Bekir Berk Biyografisi-9

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

* Hazreti Osman Kumaşında Topbaş'lar!

Muhammed Nur Sungur anlatıyor:

- Rahmetli Muammer Topbaş yine Umre'ye gelmişti.

Topbaş umreye geldiğinde; Cidde Havaalanı'ndan onu almaya gider; bazen 3 saat 5 saat usanmadan beklerdi.

Uçaktan indikten sonra sevinç ve samimiyetle kucaklardı.

Muammer Abinin sigarasını da yakardı.

Bir gün dedim ki, "Bekir Abi kimseye göstermediğin alakayı Muammer Abi'ye gösteriyorsun?"

-Sungur kardeşim, "Benim Muammer Abiye minnet borcum var! İstanbul'da ilk yazıhaneyi tutup beni davet eden odur."

-"Bana, 'Eğer mazlum bir mü'minin davasına parasızlıktan gidemez ve bana söylemezsen, mahşerde iki elim yakanda olsun' diyen adamdır!

-O zamanlar yoksulluk ve imkansızlık devriydi. Büronun sahibi Yahya Bey kira gecikince bana sitem ederdi.

Muammer Bey bu durumu duyunca Yahya Kiğılı'ya, "Bir daha kira için Bekir Bey ve arkadaşlarını rahatsız etmeyeceksin kiranı benden alacaksın!" dedi.

*Zorluklar Yakasından Hiç Düşmedi!

Muhammed Nur Sungur Anlatıyor!

- Bekir Ağabeyle Cidde Radyosu'nda 4 yıl çalıştım. (1982-1986)

Bekir Abi'yle ilgili şunu gördüm:

- Zorluklar, sıkıntılar Bekir Abi'nin peşini hiç bırakmadı.

Resulullah'ın (asm) buyurduğu gibi 'Dünya mü'minin zindanı, kafirin cennetidir.'

- Suud'daki Türk resmi ve istihbarat görevlileri, Cidde'de de rahatsızlık vermeye devam ettiler.

Hep gözetim altında tutup açığını yakalamak istediler.

Bekir Abi anlattı.

"Cidde Havaalanında bir arkadaşını bekliyormuş. Türk Büyükelçilik görevlileri de ordaymış. Kıbrıs konusunda sohbet ederken biri; Kıbrıs'ta cepheye hep solcu askerler sürüldü demiş.

Bekir Abi böyle diyene, "Yalan söylüyorsun! Kıbrıs'ta en ön safta savaşan müslüman Türk askeri; Mehmetçiktir" demiş.

Bu adam Türk konsolos yardımcısıymış.

Bekir Abi konsolosluğa pasaport süresini uzatmak için gittiğinde konsoloslukta, MİT görevlisinin desteği ile pasaportuna el koyuyorlar!

Bu el koyma aylarca sürdü Bekir Abi yurtdışı edilme endişesiyle yaşadı.

Turgut Özal başbakanken Cidde'ye geldi. Beraberce ziyaretine gittik. Özal'la çok samimi kucaklaşıp öpüştüler.

Bekir Abi sıkıntısını anlattı. Özal, "Hiç merak etme Bekir Bey, Ankara'ya dönünce ilgileneceğim" dedi.

Sonra konsolosluğa gitti, 5 yıl uzatma hakkı olduğu halde bir yıl ancak uzatmışlar.

Ardından Riyad Türk Büyükelçiliği'ne gidip 5 yıl uzatma hakkını elde etti.

* Dert Bir Değil Elvan Elvan!

Yine Muhammed Nur Sungur anlatıyor:

- Bir gün beni yanına çağırdı, "Söyle o Kemal Hoca'ya benimle uğraşmasın!"

Bu adam Cidde Radyosu'nun Bekir Abi'den sonraki koordinatörüydü.

Bu hoca; Suudi iletişim bakanına Bekir Abi'yi şikayet ediyor "radyoda kanunsuz işler oluyor, emekli olan Bekir Berk'e, dışardan program sipariş ettiriliyor" demiş.

Cidde Radyosu'na gittim Bekir Abi'nin program dosyasını teslim ettim. Kemal Hoca yerinde yoktu. Yardımcısı C. Hafız Reşat'a Bekir Abi'nin dediklerini aktardım.

Daha sonra koordinatör Kemal hocayla karşılaştığımda, "Ne o Bekir Bey beni tehdit mi ediyor" dedi.

