Yayınlanan sonuç bildirisi şöyle:
İnsan eliyle kurulan sistemler zamanın şartlarına ve güç dengelerine bağlı olarak değişebilir. Ancak Kur’ân’ın adalet, merhamet, emanet, aile, kardeşlik ve insan onuru gibi temel ilkeleri farklı dönemlerde beşere yol göstermeye devam etmektedir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “Sünnet-i seniyesinin şuâı, bir iksirdir. Hem o sünnet, nur isteyenlere kâfidir, hariçte nur aramağa ihtiyaç yoktur." diyerek Hazreti Peygamberin (A.S.M.) bütün asırlara şamil rehberliğini ifade ederken; “Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil ediliyor. Fakat Kur’ân’ın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve râsihtir ki asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor.” İfadeleriyle de Kur’an hakikatlerinin bütün zamanları kapsayan tazeliğini ve canlılığını insanlığın nazarlarına sunmaktadır.
Sempozyumda sunulan tebliğler ve yapılan müzakerelerden çıkan sonuçlar aşağıda kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
I. Küresel Krizler ve Yeni Dünya Düzeninde Medeniyet Tasavvuru
- Krizlerin kökü mânevîdir. Çağımızdaki siyasi, iktisadi ve ekolojik krizlerin temelinde, insanın yaratılış gayesinden ve varlığın anlamından kopmasıyla oluşan mânevî bir boşluk bulunmaktadır. Varlığı kendi adına değil, Yaratıcısı adına okuyan “mânâ-yı harfî” bakışı, bu kopuşu onaracak tevhid merkezli bir medeniyet tasavvurunun temelini oluşturmaktadır.
- Adalet ve şûrâ medeniyetin temelidir. Kur’ân’ın hak, adalet ve mizan kavramları ile Bediüzzaman’ın “adalet-i mahza” anlayışı, kuvveti hakka tercih eden küresel düzene karşı güçlü bir alternatif sunmaktadır. İstibdadın her türlüsü toplumsal barışın önünde engeldir. Şûrâ, hürriyet, hukukun üstünlüğü ve hukuk karşısında eşitlik, sağlıklı bir yönetimin vazgeçilmez esaslarıdır.
- Barışın yolu müspet harekettir. Bediüzzaman’ın “müspet hareket” ilkesi, çatışma yerine yardımlaşmayı, şiddet yerine ikna ve hizmeti esas alır; İslâm dünyasında ve küresel ölçekte yaşanan kriz ve çatışmaların çözümüne barış ve uzlaşı zemini sunar.
- İttihad-ı İslâm ve ihtilaf ahlâkı. Menfî milliyetçilik ve mezhep ayrılıklarının derinleştirdiği bölünmelere karşı, iman kardeşliğine dayanan ittihad-ı İslâm düşüncesi ve farklılıkları düşmanlığa dönüştürmeyen ihtilaf ahlâkı, İslâm dünyasının birlik ve dayanışması için yeniden hayata geçirilmelidir. Ehl-i kitap ve farklı inanç mensuplarıyla ortak insani değerler etrafında buluşma bu çerçevede önem taşımaktadır.
- Ekolojik kriz bir ahlâk krizidir. Risale-i Nur’un yaklaşımında kâinat, okunması gereken bir “kitap”tır. Doğanın sınırsız bir tüketim nesnesi olarak görülmesi ekolojik tahribatın asıl sebebidir. İsrafın terki, ihtiyaç kadar tüketim, sıfır atık ve gıda israfının önlenmesi Kur’ânî birer sorumluluk olarak topluma kazandırılmalıdır.
- İktisat, kanaat ve helal kazanç. Tamahkârlık ve biriktirme hırsı küresel ekonomik istikrarsızlığın önemli sebeplerindendir. Risale-i Nur’daki iktisat, kanaat ve şükür ilkeleri yoksulluk, ihtikâr ve yolsuzlukla mücadelede, helal finans ve sürdürülebilir tüketim modellerinin geliştirilmesinde yol gösterici bir pusula olarak değerlendirilmektedir.
- Gazze’deki zulüm ve soykırım insanlığın vicdanını yargılamaktadır. İsrail’in Gazze’de sivillere, hastanelere, okullara ve ibadethanelere yönelik saldırıları ile insani yardımın engellenmesi açık bir soykırımdır. Kur’ân’ın bir insanı haksız yere öldürmeyi bütün insanlığı öldürmekle eş tutan hükmü ve Bediüzzaman’ın “adalet-i mahza” ilkesi, bu zulüm karşısında sessiz kalınmamasını gerektirmektedir. Saldırılar derhal durdurulmalı, kalıcı ateşkes sağlanmalı, insani yardımın engelsiz ulaşması temin edilmeli, sorumlular uluslararası hukuk önünde hesap vermeli ve Filistin halkının kendi topraklarında hür ve bağımsız yaşama hakkı teminat altına alınmalıdır.
- Hakka dayanan bir dünya çağrısı. Kuvvetin hakka üstün tutulduğu, çifte standartların meşrulaştırıldığı ve uluslararası hukukun güçlüler karşısında işlevsiz kaldığı mevcut küresel düzen sürdürülemez. Bediüzzaman’ın ifadesiyle medeniyetin dayanak noktası kuvvet değil, hak olmalıdır. Devletler ve uluslararası kuruluşlar, ırk, din ve dil ayrımı gözetmeksizin her insanın can, akıl, nesil, mal ve inanç dokunulmazlığını evrensel bir değer olarak korumakla yükümlüdür. “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yok” diyen Bediüzzaman’ın barış ve kardeşlik çağrısı, savaş ve nefretin kuşattığı dünyamıza ümit ve istikamet kazandıracak evrensel bir mesajdır.
