Bir nur talebesinin oğlu ile yazışma

Musa Kazım YILMAZ

Babası Nur talebesi olan ve Hoca sıfatını taşıyan bir zat, Nur talebelerini, “Üstatlarını yanlışlardan münezzeh sayan bir grup” diye sosyal medyada paylaşmıştı. Bunu görür görmez, bu ifadeyi Risale-i Nur’a ve Nur talebelerinin şahs-ı manevisine büyük bir hakaret olarak kabul ettim ve kendisini uyardım; fakat bazı ifadelerim zoruna gitmişti. Bunun üzerine o da bana sert bir cevap yazdı. Ben onun Risale-i Nur talebelerine hakaret ettiğini yazdım, o ise, şahsıma hakaret yapıldığını düşündüğümü sanarak şahsıma cevap vermeye çalıştı. Güya bu hakaret değil kendi görüşüymüş. En son ona şunları yazdım:

“Hocam, gerçek şu ki, sen Nur talebelerini, “Üstatlarını yanlışlardan münezzeh sayan bir grup” diye takdim etmek istemiş ve bunun bir hakaret sayılmayacağını, aksine bana ait bir tespit olduğunu yazmıştın. Kuşkusuz bu sözünüz, bana değil, bir şahs-ı maneviyi temsil eden Nur talebelerine ve merhum babanıza bir hakarettir.

“Şunu bütün samimiyetimle söyleyeyim: Bana yüz defa ağır bir dille hakaret etseydin,  böyle umuma açık bir sütunda size cevap vermez, “Ya hocam, ben ne yaptım ki, bunu bana yakıştırıyorsun? diye sana telefon açardım. Ama sen benim şahsıma değil, senin de yıllardan beri mensubiyetimi çok iyi bildiğin Nur talebelerini tahkir etmişsin, hem de umum aleme açık sütunlarda…

“Ne demek Bediüzzaman’ı yanlışlardan münezzeh kabul etmek? Bu söz ona, peygamberler sıfatı olan ismet sıfatını yakıştırmak anlamına geliyor. Yani haşa Nur talebeleri Üstatlarını Peygambere yakışan sıfatlarla tavsif ediyorlar, demektir. Eğer siz Bediüzzaman’ın nübüvvet ve Hz. Resul-i Ekrem’le (asm) ilgili risalelerini okumuş olsaydınız böyle bir sözü asla sarf etmezdiniz. Allah aşkına, Resûl-i Ekrem’i, “Şeref-i nev-i insan ve Ferid-i Kevn-u zaman ve bihakkın Fahr-i kainat olan Muhammed-i Arabi; nev-i beşerin andelib-i Zişân’ı ve Ben-i Âdem’in bübül-ü Zül’-Kuranı” diye tavsif eden bu eserleri okuyanlar bir âlimi, haşa O Peygamber’e benzetirler mi? Eğer bu tespitinizi rahmetli babanıza söyleseydiniz onun vereceği tepkiyi tahmin edebiliyor musun?

“Hocam, bir de sosyal medyada aldığın beğeni ve tebriklere bak bakalım, kimler senin görüşlerine yüzde yüz katılıyorlar. Kimisi Türkiye’de ABD ve siyonistlerin güdümünde bir Kürt devletini kurmak istiyor; yani resmen bölücülük yapıyorlar; kimisi de ezelden beri Bediüzzaman’a ve Nur talebelerine karşı bir öfke ve husumet içindedirler. Onlar hiçbir zaman ne Risale-i Nurları okudular, ne de onu ciddi bir eser kabul ettiler. Onu okuyan Nur talebelerine de “Boş adamlar” gözüyle baktılar. Seni beğenenlerin ifadelerinden bunları anlamak zor değildir. İşte siz, Risalelerin okunduğu bir aileye mensup olduğunuz halde, bu paylaşımınızla böylesine menfi insanları sevindirdiniz. Ama hiçbir siyasi amaçları olmayan, sadece vatan evlatlarına din, iman ve ibadet şuuru vermek isteyen koca bir cemaati üzdünüz. Buna hakkınız yoktur. Tepkim ve feveranım bundandır.