Ben de "nasıl anlarsan anla! Bana aynen bunları söyledi" dedim.

- Aradan çok geçmedi ki Kemal hoca radyodan atılmış!

- Suudi iletişim bakanı şikayet mektubunu radyo genel müdürüne göndermiş. Türk kökenli müdür Hüseyin Askeri Kemal hocayı çağırıp "nasıl olur da haberim olmadan, bakana mektup yazarsın" deyip, istifa yazısını imzalatmış! (HDAA s 226 232)

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN'A SONUNA KADAR SADIK

Zübeyr Ağabey'i En Güzel Rol modeli!

Medine'de bulunan Kenan Demirtaş anlatıyor:

- Üstadına ve Risale-i Nur'a sadakatı / bağlılığı eşsizdi! Bir gün beni çağırdı. "Suudi'lere Risale-i Nur'u anlatmak için bir çalışma yapmalıyız" dedi!

- Risale-i Nur hakkında söylenenlerden bir derleme sunalım dedim.

-Üstadın Risale-i Nur hakkında söylediklerinden bir seçme yapalım dedi.

- Ağabeylerin görüşlerine de yer versek dediğimde "bana kılıç gibi keskin Üstad'ın ifadeleri lazım, diğerleri kör bıçak kalır" dedi.

- Bana kızdığı zamanki hitabı hocaa! idi.

- Hocaa! diye söze başladı. Zübeyr Abi demiş ki:

"Bir konuda karar vereceğim an 2 türlü davranırım.

-İlkin o konuda Üstad ne diyor; ona göre hareket ederim!

-İkinci olarak; kendi bilgi ve görüşümü de katarak ona göre davranırım.

- Mahşer meydanına vardığımızda sorguda;

Neden böyle yaptın dendiğinde;

- Asrın İmamı'na uydum yaptım derim!

- Amma kendi fikrimle yaptıklarım için kırk dereden su getirmek zorunda kalırım!

* Tedbir, Sezgi, Cesaret, Nezaket, Taktik!

Abdulhamid Oruç anlatıyor:

- Öğretmen Mustafa Özsoy'un duruşması için Akşehir Gölü'nün kıyısından otobüsle Konya'ya doğru gidiyorduk.

Ben üst perdeden din, iman düşmanları ve 27 Mayıs ihtilalcileri aleyhine konuşmaya başladım.

Kulağıma eğilerek, "Arkamızda oturan adamın kim olduğunu biliyor musun?" dedi.

Bilmiyorum dedim.

-Ben de bilmiyorum! dedi.

- Son derece cesur olmasına rağmen, yersiz cesaret göstermez tedbiri elden bırakmazdı.

Davası aleyhine kullanılabilecek, söz ve hareketlerden sakınır sakındırır, etrafından eksik olmayan sivil ajanlara hiç açık vermezdi.

* Nur'un En Büyük Kahramanı!

-Bahaddin Gürsoy anlatıyor:

Sungur Ağabey, bir Trabzon seyahatinde kalabalık bir cemaat içinde şöyle söyledi:

-Bekir Bey'in 1958'de Isparta'daki ilk ziyaretinde ben de bulundum:

- Üstad Bekir Bey'in omzuna vurarak (eliyle gösterdi) "Nur'un en büyük kahramanı! Nur'un en büyük kahramanı!' diyerek iltifatta bulunmuştur diye açıkladı.

Hasta Yatağında Hekimoğlu İsmail'i Savundu!

Hamdi Sağlamer anlatıyor:

Son günlerinde Fatih Akça Kliniği'nde yatıyordu.

Ayağa kalkamıyor zaman zaman bayılıp geri ayılıyordu!

Namazlarını ima ile kılabiliyordu!

O zamanlar Hekimoğlu İsmail Şile Ceazevi'nde yatıyordu (1992) ve Bekir Abi bundan haberdardı.

Ayık bir vaktinde; parmağıyla işaret ederek, son derece düzgün, anlaşılır cümlelerle Hekimoğlu İsmail'i müdafaa etti.

Prof. Ayhan Songar da başındaydı.

Kardeşler başında ağlayarak Cevşen okuyordu! Sonra bayıldı ve gözlerini açınca gülümseyerek, "Zübeyr, Tahiri, Mustafa Polat, Çaycı Emin, Bekir Berk geliyor diye mehter marşı okuyorlar. Ben bu kardeşlerimi bırakıp nasıl gideyim dedi ve ayağa kalktı."