II. Vahiy Merkezli Toplum ve Aile İnşası
- Aile, toplumun sığınağıdır. Küresel ölçekte zayıflatılan aile kurumu, fıtrat esasına göre yeniden güçlendirilmelidir. Aileyi koruyacak hukuki düzenlemeler, eğitim programları ve danışmanlık hizmetleri bir tercih değil, toplumun geleceği için bir zorunluluktur. Kadının ahlâkî ve mânevî gelişimini destekleyen eğitim çalışmaları ile yaşlılara gösterilen hürmet ve bakım da bu anlayışın ayrılmaz parçalarıdır.
- Eğitimde akıl ile kalbin bütünlüğü. Yalnızca bilgi aktarımına dayanan eğitim anlayışı, anlam ve değer kaybına yol açmaktadır. Aklı ve kalbi, fen ilimleri ile din ilimlerini birlikte ele alan, Bediüzzaman’ın “Medresetü’z-Zehra” ismiyle sembolleştirdiği eğitim tasavvuru, okul öncesinden yükseköğretime kadar değerler eğitimi ve uygulamalı eğitim modelleriyle günümüz eğitim sistemlerine yeni bir yön verebilir.
- Gençlik ve neslin inşası. Kimlik, anlam ve aidiyet krizi yaşayan gençliğin, Gençlik Rehberi’nde ortaya konan iman, iffet ve istikamet esasları doğrultusunda desteklenmesi, geleceğin toplumunun sağlıklı inşası için öncelikli bir görevdir.
- Göç ve insani sorumluluk. Savaşlar ve krizler nedeniyle yurdundan edilen milyonlarca insanın durumu, Kur’ân’ın bir insanı yaşatmayı bütün insanlığı yaşatmakla eş tutan ilkesi ve ensar-muhacir kardeşliği çerçevesinde ele alınmalıdır. Göçmenlerin topluma uyumu, adalet ve merhamet esaslı politikalarla desteklenmelidir.
III. Modern Çağın Mânevî ve Sosyal Meseleleri
- Yapay zekâ ve dijital çağ. Teknoloji, insanı merkeze alan ve ahlâkî değerlerle yönlendirilen bir anlayışla kullanılmalıdır. Dijital bağımlılık, dikkat ekonomisi ve sosyal medyanın ahlâkî değerler üzerindeki olumsuz etkileri karşısında, Risale-i Nur’un tefekkür ve ölçülülük esasları gençlere ve ailelere koruyucu bir rehberlik sunmaktadır.
- Ruh sağlığı ve mânevî dayanıklılık. Küresel ölçekte artan kaygı, depresyon ve travma sorunlarına karşı iman, sabır, tevekkül ve şükür kavramlarının psikolojik dayanıklılığa katkısı dikkate alınmalıdır. Modern psikoterapi yaklaşımları ile Kur’ânî ve mânevî değerleri birleştiren bütüncül modeller geliştirilmelidir.
- İlim ve iman bütünlüğü. Kâinatı sebeplere havale eden materyalist bilim anlayışı hem ilmin hem de insanın anlam dünyasını daraltmaktadır. Fen bilimlerindeki bulgular, kâinattaki düzeni ve sanatı gösteren birer delil olarak okunduğunda, ilim ile iman arasında çatışma değil derin bir uyum bulunduğu görülmektedir.
- Hakikat, dil ve estetik. Hakikat sonrası olarak nitelenen çağda Risale-i Nur’un tahkikî iman ve burhan esaslı bilgi anlayışı, hakikati yeniden tesis etmenin imkânını sunmaktadır. Risale-i Nur’un edebî dili ve tevhidî sanat anlayışı, imana dair hakikatlerin çağın insanına ulaştırılmasında etkili bir yol göstermektedir.
Sempozyum Sonuçlarına İlişkin Öneriler
- Yayın ve çeviri. Sempozyumda sunulan tebliğlerin tam metinleri bildiri kitabında yayımlanmalı, öne çıkan çalışmalar farklı dillere çevrilerek daha geniş kitlelere ulaştırılmalıdır.
- Ortak araştırmalar. Farklı ülkelerden gelen akademisyenler arasında kurulan ilmî dostluklar, ortak araştırma projeleri, üniversiteler arası iş birlikleri ve araştırma ağları ile kalıcı hâle getirilmelidir.
- Uygulamalı çalışmalar. Eğitim, aile, ruh sağlığı ve iktisat alanlarında önerilen modeller, saha çalışmalarıyla test edilmeli ve politika yapıcılar ile uygulayıcılara somut öneriler olarak sunulmalıdır.
- Genç araştırmacılar. Lisansüstü öğrenciler ve genç araştırmacıların Risale-i Nur çalışmalarına katılımı burs, atölye çalışmaları ve yayın destekleriyle teşvik edilmelidir.
- Sempozyum geleneğinin sürdürülmesi. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarının, çağın yeni meselelerini ele alan temalarla ve artan uluslararası katılımla sürdürülmesi temenni edilmektedir.