Bediüzzaman’ın 5 ocak tarihli helalleşmesi

55 sene önce bugün, 5 Ocak 1960 tarihinde bir Salı günü gerçekleşmişti...

Ömer Özcan’ın yazısı:

RİSALEHABER-ÖZEL

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, vefatına tam 2 buçuk ay kala, 55 sene önce bugün, kardeşi Abdülmecid Ünlükul ile helalleşmek için Konya’ya gitmiştir.

Hz. Üstadın vefatına yakın son aylarında Konya’ya üst üste sayılabilecek üç ziyareti vardır.

İlk Konya buluşması 9 Aralık 1959 tarihinde bir Çarşamba günü gerçekleşmiş olup, bu tarih Bediüzzaman Hazretlerinin Hz. Mevlana’nın türbesini ilk defa ziyaret ettiği gündür. Kardeşi Abdülmecid Efendi ile bu seferinde görüşememiştir.

Bediüzzaman’ın ikinci Konya ziyareti ise 55 sene önce bugün, 5 Ocak 1960 tarihinde bir Salı günü gerçekleşmiştir. Hz. Üstad bu ikinci Konya seferinde kardeşi Abdülmecid Ünlükul ile evinin önünde ayaküstü görüşme imkânı bulmuş ve helalleşmiştir. Üstad Said Nursi, ilk ziyaretinden yaklaşık bir ay sonra Hz. Mevlana’nın türbesine de ikinci kere gitmiş ve dualarda bulunmuştur. Bediüzzaman’ın bu helalleşme ziyareti, Ankara Beyrut Palas Oteli’nden ayrılıp doğrudan Konya’ya gitmesi ile gerçekleşmiştir, şoförü Hüsnü Bayram Ağabeydir. Hz. Üstad bu ziyaretten tam iki buçuk ay sonra 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da dar-ı bekaya irtihal eylemişlerdir.

Said Nursi’nin üçüncü Konya buluşması ise, bir ziyaret sayılmayabilir. Hz. Üstad vefatına birkaç gün kala karanlık ve yağmurlu bir gecede Konya içinden otomobille geçer, sevgili talebeleriyle beraber Urfa’ya doğru yoluna devam eder… Tarih, 20 Mart 1960.

Abdülmecid Ünlükul, oğlu Suad ve torunu Seyda (Fotoğraf ilk defa yayınlanıyor)

İlk iki ziyaretlerden Bediüzzaman’ın geleceğini haber alan Konya emniyeti ayaklanmış, bütün giriş-çıkış yollarını tutmuştu. Üstadın arabası da devamlı takip edilmiş, durduğunda etrafını polisler sarmış, talebeleri itilip-kakılmıştı. Bu sebeple, birinci ziyarette Hz. Üstad Mevlana türbesinden başka bir yere uğramayarak hemen Isparta’ya dönmüştür. Hz. Üstad ikinci defa Konya’ya geldiğinde ise zor şartlarla da olsa hem Hz. Mevlana’yı, hem de kardeşi Abdülmecid Efendiyi ziyaret etmiştir. Ayrıca Mustafa Kırıkçı Ağabeyin evinde bir saat kadar kalmıştır.

Tahkikatımıza göre Hz. Üstad’ın Konya’ya başka ziyareti olmamıştır. İddia edilen 19 Aralık 1959 ziyareti doğru değildir. Bunu başka bir niyetle sadece Cumhuriyet Gazete’si yazmıştır. Diğer gazetelerde böyle bir haber bulamadık; sadece kardeşi Abdülmecid ağabeyle ilgili bir beyanat vardır. Her adımı takip edilen Said Nursi’nin böyle önemli bir ziyaretini diğer gazetelerin haber yapmaması ihtimal dışı. Ayrıca bu ziyaretin şahidini de hiç bulamadık. Bir de, bazı önemli kaynaklar, Üstad’ın ikinci Konya ziyaret tarihini 6 Ocak 1960 diye yazmaktadır. Doğrusu 5 Ocak’tır. Bunu da tashih etmiş olalım, inşallah…

Hz. Üstad, 2. Konya ziyaretinde kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un evine gittiği sırada, evde Abdülmecid Ağabeyin gelini Şükran Ünlükul da vardı. 1939 doğumlu Şükran abla, o sırada 21 yaşındadır. Şükran Ünlükul halen hayattadır… Evinde bizi kabul etmiş, çok önemli hatıralarını kaydetmiştik.

BEDİÜZZAMAN'IN ZİYARET AN'LARI

Şükran Ünlükul, o gün gördüklerini ve yaşadıklarını evin içinden biri olarak şöyle anlatmıştır:

Konya’nın Alaaddin Mahallesinde kocaman avlu kapısı olan eski bir evde, Dişçi Sadullah Bey’in evinde oturuyoruz. İki yaşlı insan babam Abdülmecid Ünlükul, annem Rabia Ünlükul ve Eşim Suat Bey’den iki yaş küçük kız kardeşi Saadet Ünlükul ile Ben ve bir yaşındaki oğlum Seyda… Birlikte oturuyoruz… Eşim Suad Bey Kars Çıldır’da vazife yapıyordu, henüz gelmemişti. Oğlum Seyda bir yaşındaydı. Çok huysuzluk yapardı. Saadet ders çalışmak ister, Seyda’nın sesinden çalışamazdı, babamla birlikte Seyda’yı susturmaya çalışırdık. Saadet, Üstad’ın müsaadesiyle öğretmen olmuştu.