*Beraat Kararlarını Gazetede İlan Ediyor!

Ahmed Şahin anlatıyor:

- Yeni Asya'da yazıyordum. Manisa'da bir olay oldu. Bazı gençler hippi kılıklı bazı gençleri zorla berbere götürüp traş ettirmişler. Köşemde 'Elleriniz dert görmesin gençler' başlıklı bir yazı yazdım. Hakkımızda dava açıldı, 4 seneye yakın hapis cezası isteniyordu. Bekir Berk bunu duymuş:

"Şahin Hocam hemen bir vekaletname hazırla; bir suretini de bana getir" dedi.

Bir müddet sonra baktım ki Bekir Berk'in Yeni Asya'da Mahkeme sonuçlarını açıklayan bir yazısı, "Falanın filanın davaları neticelendi, mahkemelere gelmeyen Ahmet Şahin'in davası beraetle sonuçlandı!"

* Ashabı Suffayı Nasıl Yazdım!

Yine Ahmed Şahin anlatıyor:

İttihad Gazetesi'nde Tarihin Şeref Levhaları'nı yazıyordum. O haftaki yazımı Mustafa N. Polat'a uzattım. Bekir Berk de ordaydı. Ayağa kalktı yanıma geldi. Vakarlı ve mütebessim şekilde,

"Canım kardeşim aziz hocam, sen şimdi evine git Ashabı Suffa'yı yaz getir, bu hafta o yazıyı koyalım."

Evim şehrin dışındaydı evime gitmem gece yarısını bulurdu. Ama bir şey demem mümkün olamazdı! Gittim Ashabı Suffa'yı yazdım getirdim. İttihad'ta yayınlandı.

Öğrendim ki gazetelerde evlenmek sünnet, bekarlıkla İslam'a hizmet edilmez şeklinde yazılar üzerine bu yazıyı yazdırmış!

* O'nu Bir Sevgi ve Coşku Adamı Olarak Tanıdım!

Yavuz Bahadıroğlu anlatıyor:

-13/14 yaşımdaydım. Uyuyorken bir gece yarısı yatağımdan heyecanla fırladım! Evimizin kapısında bir gurup insan marş okuyordu!

Kör dünyanın göbeğine
Hakyol İslam yazacağız!
Kuşların gözbebeğine
Hakyol İslam yazacağız!

Yola ağaca pınara
Esen yele yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Hakyol İslam yazacağız!

(Bahaddin Karakoç)

Evimize girdiklerinde anladım ki bu adamlar Bekir Berk ve arkadaşlarıymış!

Kuyuda boğulmakta iken kurtulup, derin nefes alan adam gibi hissettim kendimi.

Şükredip ferahlayıverdim.

Anlaşıldı ki Nurculuk'tan mahkemeye verilen babamı savunmak için taa köyümüze gelmiş!

* Mahkeme Salonunu Sınıf Gibi Kullandı!

Yine Yavuz Bahadıroğlu anlatıyor:

- Trabzon'da bir duruşmasına katıldım.

Hakim; tamam anlaşıldı deyip kısadan geçiştirmek istiyordu.

Bekir Abi sert bir şekilde:

-Yarın hüküm mevkiinde vicdanınızla başbaşa kalacaksınız! Neden fazla bilgim yoktu diye kendinizi sorgulayacaksınız! Size yardımcı olmak için bunları anlatıyorum hakim bey! dedi.

* Yazarlığımda Büyük Etkisi Var!

Yine Yavuz Bahadıroğlu anlatıyor:

-12 Mart Darbesi günlerindeydi. Vakit gece yarısını geçmişti.

Ahmet Tanyel geldi Bekir Abi seni çağırıyor! dedi.

Beraberce Kiğılı Pasajı'ndaki bürosuna gittik.

Sungur, Bayram, Abdullah, Fırıncı, Birinci, Kutlular ağabeylerle beraber 11 kişi saydım.

Siyasi bir konuyu bana hususi anlattı.

Sonra, "Bu çerçevede bir yazı yaz" dedi.

-Ağabey ben yazamam dedim!

- Sana yazıp yazamayacağını sormadım ki kardeşim! Git yaz!" dedi.

Evde yazıp getirdim.

-Git tekrar yaz! dedi.

Sonra yazıyla ilgili tekrar bilgi verdi.

Yazıyı 3. kez yazdım.

-Tamam! dedi.

-Ertesi gün gazetede ilk başyazım çıkmış oldu.

