Bismillahirrahmanirrahim
ONDÖRDÜNCÜ SÖZ’ÜN ZEYLİ
...
BEŞİNCİ SUÂL: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatâlara hususî ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hâl cemâl‑i rahmetine ve şümûl‑u kudretine nasıl muvâfık düşer?
ELCEVAP: Kadîr‑i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazifesinde, bir tek neticesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir.
Eğer bu tek çirkin netice vücûda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden menedilse; o vakit, o güzel neticeler adedince hayırlar terkedilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ bir tek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilâf‑ı hikmet ve hilâf‑ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat, kusurdan münezzehtirler.
Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkîrli tecâvüzdür. Elbette o cinayetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde “Onları terbiye et!” diye emir verilmesi ayn‑ı hikmettir ve adâlettir ve mazlumlara ayn‑ı rahmettir.
Bediüzzaman Said Nursi
Sözler