ÜSTAD KONYA’YA KARDEŞİNDEN HELALLİK ALMAYA GELDİ

Bediüzzaman’ın 2. Konya ziyaretini haber yapan Milliyet Gazetesi 6 Ocak 1960

1960 senesinde bir gün kapı çaldı (5 Ocak 1960). Koşarak aşağıya indim. Kapıyı açar açmaz askerden ve polisten oluşan bir duvarla karşılaştım. Hemen kapıyı kapatıp babamın yanına koştum; “Baba aşağıda kapının önünde polisler, askerler dolu, çok kalabalıklar, bir şeyler oluyor” dedim. Babam o yaşlı haliyle yavaş yavaş aşağıya indi. Biz de Rabia Anne, Saadet ve ben arkasından takip ettik. Babam dışarıya çıkınca “Üstad gelmiş! Seyda gelmiş!” dedi.

Biz babamın arkasından, o kalabalığın arasından Üstadı görmeye çalıştık. O arada Üstad’ın şoförü Hüsnü Bayram arabayı kapıya yanaştırmaya çalışıyordu. Polisler ve askerler ise sanki etten bir duvar gibi arabanın kapının önünde durmasını engellemeye çalışıyorlardı. O arbedenin içinde babam Üstad’ın yanına zor zahmet ulaşmıştı. Babam arabanın içindeki ağabeyi Bediüzzaman’la konuşmaya çalışırken bir yandan polisler arabayı ittiriyorlar, evin önünden uzaklaştırmak istiyorlardı. Bir taraftan da babamı uzaklaştırmak istiyorlardı. Bir müddet sonra araba hareket etti.

SAADET, BALIKLAMA AMCASI BEDİÜZZAMAN’IN ÜZERİNE ATLADI

Üstad’ın arabası evin önünden uzaklaşırken eşim Suad Bey’in kız kardeşi Saadet “Ben amcamı göremedim, bana göstermediler” diye başladı ağlamaya. Biz bir yandan Saadet’i susturmaya çalışıyor, bir yandan da Üstada bakıyorduk ki, giden araba birden durdu ve geri gelmeye başladı. Hepimiz şaşırmıştık. Araba o kalabalığı yararak tekrar kapının önüne yanaştı. Bunu gören Saadet, o kalabalığın arasından geçerek arabanın açık olan kapısından içeriye balıklama Üstad’ın üzerine atladı. Üstad sanki Saadet’in ağlamasını duymuş gibi arabanın geri gelmesini söylemiş ve kardeşi ile kucaklaşarak gideremediği hasretini, kardeşinin kızı Saadet’le gidermişti. Polislerin müdahalesi ile Saadet araçtan indirildi, araç tekrar hareket ederek evin önünden ayrıldı.

Biz de Üstadı bu şekilde yakından görmüş olduk. O parmaklarını görseniz, sülün gibiydi o parmakları…

“ABDÜLMECİD HAKKINI HELAL ET, BİZİ BİRBİRİMİZE HASRET BIRAKTILAR”

Bizim sadece seyredebildiğimiz, kalabalıktan ve izdihamdan duyamadığımız o anları babam şöyle anlattı bize:

“Seyda helallik almak için gelmiş. Bana dedi ki; ‘Abdülmecid hakkını helal et, bizi birbirimize hasret bıraktılar, senden helallik almak için geldim. Sen üzülme, az kaldı, yedi sene sonra beraber olacağız, sen geleceksin’ dedi.”

Babam bunları bize sanki hala Üstad’ın yanındaymış gibi, onun ellerini tutmanın sevinci ve heyecanı ile gözlerinden süzülen yaşlarla anlattı. Babam çok üzülmüştü, çok ağladı. O kadar çok ağladı ki, aynı Üstad’ın dediği gibi “Bizi birbirimize hasret bıraktılar” dedi.

Üstad’ın bir dediği daha çıktı, 1967’de vefat etti babam. Üstadtan tam yedi sene sonra.

KABRİMİN BÖYLE OLMASINI İSTEMEM!

Emekli Müftü Ahmed Emin Sağbaş’tan naklen Bayram Yüksel Ağabey anlatıyor:

Üstad, Konya’da Mevlana Türbesi’nin dışında, Üçler Mezarlığı’na bakan tarafında tek kabir olan, Şair Şem’inin mezarının yakınında durarak Mevlana’ya Fatiha okumuştur. Ayakta titreyerek: “Aman Yarabbi! Aman Yarabbi! Kabrimin böyle olmasını istemem!” Dedikten sonra bana dönerek: “Bayram, Mevlana’nın ruhaniyeti burada yoktur” demiştir. “Benim kabrimi az insanlar bilecek” sözünü üç beş defa Üstadtan duydum. Fakat bütün dünyanın tanıdığı Üstadın kabrinin nasıl az insanlar tarafından bilineceğini, akıllarımız almıyordu. Üstada da soramadık. Ancak Urfa’dan kabir kaldırılınca anlayabildik. (Ağabeyler Anlatıyor-2)

 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Özel Haberleri