İnsan Veriden İbaret Değildir: Dijital Süreçte Hukukun Yeni İmtihanı

Dr. Bilal TANRIVERDİ

İnsan ile ilgili neredeyse her şey giderek daha fazla dijitalleşiyor.

Kim olduğumuz, nerede bulunduğumuz ne satın aldığımız ne okuduğumuz, kimlerle görüştüğümüz, hangi konuda ne düşündüğümüz; hatta bazen neyi tercih etme ihtimalimizin yüksek olduğu bile artık veriye dönüştürülüyor.

Bu durum hayatı kolaylaştırıyor deniyor.
Devlet hizmetleri, sağlıktan eğitime kadar birçok işlem birkaç dakika içinde yapılabiliyor.

Yapay zekâ ise bu büyük veri dünyasını analiz ederek insan hakkında tahminlerde ve değerlendirmelerde bulunabiliyor.

Fakat tam burada hukuk ve insaniyet açısından önemli bir soru ortaya çıkıyor:

İnsan hakkında daha fazla şey bilmek, insanı daha doğru anlamak anlamına gelir mi?

Risale-i Nur’un insan tasavvurundan baktığımızda cevap üzerinde biraz düşünmek gerekiyor.

Çünkü insan yalnızca görünen davranışlarının toplamı değildir.

İnsan Dosyadan ve Veriden Daha Büyüktür ve Daha Kapsamlıdır

Risale-i Nur insanı, kâinat içerisinde sıradan bir unsur olarak değil; akıl, kalp, vicdan, irade ve istidat sahibi, “emanet-i kübrâ”ya muhatap bir varlık olarak ele alır.

Bu yaklaşım hukuk açısından önemlidir.

Çünkü modern dijital sistemlerin doğal eğilimi insanı ölçülebilir olana indirgemektir.

Yaş, gelir, eğitim, adres, geçmiş tercihler, sosyal ilişkiler, dijital hareketler...

Bunların hepsi insan hakkında bilgi verir. Fakat insanın tamamını vermez.
Veremez.

Bir insanın geçmişte yaptığı tercihleri bilebilirsiniz fakat yarın göstereceği iradeyi kesin olarak bilemezsiniz.
An’da ve akıştaki değişimlerini bilemezsiniz.

Davranışlarını sınıflandırabilirsiniz fakat pişmanlığını ölçemezsiniz.

Ekonomik durumunu puanlayabilirsiniz fakat vakarını, içsel devinimlerini, izzetini, onurunu, değişimini rakama çeviremezsiniz.

İşte hukuk ile veri arasındaki fark burada başlar.

Veri insanı tanımlamaya çalışır; adalet ise insanı hakkıyla birlikte görmek zorundadır.

Dijitalleşmenin Unutmayan Hafızası

Geçmiş zamanlarda insanın yaptığı birçok hata zamanın içinde kaybolurdu.

Bugün ise dijital dünya kolay kolay unutmuyor. Unutturmuyor.

On yıl önce yazılmış bir cümle, eski bir fotoğraf, yapılan bir arama, ziyaret edilen bir internet sitesi veya geçmişte verilmiş yanlış bir karar yıllar sonra yeniden insanın karşısına çıkabiliyor.
Çıkartılıyor.

Teknolojik açıdan buna “kayıt” diyebiliriz.

Fakat hukuk açısından mesele yalnızca kayıt değildir.

İnsanın geçmişinden bağımsız olarak yeniden başlayabilme hakkı da vardır.

Çünkü adalet, insanı geçmişteki tek bir âna hapsetmez.

Risale-i Nur’un insan anlayışında irade vardır, tekâmül vardır, tövbe vardır, insanın değişebilme kabiliyeti vardır.

Bu bakımdan dijital çağın önemli sorunlarından biri şu olabilir:

Teknoloji insanın geçmişini sürekli hatırlarken, hukuk onun değişebilme ihtimalini nasıl koruyacaktır?

Bir insanın yıllar önceki hatasını ölene kadar önüne çıkarmak teknik olarak mümkün olabilir.

Fakat mümkün olan her şey adil midir?

Temel mesele aslında burada farklı bir biçimde yeniden karşımıza çıkıyor.

Teknoloji “yapabilir”.

Fakat hukuk bazen “yapmamalısın” demek zorundadır.

