İnsanın Hakikat İstidadı, Fıtratın Adalet Arayışı

Dr. Bilal TANRIVERDİ

İnsanın eşyayla ilişkisinin sürekli dönüştüğü çağda,
Hakikatin sesinin gürültüler arasında kaybolduğu bir vasatta,
Beşerin zihnî ve içtimaî yapısının sarsıntılar geçirdiği bir dönemde,
İnsanın kendi mahiyetinden uzaklaştığı bir zeminde,
Hakikat arayışının çoğu zaman gürültüler arasında kaybolduğu asırda,
İnsanın iç âlemiyle dış âlemi arasındaki mesafenin açıldığı…

Zamanın hızla değişen şartları içinde kurumsal yapılar, hukuki prosedürler ve devlet otoritesi üzerinden tartışılıyor.

Oysa insanın mahiyetine dikkatle bakıldığında, adaletin yalnızca dış düzenlemelerle değil; insanın yaratılışındaki hakikat istidadı ile anlam kazandığı görülür.

Bu istidat, Risale-i Nur’un kavram dünyasında fıtrat, vicdan ve iç idrak olarak ele alınan derin bir yapıya sahiptir.

İnsanın hakikate yönelişi, dışarıdan dayatılan bir zorunluluk değil; içten gelen bir çağrıdır. Bu çağrı, adaletin yalnızca bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda bir fıtrat meselesi olduğunu gösterir.

Fıtratın bozulduğu yerde adaletin sesi zayıflar; fıtratın korunduğu yerde ise adalet, insanın iç dünyasında kök salar.

Fıtrat: Hakikati Tanıyan İç Yapı

Fıtrat, insanın yaratılışındaki asli yöneliştir. Risale-i Nur’da fıtrat, hakikati tanıyan bir “iç referans” olarak ele alınır.

İnsan, bazı şeylerin doğru veya yanlış olduğunu yalnızca öğrenerek değil, fıtratıyla hisseder. Bu his, adaletin en temel kaynağıdır.

Fıtratın bozulması, hakikatin sesinin zayıflaması demektir.
Bile bile, isteye isteye yapılan ve ısrarla devam ettirilen hatalar, yanlışlar, zulümler, haksızlıklar fıtratın duyarlılığını köreltir; insan, hakikate karşı içten gelen yönelişini kaybetmeye başlar. Bu kayıp, adaletin yalnızca dış metinlerde kalmasına yol açar. Çünkü fıtratın sustuğu yerde hukuk, insanın iç dünyasında karşılık bulamaz.

Fıtratın korunması ise adaletin korunmasıdır.
İnsan kendi mahiyetine sadık kaldığında, hakikate karşı duyarlılığı artar; bu duyarlılık, adaletin hem bireysel hem toplumsal düzeyde güçlenmesini sağlar.

Vicdan: Fıtratın Sesini Duyuran İç Mizan

Vicdan, fıtratın sesini duyuran bir iç mizan olarak çalışır. Risale-i Nur’da vicdan, insanın mahiyetinde yerleştirilmiş bir mahkeme-i batınî olarak tanımlanır.

Bu iç mahkeme, dış baskıdan bağımsızdır; insanın niyetlerini, eğilimlerini ve yönelişlerini kendi fıtratına göre değerlendirir.

Vicdanın dört esası; şuur, irade, his ve latife-i Rabbaniye…
insanın iç mizanını oluşturur. Bu dört unsur birlikte çalıştığında vicdan, insanın aczini, fakrını ve kusurunu hisseder; aynı zamanda iyilik, adalet ve merhamet gibi değerleri içten içe tanır.

Vicdanın bu yapısı, adaletin iç dünyada nasıl doğduğunu gösterir. İnsan önce kendi içindeki eğrilikleri fark eder; kendi kusurunu görebilen bir vicdan, dış dünyada adaleti daha sahici bir şekilde arar. Vicdanın zayıflaması ise iç hukukun bozulmasıdır.

İç mizan bozulduğunda, dış mizan da bozulur.

Şahs-ı Manevi: Toplumun Fıtratla Kurduğu Bağ

Adalet yalnızca bireysel bir mesele değildir; toplumun da bir iç hukuku vardır.

Risale-i Nur’da şahs-ı manevi, bir topluluğun ortak vicdanını, ortak aklını ve ortak sorumluluğunu ifade eden bir kavramdır. Şahs-ı manevi, toplumun fıtratla kurduğu bağın adıdır.

Bir toplumda şahs-ı manevi zayıfladığında, ortak vicdan da zayıflar.
Haksızlıklar normalleşir, zulüm sıradanlaşır, adalet talebi zayıflar.
Buna karşılık şahs-ı manevi güçlendiğinde, toplumun iç hukuku da güçlenir; insanlar yalnız kendi haklarını değil, başkasının hakkını da önemser.

Şahs-ı manevi, fıtratın toplumsal tezahürüdür.
Bireysel vicdan ile toplumsal vicdan arasındaki köprüyü kurar.
Bu köprü yıkıldığında, hukuk yalnızca metinlerde kalır; hayatın içinde karşılığını bulmakta zorlanır.

Hakikat Kabiliyeti ve Adaletin İnşası

İnsanın hakikat istidadı, adaletin en derin kaynağıdır. Bu istidat, fıtratın duyarlılığı, vicdanın sezgisi ve şahs-ı manevinin ortak bilinciyle birleştiğinde adalet, yalnızca bir hukuk düzeni değil; bir hakikat düzeni hâline gelir.

Adaletin zayıflaması, çoğu zaman bu üç unsurun birden yıpranmasıyla ortaya çıkar: Fıtratın sesi kısılır, vicdanın hassasiyeti azalır, şahs-ı manevi zayıflar. Bu durumda hukuk, adaletin değil, gücün dili hâline gelir.

Adaletin yeniden güçlenmesi ise bu üç unsurun yeniden canlanmasına bağlıdır.
Fıtratın korunması, vicdanın diriliği ve şahs-ı manevinin güçlenmesi, adaletin hem bireysel hem toplumsal düzeyde yeniden inşa edilmesini sağlar.

Adalet, Hakikatin Fıtrattaki Yansımasıdır

Adalet, dışarıdan dayatılan bir sistem değil; içeriden dışarıya doğru açılan bir hakikat yolculuğudur.

Fıtratla başlar, vicdanla şekillenir, şahs-ı maneviyle toplumsal karşılık bulur.

İnsanın hakikat istidadı canlı kaldığı sürece adalet hem bireyin hem toplumun hem de insanlığın geleceği için en sağlam zemindir.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.