Bediüzzaman’ın okullarla ilgili 3 şerhi

Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Abdullah Yeğin ile yaptığımız röportajın 5. bölümü

5. BÖLÜM

 

Röportaj: Abdurrahman Iraz, Mehmet Ali Bulut, İhsan Atasoy, Nurettin Huyut / Risale Haber

Teknik Yönetmen: Abdülkadir Özsoy

 

 

(1. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(2. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(3. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(4. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

 

ÜSTAD “BEN GİDECEĞİM SİZ DE URFA’YA GİDERSİNİZ” DEDİ

 

Bu durumda Üstad Hazretlerini kaç yıl sonra görmüş oldunuz?

 

Demek ki, üç sene sonra tekrar görüşme imkânı olmuştu. Urfa’da kalışımız üç sene olmamıştı zaten. Bizi oradan kaçırtmak için emniyet böyle şeyler yapıyordu. Kaçırtmak istiyorlardı. O nedenle taciz ediyorlardı. Velhasıl, Üstad baktı biz biraz sıkıntı çekmişiz o nedenle “madem gelmişsiniz kalın” dedi. 20 gün Üstadın yanında İstanbul’da Çarşambada kaldık. Sonra Üstad dedi “ben gideceğim siz de Urfa’ya gidersiniz.”

 

O yirmi gün zarfında ne yaptınız, tashih mi yapıyordunuz?

 

Daktiloyla bir şeyler yazıyorduk ama ne olduğunu hatırlamıyorum. Üstad bir şeyler yazdırıyordu daktiloyla. Sonra oradan gittik, Üstadımız da Eskişehir’e gitti. “Sizin, Urfa’ya yalnız gitmeniz doğru olmaz, yine birlikte gidin” dedi. Biz de hep birlikte doğru Urfa’ya vardık, üçümüz birlikte yine savcılığa gittik. “Niye geldiniz? Artık serbestsiniz” dediler. Biz de “tamam bizi bıraktınız biz serbestiz ama kitaplarımızı istemeye geldik” dedik. Onlar da “Kitapları ehli vukufa gönderdik ama daha gelmedi” dediler. Bizi bir bahane ile saldılar. Ondan sonra tembih etmişler müftülüğe “onları oradan çıkarın” demişler. Dergahta kaldığımız odadan çıkarılmamızı istemişler. Onun üzerine oradan çıktık ve bir müddet Abdulkadir’in (Badıllı) evinde kaldık. Bir müddet Tabakhanede kaldık. Sonra benim askerlik vaktim geldi, 1955 tarihinde askere gittim.

 

 

ZÜBEYİR ABİ ÜSTADIN “DUYDUM Kİ, ZÜBEYİR İSTİFA ETMİŞ” SÖZÜNÜ EMİR KABUL ETMİŞ

 

Tahliyeden sonra Zübeyir abi Urfa’dan ayrıldı değil mi?

 

Evet, O’nu vekâlet (Bakanlık) emrine aldılar. Ankara’ya tayin etiler. Onu gözaltında tutuyorlardı. Sonra Ankara’da iken Üstad ona “Duydum ki, Zübeyir istifa etmiş” demiş. O da bunu bir emir kabul ederek istifa edip Üstadın yanında hizmet etmeye başlamış. Biz de Hüsnü’yle, Abdulkadir de gelmişti Urfa’da kalmaya devam ettik. Hüsnü ondan evvel miydi sonra mıydı askere gitti.

 

Askere Manisa’ya mı gittiniz?

 

Ben yoklama kaçağıydım kaç sene öyle kaçak gezdim askere gitmiyordum. Üniversite talebesiyim diye. Şeyden -ismini hatırlayamadım- bir selam götürdüm Şube reisine, teğmendi, iyi bir arkadaştı. Selamün aleyküm, Aleyküm selam “filankesin size selamı var” dedim. Ondan sonra ben asker oldum. Götürdüğüm selam nedeniyle o teğmen dedi “ben seni Mahkemeye vermiyorum, ama işlemlerini yaptık, sen doğru yedek subay olmak için Ankara’ya gideceksin” dedi. Ve beni yedek subay okuluna gönderdiler.

 

ÜSTAD MEKTEPLERİ ÜÇ ŞEYDEN DOLAYI SEVMİYORDU

 

Son sınıfta ayrılmıştınız üniversiteyi ne zaman bitirdiniz?