-Bekir Abi müthiş bir yetenek avcısıydı!

* Gençlere Kişilik Kazandırdı!

İhsan Atasoy anlatıyor:

- İstanbul İHL'yi bitirdiğim yıldı. Yaz tatili için memleketim Trabzon'a gidecektim. Yeni Asya, üniversiteleri tanıtan bir yazı dizisi hazırlıyordu. Gideceğimi Bekir Ağabey öğrendiği an:

-"Tamam. Sen Karadeniz Teknik Üniversitesi'ni tanıtırsın! Git rektörle görüş, tanıtım yazınla dön!"

-Liseyi yeni bitirmiş kimseyle röportaj yapmamıştım. O an bu görevin altında ezildiğimi hissetim.

Vaziyetimi anlayınca bana doğru parmağını uzatarak:

- "Sen bunu yaparsın" demesini hiç unutamam!

Bu hitap beni, bulunduğum halden çekip çıkardı. Derhal Trabzon'a sonra kampüse nasıl varacağımı hayal etmeye başladım.

Bekir Abi aynı zamanda; istidat/ kaabiliyet ortaya çıkarma ve yönlendirme ustasıydı!

* Bekir Abi Yerine Göre Mevlana Gibiydi!

Yine Yavuz Bahadıroğlu anlatıyor ;

-Çarşıkapı/Kiğılı'daki Bürosu'nda siyasi bir konu tartışılıyordu.

Yassıada eski hakimlerinden biri Adalet Partisi'ne üye olmak istiyordu.

Bazı Adalet Partililer, Menderes'i asanlar arasında diyerek karşı çıkıyordu.

Bekir Abi orda Hz. Mevlana'dan örnekler verdi.

Sonunda, "Tövbeni bin kere bozsan da; yine gel" sözüyle bağladı.

-Ben Yassıada'da avukattım. Bu adam Menderes'in asılmaması için elinden geleni yaptı diyerek, suçun şahsilik prensibi ve pişmanlık gerçeğini vurguluyordu!

* Bekir Ağabey Herkese Hakkını Helal Etti!

Cemal Uşşak anlatıyor:

-Son zamanlarını geçirdiği Fatih'teki evinde iki genç adam; kendisinden helallik istedi.

- Kardeşim benim sende ne hakkım olabilir ki 'helal olsun' dedi.

O genç "Hüsrev Ağabey'e de helal eder misiniz" deyince, "Helal olsun! Ben Ruz'u Ceza'da; Nur Talebesi ağabey ve kardeşlerimden hak mı talep edeceğim" dedi!

* Davası Bağlamında; Bekir Abi'ninin Kitabında Çaresizlik Yazmaz!

Bünyamin Ateş anlatıyor!

- Üsküdar'da kaldığımız evin telefonu çaldı yıl 1971.

Ahizeyi kaldırdım karşımda o nazik sesiyle Bekir Ağabey vardı:

- Aziz canım kardeşim! Gebze Mahkemesi'ne gidip; beraat kararının bir suretini hemen bana getireceksin tamam mı?

-Hayır demek mümkün mü?

-Hemen Gebze'ye gittim. Mahkeme kararını alıp Üsküdar'a geldim.

Harem/ Sirkeci vapurları fırtına yüzünden çalışmıyordu.

Telefon edip durumu izah etmeye çabaladım!

Her zamanki kararlı tavrıyla:

- Ben anlamam!

- Karar sabaha kadar mutlaka elimde olacak!

- İster uçarak, ister yüzerek, istersen Boğaz Köprüsü'nün tellerine takılarak geç!

Köprünün kabloları yeni çekiliyordu.

Çarenin bittiği yerde çare üretildiğini Bekir Abi'den öğrendim!

Akşam karanlığı çökmek üzereydi ki, bir fısıltı duydum; Paşabahçe tarafından İstinye'ye vapur işliyormuş!

Derhal bir otobüse atlayıp Paşabahçe'ye, oradan İstinye'ye vapurla geçip otobüsle Eminönü'ne ulaştım!

Eminönü'den yayan olarak Çarşıkapı/ Kiğılı'daki bürosuna saat 02'de yetiştim.

Bekir Abi beni karşısında görünce; oyuncağını bulmuş çocuk gibi sevindi ve Çerkez'lerin meşhur "hayytt!" narasını attı!

"Brova aslanım! Geleceğini biliyordum dedi." (Garcia'ya Mektup'tan!..)

