaşamak, omuz omuza secdeye varabilmenin coşkusunu yaşayabilmek için. Tıpkı Amerikalı Fidelma O'Leary gibi. Tıpkı Malezyalı İsmail Mahbub gibi. Ya da Güney Afrikalı Halil Mandhalzi gibi. Her birinin ülkesi bir diğerine 'dünyanın öbür ucu'. Hepsinin ayrı bir teni, ayrı bir dili ve apayrı hayat hikâyesi var. Onları buluşturan şey, hac. Peki iki milyonu aşkın insan içinden neden bu üçü? Onlar kim? Onlar, National Geographic tarafından hazırlanan 'Kutsal Topraklara Yolculuk, Hac' belgeselinin kahramanları. Belgesel, dünyanın farklı noktalarından üç Müslüman'ın hazırlıktan yolculuğa, duadan gözyaşına kadar hac ibadeti sırasında neler yaşadığını anlatıyor.

Hac yolcularından ilki Fidelma O'Leary, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Saint Edwards Üniversitesi'nde nöroloji profesörü. O'Leary, İslam diniyle öğrencilik yıllarında tanışmış. Katolik Hıristiyan inancına göre yetiştirilen O'Leary'nin hayatı bir radyo programının ardından dinî inançlarını sorgulamaya başlamasıyla değişmiş. Etrafında hiçbir Müslüman dahi yokken İslam'la nasıl tanıştığını şöyle anlatıyor: "Bir radyo programını dinliyordum. Telefon eden bir dinleyici, 'Madem İsa, tanrının ta kendisi, nasıl oluyor da tanrıya ibadet ediyor anlayamıyorum?' diye sordu. Kafamda bir şimşeğin çaktığını hissetmiştim. Bulmacanın tüm parçaları birden aynı anda yerli yerine oturmuş gibiydi. Müslümanlığın bana en uygun din olduğunu anlamıştım. Onu tüm kalbimle sevdim ve kucakladım." Teksas'ta yaşayan Bayan O'Leary, hac için hazırlıklara başlıyor. İlk iş Suudi Arabistan vizesi alabilmek için sürekli gittiği camiden gerçek bir Müslüman olduğuna dair belge almak. Ardından sıcak topraklarda giyebileceği uygun elbiseler satın alıyor. Tabii hac esnasında okunacak dualar için arkadaşı Emine ile haftada iki gün bir araya geliyormuş. Hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz Suudi Arabistan'a doğru yola çıkıyor arkadaşıyla birlikte.

'Allah beni çağırıyor diye seviniyorsunuz'
Amerikalı Profesör Fidelma O'Leary, çıktığı hac yolculuğunu, hissettiklerini şöyle değerlendiriyor: "Hacca gerçekten gitmek istiyorsanız, buraya davet edildiğinizi hissediyorsunuz. Allah, beni çağırıyor diye seviniyorsunuz. Sonra buraya geldiğinizde milyonlarca insanı görüyor ve birdenbire ne kadar önemsiz olduğunuzu kavrıyorsunuz. Bu bir paradoks; ama iyi bir paradoks. O, iri yarı Afrikalı adam bana yer bulmam için yardım ettiğinde çok sevinmiştim. Bana baktı ve 'Amerikalı mısınız?' diye sordu. 'Evet.' dedim. 'Müslüman mısınız?' diye sordu. 'Evet.' diye cevap verdim. 'Elhamdülillah.' dediğinde artık buraya gerçekten hoş gelmiş olduğumu anlamıştım."

Diğer hac yolcusu ise Malezyalı bir üst düzey yönetici olan İsmail Mahbub. O, hacca gidiş amacını şöyle açıklıyor: "Aldığım eğitimi, sahip olduklarımı, iş hayatımı, golf merakımı ve ev yaşamımı unutarak Allah'a yaklaşmak." Hac için hazırlıklarını yaparken mütevazı kıyafetlere dikkat çekiyor zengin yönetici. "Hac sırasında giymeniz gereken giysiler son derece yalın. Sadece iki parça kumaş. Öyle değil mi?" diyor ihramını göstererek. Belgeselin bir diğer kahramanı Halil Mandhalzi, Güney Afrika'da radyo yorumculuğu yapan zenci bir Müslüman. Güney Afrika'da ırkçılığın gölgesinde büyüyen Mandhalzi için hac seyahati, İslam'ın öngördüğü ideal dünyanın, uygulamadaki şeklini görebilme açısından önemli bir fırsat. Hac ibadetinin kendi için ne ifade ettiğini anlatırken şu ilginç ifadeleri kullanıyor: "Allah beni böyle kabul etti. Kazanılması gereken en büyük erdem kardeşlik duygusu. Allah ne bedeninize bakar ne yüzünüze. Allah kim olduğunuza da bakmaz. Milyoner olmanız fark etmez. Allah neye bakar biliyor musunuz? Kalbinize."

Dr. Senai Demirci'nin dilinden adım adım hac ibadetini anlatan 55 dakikalık bu belgeselde, üç ayrı kıtadan üç ayrı hacı adayının gözünden, karşılaşılan kişisel zorluklara ve elde edilen manevi mükâfatlara tanık olacaksınız.

Malezyalı İsmail Mahbub'un gözyaşlarıyla dua ettikten sonra gözyaşlarıyla ıslanan dudaklarının arasından çıkan şu sözler, hac ibadetinin manevi etkisini anlatmaya yetiyor aslında: "Öyle bir an geldi ki Allah'la yalnız kaldığımı hissettim. Kalbimdekini sadece Allah biliyor. İşte o an tamamen yalnızdım."

Zaman

İslam Haberleri