“Tekrar ediyorum; bana hakaret ettiğinizi ne yazdım ne de yazdıklarımla kast ettim; asıl hakarete uğrayan Nur talebelerinin şahs-ı manevisidir. Üzüntüm, hatta maksadımı aşan ifadeler kullanmam bundandır. Fıtratımdaki bu hassasiyeti değiştiremem. Hatırlayın, ben öğrenciyken de böyleydim ve Nur talebelerini işaret eden bu tür hakaret-amiz ifadelere sert tepki gösterirdim. Bana göre Bediüzzaman gibi ömrü boyunca manevi bir cihat içinde olan, mağdur ve mazlum bir İslam âlimini gıybet etmek, onun yazdığı iman külliyatını tenkit etmek, hatta onun için ve Risale-i Nur talebeleri için tenkidin ötesinde hakaret-amiz ifadeler kullanmak büyük bir zulüm ve bir hıyanettir.

“Herkes şunu bilir ki, Nur talebeleri Üstatlarını “Lâ Yuhtî” (hatasız) kabul etmezler. Eğer bizzat Bediüzzaman “Ben Lâ Yuhtî değilim” şeklinde bir ifade kullanıyorsa Nur talebeleri kim oluyorlar ki, üstatlarını hatasız kabul etsinler. Şu var ki, Risale-i Nur talebeleri üstatlarını engin ilim sahibi ve çoğu zaman ulvî Hakikatleri dile getiren ilhama mazhar bir müceddit kabul ettikleri için, gözlerinin onun hatasını görmemeleri, onu hatasız kabul ettikleri anlamına gelmez. Büyük bir külliyat olan Risale-i Nur’u anlayabilmek için ömürlerini veren, tenkit gözüyle değil anlamak ve imanlarını güçlendirmek için okuyan ve ekseriyet itibariyle avamdan olan bu insanlar üstatlarının hatalarını nasıl görsünler. Bunu onlardan nasıl bekleyebiliriz.

“Benim gibi bir ilahiyat hocasına, “Hocam sen yıllardır okuyorsun; Said Nursi’nin hatalarını gördünüz mü?” diye sorabilirsin. Risale-i Nur’da hata ararsanız, yani tenkit gözüyle ve gazete okur gibi okursanız kendinizce yüzlerce hata bulabilirsiniz. Ama bu durum gerçeği yansıtmaz. Cemil Meriç gibi bir hakikat adamı, “Risale-i Nurları okumayan Türkçeyi öğrenemez” diyorsa bundan bir şey anlamak lazım. Şunu söyleyeyim ki: Faraza Risale-i Nur’da yüzlerce hata olsa bile, çağımızda onun kadar Sünnî İslam’ı müdafaa eden ikinci bir eser yazılmamıştır. Bu gerçeği sadece ben söylemiyorum; İslam âleminin her yerinden Risale-i Nur sempozyumlarına katılan binlerce âlim bu hakikati tüm dünyaya ilan etmişlerdir.

“Bir eseri değerlendirirken, öncelikle onun insanımıza sağladığı faydalara bakmak gerekir. Herkes bilir ki, bu asırda Risale-i Nur kadar insanlara tahkiki iman dersini veren ikinci bir eser yoktur. Kimse Nur talebelerinin Kur’an ve Sünnete aykırı bir fiil içinde olduklarını iddia edemez. Ha, Risale-i Nurları okuyan insanlardan bazılarının marjinal hareketlerde bulunmaları o eserlere de zarar vermez, Bediüzzaman’ın kutsî davasına da zarar vermez.

Hz. Osman’ın şehadetinden sonra Müslümanlar arasında meydana gelen fitne hareketlerinde İslam’ı keyfî olarak yorumlayanlar, Kur'a’n'a indî tefsirler yapanlar ve kötü emellerini gerçekleştirmek için hadis uyduran insanlar Müslüman değil miydi? Elbette ki Müslümandılar. Fakat onların o kötü hareketleri İslam’ın safiyetine zarar veremedi. İslam gerçeği, tar-u taze bir şekilde geçmiş asırlar dâhil, günümüz Müslümanlarına da ders vermeye devam ediyor.

“Aynı şekilde bir asra yakın çağını ve çağdaşlarını kendisiyle meşgul ettiren, vefatından yarım asır geçmiş olmasına rağmen hala çok ciddi takip edilen Bediüzzaman’ın yazdığı bu eserler, İslam sünni geleneğinin en temel şaheserlerindendir. Risale-i Nur’un altmıştan fazla dünya diline tercüme edilmiş olması bu hakikati açıkça kör olmayan gözlere gösteriyor. Dolayısıyla, faraza bazı grupların Üstad Bediüzzaman’ı hatasız göstermiş olmaları bu davanın kutsallığına zarar vermediği gibi, Risale-i Nur talebelerinin şahs-ı manevisine de zararı olmaz. Bunu bu şekilde anlamak lazım, ve’s-Selâm…

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.