Kararı elimden kapıp sabahki mahkeme için daktilonun başına geçti!

* Londra Parkında Ezan Okudu!

Yine Cemal Uşşak anlatıyor:

- Bekir Abi Londra'da üç buçuk ay gırtlak kanseri tedavisi gördü. (1989)

Hastalığından önce 94 kilo iken hastalıktan sonra 48 kiloya kadar düşmüştü!

Sık sık bayılıyor, ayılınca abdestini tazeliyordu!

Biraz iyileşince "Londra'nın melekleri" dediği Hüseyin Çelik, Şemseddin Türkan ve Ahmet Selçuk'la beraber dışarı gezmeye çıkardık.

Bir gün prens Charles'ın malikanesine yakın bir parka gittik.

Arabadan indiğinde iki kere bayıldı.

Ancak meyve suyu ve çorbayla beslenebiliyordu.

Derken ikindi vakti girdi, Hüseyin Çelik'e, "Kardeşim bir ezan oku!" dedi.

Parkta insanlar olduğundan; Hüseyin Çelik ezanı biraz kısık sesle okudu!

Bekir Abi birden ayağa kalktı:

- Bu nasıl ezan okumak kardeşim!

- Londra semalarını neden ezan-ı Muhammedi'den mahrum bırakıyorsun! dedi.

Ve herkesin duyabileceği gür bir ses ve pürdikkat bakışlar altında ezanı okudu!

Ardından cemaatle namaz kılıp; uzun tesbihat yaptık! (HDAA s 294)

* Tek Başına Bir Millet!

*Rus Sınır Karakolumuzda Namaz Kılıyoruz!

Bahaddin Gürsoy anlatıyor:

- 1968'de (Nurcuların ilk mevlidi 9 Ağustos 1967) İshak Övet kaptanlığında; Van'daki duruşmadan çıkıp, Iğdır'daki duruşmaya katıldık, Erzurum'a dönüyorduk.

Bekir Abi birdenbire Türk/ Rus hudut karakoluna "süürr!" dedi.

Askerlerimizi "Selamünaleyküm" diyerek selamladı, hal hatır sordu.

* Sonra kıbleyi sordu, ikişer rekat namaz kıldık.

Ardından ellerini açıp:

-Komünizmin yıkılması, müslümanların hürriyeti için yüksek sesle dua etti!

Nazım Gökçek Abi ve biz yüksek sesle amin dedik.

Bu duruma; sınırda karşılıklı nöbet tutan Türk ve Rus askerleri de göz ve kulaklarıyla şahid oldu!

* Halit Yolcu Pek Garip Yolcu!

Amasya'lı Halid Yolcu anlatıyor:

- 1964'te ortaokul son sınıfa geçmiştim.

O yaz Tokat İmam Hatip Lisesi öğrencisi Mustafa Gümüş'ün duruşmasını izlemek üzere Tokat'a gitmiştik.

Tokat Sabah Postası gazetesinin manşetinde, "İlimizde Nurcu dinciler türedi; bunlara hayat hayat hakkı tanımamak lazım!" yazıyordu.

* Nazilli'de Emniyet'te kafası duvara vurula vurula şehit edilen, terzi Mehmed Oğuz cinayeti yakında zamanda olduğundan, Mustafa Gümüş'ün başına da böyle bir şey gelmesin diye, Nurculuk Davası'ndan ilgili bölümleri fotokopi yapıp, Tokat Valiliği'ne, merkez karakoluna ve Tokat Cumhuriyet Savcılığı'na postaladım.

Gizli bir örgüt demesinler diye de isim ve adresimi açıkça yazdım: Halit Yolcu-Şimşek Mağazası yanında ayakkabı boyacısı/Amasya.

Tokat valisi fotokopi ve yazımı görünce; küplere binmiş.

Derhal Amasya valisini arayıp Nurculuk propagandasından tutuklanmamı istemiş.

Emir üzere sivil polisler emniyette ifademi alıp serbest bıraktılar.

Üzerinden 6 ay geçince Tokat valisi tekrar Amasya valisini arayıp, cezalanmazsam kendisini içişleri bakanına şikayet edeceğini bildirmiş. Bu defa sorgu hakimliğine sevkedildim! Ben de 2,5 sayfalık bir itiraz yazdım. Nurculuk propagandası yapmadığımı, nurculuğun suç olmadığını belirttim. Yine serbest bırakıldım.