 

Bitirmedim. Üstad “mektebe git bitir” demedi. Birisi Üstada şikâyet ediyor diyor ki, “bunlar üniversite talebesi”, benle Ziya beraber kalıyorduk. Ziya sonra İstanbul’a mı gitti yoksa başka bir yere mi gitti, doğrusu nereye gitti bilmiyorum. Ziya kalmıştı Üstadın yanında. “Bunlar Üniversite talebesi sizin yanınızda ne yapıyor. Mezun olsun bunlar bize lazım” demişler. Üstad da onlara “Bunlar Risale-i Nura çalışıyorlar ben gidin diyemem” demiş. Zaten Üstad mektepleri üç şeyden dolayı sevmiyordu; “Mektepte üç şey öğretiyorlar. Bir kendini beğenmek, iki tembellik, üç şüphecilik. Biriyle karşılaşınca bu adam nasıl bir adamdır araştırmayı öğretiyorlar. Bu üçünün de bizim mesleğimizde yeri yoktur” diyordu.

 

Yani tecessüs etmeyi öğretiyorlar öyle mi?

 

Yani evet. Tecrübe, tembellik, kendini beğenmek, kendine itimat etmek. Hatırımda kalmadı, çok şeyleri Üstad nasihat ile anlatırdı.

 

27 MAYIS İHTİLALİNDEN SONRA DEMOKRAT FİKİRLİ ASKERLERİ HEP ORDUDAN ATIYORLARDI

 

1955’de askere gittiniz ondan sonra ne oldu?

 

Yedek subay olduktan sonra Ankara’da kura çekmiştik bana Manisa Eğitim Tugayı çıkmıştı.

 

 

Askere gitmeden önce Üstada gittiniz mi? “Askere gidiyorum” diye görüşmeniz oldu mu?

 

Askere giderken Üstadın ziyaretine gittim. Üstad bir şey demedi. “Sen vazifeli gidiyorsun” dedi. Takım kumandanı olarak. Bir yüzbaşı vardı ağabeyimin arkadaşıymış, ağabeyim de yüzbaşıydı, veteriner yüzbaşısıydı, veteriner çıkmıştı abim.

 

Hangi ağabeyiniz?

 

Mehmet Münip Yeğin abim.

 

O sivil değil miydi?

 

Sivil değildi sonradan onu 27 Mayıstan sonra demokrat fikirlidir diye binbaşı iken emekliye ayırdılar. Askeri veterinerdi. Askeri baytardı. Aynı zamanda rütbesi de binbaşı olmuştu. 27 Mayıs ihtilalinden sonra demokrat fikirli askerleri hep ordudan atıyorlardı. Abimi de binbaşı olduktan sonra askerlikten mecburen istifa ettirdiler.

O sonra gitti Üniversiteye müracaat etti kimyadan imtihana girdi ve başarı ile verdi asistan oldu tıp fakültesine. Oradan Almanya’ya gönderdiler, kimya doktoru oldu, ondan sonra Türkiye’ye geldi, Erzurum’dan istediler kendisini orda profesör yaptılar. Oranın rektörü milliyetçi bir adamdı Kemal Bıyıkoğlu diye onunla ikisi arkadaştı. Profesör oldu o şekilde hizmet etti, çok faydalı oldu Erzurum’da. İkisi sonra dekan oldu.

 

Siz Manisa’dayken o nerede yüzbaşı olmuştu?

 

Bilemiyorum… Edremit’te miydi? Yoksa Ankara’da mıydı? Tam takip edememiştim.

 

ASKERLER İÇERİSİNDE FAZLA KONUŞMA, SENİN LİSANI HALİN YETER

 

Manisa’da neler yaşadınız ilk nereye gittiniz?

 

Manisa’ya indim önce otelde kaldım daha sonra ev tuttum, evde kaldım. Ali Hoca (Katıöz) bilir. Neyse orada, evde her akşam -aşağı yukarı söylüyorum- ders var. Risale-i Nur dersi var. Hep geliyorlar ders okuyoruz. Anlatmıştım… Üstad giderken dedi ki, “sen oraya vazifeli gidiyorsun, sen askerler içerisinde fazla konuşma, senin lisanı halin yeter. Onların içinde namaz kılman yeter. Fazla konuşmaya lüzum yok” dedi. Hakikaten askerde de bize ders verdiriyorlar. Eğitim Tugayına acemiler geliyor onlara, havan dersi, makineli tüfek dersi, tabya dersi veriyorum ondan sonra fırsat bulsak dinden bahsediyoruz, imandan Allah’tan falan. Bir şey demediler o zaman fakat bir ay kaldı bitmesine ben izin aldım, Üstadın yanına gideceğim. İznimi son bir aya bırakmıştım.

 

 

Ondan önce Manisa da Muzaffer abiyle hizmetleriniz var biraz onlardan bahseder misiniz?

