Bir kişinin hakkı, toplumun menfaati için feda edilebilir mi?

Dr. Bilal TANRIVERDİ

Kamu yararı, ölçülülük ve Risale-i Nur’da adalet-i mahza

Bir yol, bir hastane veya bir afet tedbiri düşünelim.
Toplumun ortak ihtiyacını karşılamak için bir karar alınacak; fakat kararın yükü belirli insanların üzerinde toplanacak.
Kamu yararı adına konuşmak kolaydır.
Zor olan, o yarar gerçekleştirilirken bir kişinin hakkına ne olduğuna dikkat etmektir. “Toplum kazanacak” cümlesi, tek başına her müdahaleyi adil kılar mı?

Kamu yararı sınırsız yetki değildir

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesi mülkiyet hakkını korur; hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini öngörür. 13. madde ise temel hak sınırlamalarını ölçülülük ve diğer anayasal güvencelere bağlar. Konu kamulaştırma olduğunda 46. madde ayrıca önem kazanır: Taşınmazın gerçek karşılığının, kural olarak peşin ve nakden ödenmesi anayasal güvencedir. Dolayısıyla kamu yararının varlığı, yöntem ve bedel konusundaki her tercihi meşrulaştırmaz.

Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli E.2025/190, K.2026/38 sayılı kararıyla, Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesindeki “Tescil hükmü kesin olup…” ibaresini iptal etmiştir. 21 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan iptal hükmü, dokuz aylık erteleme nedeniyle 21 Şubat 2027’de yürürlüğe girecektir.

Karar, taşınmazın gerçek bedelinin belirlenmesine yönelik hukukî süreç henüz tamamlanmadan tescilin kesin sayılması sorununu ele alır. Böylece kamu yararı ile mülk sahibinin hakları arasındaki adil dengenin, yalnızca amaca değil, etkili hukukî güvencelere de bağlı olduğu hatırlatılır.

Bir ferdin hakkı ve adalet-i mahza

Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat’ın On Beşinci Mektup’unda adalet-i mahza ile adalet-i izafiye ayrımını açıklarken şöyle der: “Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez.” Ardından ferdin rızası olmaksızın hayatının ve hakkının toplum adına feda edilemeyeceğini belirtir. Metnin devamındaki ölçü de önemlidir: “Fakat adalet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür.”

Nitekim Mektubat’ın Otuz Üçüncü Mektup’unda şu ilke dile getirilir: “Adalet-i mahzâ-yı Kur’âniye, bir mâsumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa heder etmez.” Aynı düstur Hutbe-i Şâmiye’nin Hakikat Çekirdekleri bölümünde de yer alır. Oradaki “Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez” ifadesi ise kesin bir faydayı varsayımsal bir zarara feda etmeme ölçüsünü hatırlatır. Bu ilkeler farklı tarihî bağlamlarda ifade edilmiş olsa da bireyin hakkını soyut gerekçelerle göz ardı etmeme yönünden bugün de düşündürücüdür.

Bu açıklama, İslam tarihindeki siyasî ve içtihadî tartışmalar bağlamında yapılmıştır. Onu, günümüz hukukunda kamu yararına dayanan her sınırlamayı geçersiz kılan bir anayasa hükmü gibi okumak doğru olmaz. Bununla birlikte kuvvetli bir ahlâkî uyarı taşır: Hakkın sahibi tek kişi olsa bile hakkı sırf çoğunluğun isteğiyle değersizleşmez.

Bir tek masumun bulunduğu gemi

Yirmi İkinci Mektup’ta aynı duyarlılık çarpıcı bir misalle anlatılır. Bir gemide dokuz suçlu ve bir masum bulunsa dahi, o tek masuma zarar verecek biçimde geminin batırılması hiçbir adalet kanunuyla savunulamaz. Bediüzzaman bu örneği öncelikle bir mümine yönelik kin ve düşmanlığın yanlışlığını açıklamak için kullanır. Ancak örneğin işaret ettiği ahlâkî sınır daha geniştir: Bir kişiye haksızlık etmek, başkalarının sayıca çokluğuyla adalete dönüşmez.

Emirdağ Lâhikası’nda ise bir kişinin hatası yüzünden anne babasının, çocuklarının veya yakınlarının cezalandırılmasına karşı çıkılır. “Bir masumun hakkı, yüz cani için feda edilmez” ifadesi, özellikle suç ve cezanın şahsiliği açısından anlamlıdır. Buradaki tarihî ve dinî değerlendirmeyi modern hukukla özdeşleştirmeden, masumun korunması yönünden birlikte düşünmek mümkündür.

