Gazze’de yaşananlar yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda uluslararası hukukun en temel ilkelerinin çöküşünün de göstergesi oldu. Modern dünyanın kurduğu hukuk düzeni, en ağır sınavını Gazze’de verdi ve bu sınavdan büyük ölçüde başarısız çıktı. Bu nedenle Gazze meselesi, artık sadece siyasi bir kriz değil; hukuki, ahlaki ve insani bir çöküşün aynası hâline gelmiştir.
UCM’nin Tarihi Kararı: Netanyahu ve Gallant Hakkında Tutuklama Emri
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 21 Kasım 2024’te aldığı kararla İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkardı. Bu karar, Gazze’de 8 Ekim 2023’ten itibaren işlenen ağır suçlarda iki ismin “makul düzeyde sorumluluk taşıdığı” tespitine dayanıyordu.
Mahkemenin suçlamaları arasında şunlar yer aldı:
• Sivillerin sistematik biçimde aç bırakılması
• İnsani yardımın engellenmesi
• Sivil nüfusa yönelik kasıtlı saldırılar
• Zulüm ve insanlığa karşı suç niteliğindeki eylemler
• Sağlık altyapısının hedef alınması
• Çocukların öldürülmesi ve zorla yerinden edilme
Bu suçlamalar, uluslararası hukukun en temel normlarının açık ihlalleridir. Buna rağmen dünya devletlerinin büyük bir kısmı sessiz kaldı; bazıları ise bu suçları açıkça destekledi.
UAD Davası: Güney Afrika’nın Tarihi Adımı
Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail’e karşı açtığı dava, küresel vicdanın yeniden canlanmasına yol açtı. Bu dava, yalnızca Gazze’deki gerçekliği hukuki zemine taşımakla kalmadı; aynı zamanda Batı devletlerinin İsrail’e sağladığı koşulsuz desteği de görünür kıldı.
Dava süreci, şu gerçekleri ortaya çıkardı:
• İsrail’in eylemleri soykırım sözleşmesinin birçok maddesiyle örtüşüyor.
• Filistinlilerin toplu cezalandırılması sistematik bir politika hâline gelmiş durumda.
• Uluslararası toplumun büyük bölümü, hukuki yükümlülüklerini yerine getirmiyor.
Bu tablo, uluslararası hukukun yalnızca teknik bir kriz değil, ahlaki bir kriz yaşadığını gösteriyor.
Uluslararası Hukukun Ahlaki İflası
Gazze’de sivillere yönelik saldırılar, zorla aç bırakma, insani yardımın engellenmesi, sağlık sisteminin çökertilmesi ve çocukların hedef alınması gibi fiiller, uluslararası hukukun “kırmızı çizgi” olarak tanımladığı eylemlerdir. Buna rağmen:
• Birleşmiş Milletler etkisiz kaldı.
• Güvenlik Konseyi kararları uygulanmadı.
• Batılı devletler çifte standart sergiledi.
• Uluslararası kurumlar siyasi baskılar altında işlevsizleşti.
Bu durum, uluslararası hukukun yalnızca normatif bir çerçeve olmaktan çıkıp, güçlülerin çıkarlarına göre eğilip bükülen bir araç hâline geldiğini gösteriyor.
Gazze’de yaşananlar, uluslararası hukukun “evrensel” olduğu iddiasını derinden sarstı. Çünkü hukuk, en çok ihtiyaç duyulan anda yoktu.
Hukuk Neden İşlemedi?
Gazze örneği, uluslararası hukukun üç temel zafiyetini açığa çıkardı:
• Siyasi bağımlılık: Uluslararası kurumlar büyük güçlerin onayı olmadan hareket edemiyor.
• Çifte standart: Aynı eylem farklı ülkeler tarafından yapıldığında farklı şekilde değerlendiriliyor.
• Yaptırım eksikliği: Kararların uygulanmasını sağlayacak bağlayıcı mekanizmalar yok.
Bu nedenle Gazze, uluslararası hukukun yalnızca teknik değil, ahlaki bir çöküş yaşadığını gösteren en somut örnek hâline geldi.
Pozitif Hukuk Yetmez: Adalet Anlayışı Şart
Gazze’deki kriz, uluslararası hukukun sadece yazılı normlarla değil, daha derin bir adalet anlayışıyla yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü hukuk, adalet duygusundan koparıldığında yalnızca güçlülerin elinde bir araç hâline gelir.
Bugün Gazze, uluslararası hukukun yeniden inşası için bir dönüm noktasıdır. Bu yeniden inşa, ancak şu ilkelerle mümkün olabilir:
• İnsan onurunun mutlak üstünlüğü
• Çifte standardın ortadan kaldırılması
• Siyasi baskılardan bağımsız kurumlar
• Evrensel ve bağlayıcı yaptırım mekanizmaları
Aksi hâlde Gazze, uluslararası hukukun mezar taşı olarak tarihe geçecektir.