 

Ben oradayken İzmir’e gitmiştim Muzaffer Aslan’la orada tanıştık. Muzaffer Aslan’a dedik ki “sen gel Manisa’da imamlık yap, hem hizmet de edersin. Bir imam var yaşlı bir zat fahri imamlık yapıyor, ihtiyardır sen gençsin zaten o diyor ki, ‘ben maaşımı ona vereceğim o imamlık yapsın ben de emekli gibi devam edeyim.” Onun üzerine ona bir cami verdik Muzaffer Arslan hem orada ders yapıyordu hem imamlık yapıyordu. Ben de evde ders yapıyordum. Bazen buluşuyorduk.

 

Biz izne gidince orada postahanenin önünde istida yazan bir memur vardı. Mustafa isminde… O memur bir kart bastırmış, üzerine Üstad’dan birkaç vecize yazdırmış, bir hayır işi için para toplamaya çalışıyormuş. Nur talebeleriyle ilgili kendi imzasını atmış… Bunun üzerine bu şahsı sorguya çekmişler “Nur talebeleri ne demek? Sen kimsin, neysin?” O da -artık kim dediyse- “burada bir teğmen var Nurculuk yapıyor. Nurculuk propagandası yapıyor” demiş. Sıkışınca beni ihbar etmiş.

 

Ben oraya vardım… Daha önce izin dönüşü Üstada uğramıştım. Üstad “orayı masonlar karıştırmış ama bir şey olmaz merak etme” demişti. Ben gittim iki bavul da kitap aldım götürüyorum. Üstad o sırada Isparta’daydı. Kunduracı Hakkı Efendi diyorlar ehl-i tarik birisi, şeyhmiş. O herkese Risale-i Nur’u tavsiye ediyor. Risale-i Nuru okuyor.

 

İKİ BAVUL KİTAP ODADA AÇIKTA DURUYOR AMA “SANA İTİMADIMIZ VAR” DEYİP ARAMADILAR

 

Ben vardım kitapları onun dükkânına koymak istedim, korktu “olmaz” dedi. Şimdi arama yapacaklar seni soruyorlar, bir teğmen varmış burada ‘Nurculuk tarikatı yapıyormuş’ diyorlar” dedi. Onun üzerine hemen eve gittim, kiralık evim vardı bir odasında yatıyordum, diğer yatmadığım odaya, başka bir odaya koydum kitapları. İki bavul kitap... Gittim kışlaya. Kışlaya varır varmaz yarım saat sonra askeri İnzibat subayları geldi, başka polisler de geldiler, dediler “üzerini arayacağız.” Dedim “neden arayacaksınız?”, “sen de Kitap varmış” dediler. Aradılar üzerimde bir şey bulamadılar. “Evin var mı senin?” dediler. “Var” dedim. “O halde eve gideceğiz” dediler.

 

Jipe bindik eve giderken anlattım “arkadaşlar tarikat diye bir şey yok, sadece kitaptır bunlar Risale-i Nur’dur bunlar, Kur’an’ın tefsiridir. Bütün mahkemeler bunu iade etmiş, böyle bir tarikat falan yok sadece kitap okuyoruz” dedim. “Peki” dediler “bizim sana itimadımız var sen ne kadar kitap varsa getir “dediler. Gittim yattığım odada birkaç kitap vardı, onları aldım getirdim. O ara polisler geldiler oraya, iki bavul kitap öteki odada açıkta duruyor. Burada ne var dese girse hepsini görecek, ama “sana itimadımız var” deyip aramadılar. Verdiğim birkaç kitabı sadece aldılar.

 

NURCULUK SERBEST OLDU ONDAN SONRA

 

Oradan savcılığa gittik. Savcılığa vardık, savcı yardımcısı vardı sanırım. “Yahu sen askersin böyle şeylerle niye uğraşıyorsun” dedi. Ben de “Ben bir şey yapmıyorum, bu kitaplar serbest kitaplar, herkes okuyor bu kitapları ben okudum diye birkaç kişiye verdim diye beni savcılığa veriyorlar” dedim. “Peki, sen git şimdi seni serbest bırakıyoruz, biz sana sonra haber veririz, ya bu kitapları iade ederiz veya sizi mahkemeye veririz” dedi. “İyi” dedim. Ayrıldım geldim. Bir kaç gün sonra haber geldi “gel kitaplarını al, serbestsin” dediler. Nurculuk serbest oldu ondan sonra.

 

Üstad “masonlar biraz karıştırmış ama bir şey yapamayacaklar” demişti değil mi?

 

Evet, Üstad, “bir şey olmaz merak etme” demişti. Aynen oldu. Ondan sonra da zaten oradan terhis olduk.