Hukuk-u İbad Dijital Dünyada da Devam Eder

Risale-i Nur’un dikkat çekici kavramlarından biri hukuk-u ibad, yani insanların birbirleri üzerindeki haklarıdır.

Bediüzzaman’ın hukuk anlayışında insan hakkı tali bir mesele değildir.

Çünkü hak, sahibinin kimliğine ve gücüne göre değer kazanmaz.

Adalet-i mahzanın temel ölçüsü açıktır: “Hak haktır; küçüğüne büyüğüne bakılmaz.”

Bu ölçüyü dijital dünyaya taşıdığımızda karşımıza yeni hak alanları çıkıyor.

Bir insanın kişisel bilgisinin izinsiz kullanılması…

Özel hayatının teşhir edilmesi…

Bir fotoğrafının rızası dışında yayılması…

Hakkında toplanan bilgilerin onun bilmediği amaçlarla değerlendirilmesi…

Bir algoritmanın kişiyi geçmiş verilerinden hareketle kategorilere ayırması…

Bunların her biri teknoloji meselesi olduğu kadar hukuk-u ibad meselesidir.

Çünkü ekranın arkasındaki şey veri olabilir; fakat verinin arkasında insan vardır.

Ve insanın olduğu yerde hak vardır.

Dijital Adaletin Ölçüsü: İnsan Onuru

Modern hukuk bugün kişisel verilerin korunmasını, mahremiyeti ve özel hayatı temel haklar arasında değerlendiriyor.

Fakat kanunların ötesinde daha temel bir mesele bulunuyor:

İnsanı hangi nazarla görüyoruz?

Eğer insan yalnız ekonomik tercihlerde bulunan, tüketen, üreten ve tahmin edilebilir davranışlardan oluşan biyolojik bir varlık olarak görülürse dijitalleşmenin sınırlarını belirlemek zorlaşır.

Fakat insanı izzet, vicdan, irade ve mesuliyet sahibi bir varlık olarak görürsek teknolojiye de bir sınır çizeriz.

Risale-i Nur'un insana verdiği kıymet burada çağdaş hukuk açısından dikkat çekici bir ölçü sunuyor.

Teknoloji insanın hizmetinde olmalıdır.

İnsan teknolojinin ham maddesi hâline gelmemelidir.

Veri insan için kullanılmalıdır.

İnsan veri için kullanılmamalıdır.

Hukuk da tam bu noktada teknolojinin yapabildiği ile yapmaya hakkı olduğu şey arasındaki sınırı çizmelidir.

Her Şeyi Bilmek Hakkımız Değildir

Dijital sürecin belki de üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken yanlarından biri budur.

Teknoloji bize başkaları hakkında giderek daha fazla şey bilme imkânı veriyor.

Fakat bilme imkânına sahip olmak, bilme hakkına sahip olmak anlamına gelmez.

İnsaniyet biraz da burada başlar.

Başkasının mahrem alanına girmemekte…

Elimizde bulunan bilgiyi kullanabileceğimiz hâlde kullanmamakta…

Bir insanı geçmişindeki tek bir hata üzerinden tanımlamamakta…

Ve teknolojinin sunduğu imkân karşısında hakkın sınırında durabilmekte.

Risale-i Nur'un adalet, hürriyet, izzet ve hukuk-u ibad ekseni dijital çağ için bize basit fakat güçlü bir ölçü bırakıyor:

İmkân büyüdükçe mesuliyet de büyür.

Dijitalleşmenin gerçekten medeniyet sayılabilmesi, ne kadar çok veri toplayabildiğimizle değil; o verinin arkasındaki insanın hukukunu ne kadar koruyabildiğimizle ölçülmelidir.

Çünkü insanın dijital bir izi vardır.

Ama insan o izden ibaret değildir.

Bir dosyası vardır.

Ama insan bir dosya değildir.

Verileri vardır.

Fakat insan veriden daha büyüktür.
Daha azim bir sanattır ve ebede giden bir yolcudur.

Hazreti insanın, girilmemesi gerekli alanına giren ne olursa olsun aksiyle tokadı yiyecektir.
Kötü niyetli hizmetçi efendi olmaya kalkışırsa hepsinin sahibi, izzetli halifesini korur.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.