Kur’an’da sorumluluk ve hakkaniyet

En’âm sûresinin 164. ayeti, hiçbir kimsenin başkasının günah yükünü taşımayacağını bildirir.

Mâide sûresinin 32. ayeti ise haksız yere bir cana kıymanın ağırlığını insanlığın tamamı üzerinden anlatır; On Beşinci Mektup’ta da bu ayete işaret edilir.

Nisâ sûresinin 58. ayetindeki adaletle hükmetme emri ve Hz. Peygamber’in s.a.v yönettiklerine adil davrananları öven hadisi (Müslim, İmâre, 1827) bu ahlâkî çerçeveyi tamamlar. Bu metinler doğrudan kamulaştırma hükmü koymaz; fakat yetki kullananlara, insanın değerini ve sorumluluğun şahsiliğini unutmama çağrısı yapar.

Uluslararası hukukta adil denge

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyet hakkını korur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 28 Şubat 2026 güncellemeli rehberinde, müdahalenin hukukî temeli ve kamu yararı yanında bireyin aşırı ve şahsî bir külfet altında bırakılıp bırakılmadığı da adil denge değerlendirmesinin parçasıdır.

AİHM’in Petrović/Sırbistan kararında (8 Eylül 2026, başvuru no. 27905/24), miras kalan bir ateşli silaha ilişkin mülkiyet müdahalesi değerlendirilmiştir. Mahkeme, silahların kontrolünde kamu güvenliği amacını, başvurucunun silahı devretme veya kullanılamaz hâle getirme seçeneklerini ve iç hukukta itiraz imkânlarını birlikte ele almış; kişiye aşırı ve şahsî bir külfet yüklenmediği sonucuyla başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez ilan etmiştir. Bu olay kamulaştırma değildir; ancak kamu yararı ile bireyin karşılaştığı yük arasında somut bir denge aranması gerektiğini gösterir.

Mesele yalnızca çoğunluğun sayısıyla azınlığın sayısını karşılaştırmak değildir.

Bir hakkın değeri, sahibinin kaç kişi olduğuyla ölçülemez.

Kamu yararı için kişiye bir yük getiriliyorsa bu yükün kanunî temeli bulunmalı, gerçekten gerekli ve ölçülü olmalı; mülkiyete el atılan hâllerde ise anayasal güvencelere uygun bir bedel ve etkili başvuru imkânı sağlanmalıdır.

İnsan onurunu ve hakkın özünü koruyan yaklaşım, toplumun ihtiyaçlarıyla bireyin hukukunu birbirine düşman görmez.

Ezcümle

Bir köprü yapılabilir, bir hastane kurulabilir, ortak güvenlik için tedbir alınabilir.

Fakat “hepimizin yararı” cümlesi, bedeli kimin ödediği sorusunu susturmamalıdır.

Haklar her durumda mutlak değildir; kamu yetkisi de sınırsız değildir.

Adalet, toplumsal faydayı inkâr etmekte değil, onu gerçekleştirirken tek bir insanın dahi hakkını ciddiye almakta görünür. Çünkü çoğunluğun menfaati savunulurken bir ferdin hakkı unutuluyorsa, ortada yalnızca bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda bir vicdan meselesi vardır.

KAYNAKÇA VE DOĞRULAMA BAĞLANTILARI

• T.C. Anayasası, m. 13, 35, 46: https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa/

• AYM, E. 2025/190, K. 2026/38: https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/K.2026-38.nrm.pdf

• Said Nursî, Mektubat, On Beşinci Mektup, s. 57: https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/mektubat/on-besinci-mektub/57

• Said Nursî, Mektubat, Otuz Üçüncü Mektup, s. 459: https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/mektubat/otuz-ucuncu-mektub/459

• Said Nursî, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, s. 254: https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/mektubat/yirmi-ikinci-mektub/254

• Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 38: https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/emirdag-lahikasi/bana-hizmet-eden-kucucuk-bir-risale-i-nur-talebesinin-coklar-namina/38

• Said Nursî, Hutbe-i Şâmiye, Hakikat Çekirdekleri, s. 129: https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/hutbe-i-samiye/hakikat-cekirdekleri/129

• Kur’an-ı Kerîm: En’âm 6/164; Mâide 5/32; Nisâ 4/58. Müslim, İmâre, hadis 1827: https://sunnah.com/muslim:1827

• AİHM, Article 1 of Protocol No. 1 Rehberi (28.02.2026): https://ks.echr.coe.int/documents/d/echr-ks/guide_art_1_protocol_1_eng

• AİHM, Petrović v. Serbia, B. No. 27905/24, 08.09.2026: https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-252858

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.