 

 

ÜSTAD MEHDİ Mİ DEĞİL Mİ KEŞFEDECEKMİŞ

 

Terhis olmadan önce, birkaç konu daha var? Mesela Mehmet Zeyrek Hoca varmış orada. Sizin oraya gitmenizle bu hoca Nurları tanımış ve hizmete başlamış. Kimdir, biraz ondan bahseder misiniz?

 

Evet, Zeyrek Hoca oranın en âlimlerinden bir zattı Muzaffer Aslan’la münakaşa etmişler, Muzaffer Arslan demiş ki, “Üstad Mehdi’dir.” O da demiş “yok mehdi değil. Mehdinin şöyle şöyle işaretleri var” demiş. Ondan sonra kaç defa Üstadı ziyarete gitti. Bu zat âlim zat, Üstadın yüzündeki benlere bakacakmış, benler varmış. Onlara bakacakmış mehdi mi değil mi keşfedecekmiş. Ama Üstad bir kere olsun kabul etmemiş. Ona mektup yazmış “ben onu talebeliğe kabul ettim gitsin hizmet etsin” diye. O da bu mektup üzerine hemen Manisa’ya gelmiş kaldığı caminin bir büyük odasını dershane yapmış ve orada ders okumaya başlamışlar. Yani bir anlamda hizmetin inkişafına sebep olmuş. O olay cereyan ettiğinde ben Urfa’daydım. “Bayram beni Üstad’la görüştürmüyor” diye haber göndermişti.

 

BULUNTU HOCA SAF BİRİYDİ HALK PARTİLİLER ONU KANDIRIYORDU

 

Bir de Buluntu Hoca var Urfa’da, onunla da bir olay olmuş biraz da ondan bahseder misiniz?

 

Buluntu Hoca Urfa’da. Yaşlı bir zat, camilerde vazediyor. Bunun etrafına toplanmışlar, bizim muhaliflerimiz. Çoğu Halk Partililer, biraz da saf biri, ona ne derlerse inanıyor. Yani adamın bir kabahati yok. Ona, “sen en büyük âlimsin, senin iznin olmadan bunlar camide ders yapıyorlar, bunlar senden ders aldılar mı? Almadılar, bunlar bir Kürdün talebesi” gibi şeyler diyorlar. Onlar ne demişse bu hoca vazederken bu söylediklerini anlatıyor. Aleyhimizde vazediyor, biz de o zaman -27 Mayıs’tan evvel- çok yerlerde camilerde ders yapıyorduk. Risale-i Nuru camide açıp okuyoruz. Hocalar hürmet ediyor, mikrofonu veriyor bize, bağıra bağıra Uhuvvet Risalesini okuyorduk. Böyle Urfa’da camilerde okuyorduk.

 

O ara nasıl olmuşsa Buluntu Hoca’nın, Üstadla bizim aleyhimize konuştuğunu Üstadımız duymuş. Hocaya selam göndermiş, bizden mi kimden bilemiyorum. Yaşlı bir zattı, mektup göndermesi yokta, selam gönderiyor sade, biz Salih Özcan’la -Salih Özcan Urfalıydı- Hocayı ziyarete gittik. Dedik ki “Hoca efendi, bizim size hürmetimiz var, biz ders yapıyoruz amma biz kitaptan okuyoruz, biz sizden de ders alacağız sizin ziyaretinize geleceğiz, biz sizin de talebeniziz” dedik. Onun üzerine “bundan sonra ben sizin aleyhinize konuşmam” dedi. “Bir daha konuşmam” dedi. Bir-iki gün geçti, yine adama ne dedilerse adamı kandırmışlar yine aleyhimize konuşmuş, yaşlı bir adamdı ne ettiğini bilmiyordu. Onun bir suçu yok. Onu öyle kandıranlar vardı.

 

ALEYHİMİZDE OLAN BİNBAŞI “SUÇU YOKMUŞ BUNUN” DEDİ

 

Üstad ona selam gönderiyordu öyle mi?

 

Evet, ona selam göndermişti, selamını söyledik kabul etti, memnun oldu hoca fakat sonradan yine kandırıldı.

 

Urfa’ya dönmeden önce Üstadı tekrar ziyaret ettiniz mi?

 

Evet, Üstad “orası yalnız olmaz burada çok kalma” dedi. Askerlik bitince tekrar Urfa’ya döndük. Gittim, Abdulkadir de vardı o zaman, o da dershanede, zaten onun evinde kalıyorduk.

 

Kaç ay askerlik yaptınız?

 

Bir buçuk sene… Yedek subaydan sonra bir sene de teğmenlik yaptık. Aleyhimizde olan binbaşı teşekkür ettiler memnun oldular bizden, “suçu yokmuş bunun” dediler. 1956’da Urfa’ya geri döndüm.

(Devam edecek)

Röportaj Haberleri