Fakat bu sefer olaya savcılık el attı. İddianamede 6 ay ile 5 sene arasında ceza almam talep ediliyordu.

15 yaşında olmama rağmen bileklerimden kelepçeli olarak tutuklanıp cezaevine atıldım.

Hacı Sıtkı Ağabey, Bekir Ağabeye telgrafla bildirmiş. 11 Ocak Pazartesi 1965 günü, duruşması var demiş.

Bekir Abi İstanbul'dan Samsun'a uçakla, oradan Hamdi Sağlamer'le birlikte kiralık bir taksiyle Amasya'ya yetişmişler!

*Hapishane koğuşunda kara kara düşünürken, "İstanbul'dan avukatın gelmiş! kantinde seni bekliyor" dediler.

-Bu ne iştir! diye şaşkınlık içinde hızla kantine gittim.

-Baktım Bekir Berk Abi.

Beni öyle bir kucakladı ki, kemiklerim kırılacak sandım!

- Kardeşim! Sen burada zulmen yatıyorsun; gazan mübarek olsun! Senin duan makbuldür bana dua et dedi.

Mahkeme heyeti hakkında benden bilgi aldı. Sonra, "Kardeşim! Seni rızkın buraya getirmiş. Rızkın tükendiyse yarın çıkarsın, tükenmediyse biraz daha yatarsın" dedi.

Ertesi gün; çocuk yaşta -15- bir öğrencinin hem de suçsuz yere hapse atılamayacağını vurgulayıp, tahliye ve beraatimi istedi. 11 günlük hapis hayatım böylece son buldu.

Bizi tanıyan Rüstem diye bir esnaf Bekir Abi'yi otelde ziyaret edip sormuş:

-Peki siz neyle geçiniyorsunuz?

- Bekir Abi kefenini çantasından çıkarıp:

-İşte böyle! Siz de kefeninizi yanınızda taşırsanız geçiminiz kolay olur! demiş.

*Halit Yolcu anlatıyor :

- Yine Hacı Sıtkı Abi anlatmıştı.

Zile'deki duruşmaya yetişmek üzere yola çıkmışlar. Zaman daraldığı halde normal bir vasıta bulamamışlar. Sonra bir un kamyonunu durdurup binmişler. Zile'ye inince üstlerindeki unları silkeleyip; üst başlarını düzelterek koşar adım duruşmaya yetişmişler.

* Gözleri Yaşardı!

Hamdi Sağlamer anlatıyor:

- Çorum'daki Nurcuların duruşmasından Amasya'da Halit Yolcu isimli ortaokul öğrencisinin duruşmasına gitmiştik.

Halit'in ana babası fakir; korkudan çocuklarının ziyaretine bile gidemiyorlardı.

Mahkemeden beraat ettirdikten sonra hemen hapishaneye gittik!

- Halit kısa pantolonlu; lastik/soğukkuyu ayakabılıydı. Perişan bir haldeydi. Bekir Abi hemen bir ayakkabı aldırttı, Halit'e giydirip beraberce ana babasına götürdük.

Annesinin Halit'e sarılıp ağlaması ve Bekir Abi'ye dua edişi, hala gözümün önünden önündedir!

Halit'e, "Sen mutlaka okuyup büyük adam olmalısın, bunlardan öcünü böyle almalısın" dedi.

Halit okudu öğretmen oldu. Yıllar sonra Amasya'ya uğradığımda etrafını saran öğrencilerin hal ve bakışlarında, ne kadar sevilen bir öğretmen olduğunu gözlerimle gördüm."

* Bekir Berk'in Vasiyeti!

Ölmeden önce yazılı vasiyet şöyleydi:

- "Ben vefat ettiğimde Sungur Ağabey, Abdullah ve Bayram Ağabeyler ile Fırıncı, Birinci ve Kutlular, elleriyle cenazemi taşısınlar! Kırkıncı Hoca beni yıkasın..."

* 14 Haziran Pazar 1992/ 13 Zilhicce 1412 de Bekir Berk Hakk'ın rahmetine kavuştu!
(Hayatını Davasına Adayan Adam)

16 Haziran Salı günü 1992/15 Zilhicce 1412 de; Fatih Camii'nde binlerce müslüman ve mü'min kardeşi cenazesini kıldı ve Eyüp Sultan Kabristanı'nda dünyada en sevdiği insanların yanına defnedildi.

Makamı Firdevs Cenneti olur inşaallah.
Elfü elfi aamin.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.