Bediüzzaman Said Nursi’nin yaşadığı dönemlere ait mekân fotoğrafları (2)

Mehmet Selim MARDİN

KOSTROMA

Bediüzzaman Said Nursi 1916 yılında Bitlis’in Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine kendisi de ayağı kırık yaralı bir halde esir düşer.

Tedavisinin ardından Culfa, Tiflis, Kologriv şehri üzerinden Rusya içlerindeki Kostroma eyaletine sevk edilir.

Volga Nehri kıyısında, Moskova'nın 320 km kuzeydoğusunda yer alan bu şehirde esir kampında iken teftişe gelen Rus çarının amcası Kafkas orduları başkomutanı Nikola Nikoloviç’e ayağa kalkmaz bu yüzden idamına karar verilirse de bu hareketinin inancından ileri geldiği anlaşılınca idamdan vazgeçilir.

Daha sonra doksan esir subayın olduğu kamptan ayrılıp Volga nehrinin kenarında bulunan bir Tatar köyüne kefaletle yerleştirilir.

Köyün camisinde kalmaya başlar. İki yıl üç aylık esaretinin büyük çoğunluğunu Kostroma da geçirir. Rusya da patlak veren ihtilalden faydalanıp gizemli bir şekilde firar eder ve 18 Haziran 1918 tarihinde İstanbul’a gelir.

İSTANBUL

Bitlis Valisi Tahir Paşa’nın Sultan Abdülhamid’e yazdığı referans mektubu ile Bediüzzaman 1907 yılının sonlarında veya 1908 yılının başlarında İstanbul’a gelir. Doğuda başta Van olmak üzere üniversite açma teşebbüslerini basın yolu ile Sultan Abdülhamid’e iletir. Ancak Abdülhamid’in çevresindekiler onu bu düşüncesinden vazgeçirmek için değişik yollara başvururlar. Nihayetinde Toptaşı Tımarhanesine gönderirler. Ordan da sağlam raporu ile çıkan Bediüzzaman bu teşebbüsünü basın yolu ile değişik gazetelerde dile getirmeye devam eder. 13 farklı gazete ve mecmûada 40’dan fazla yazı, mülâkat ve beyânâtı yayınlanır.

II. Meşrutiyetin lehinde çalışır ve sosyal faaliyetlere girişir.  Bu arada 31 Mart Olayı yaşanmış, birçok insan sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmaya başlamıştır. Bediüzzaman da olayda yatıştırıcı rol oynadığı halde o karışık ortamda İzmit'te yakalanarak İstanbul’a getirilmiş, Divan-ı Harb-i Örfi de yargılanmış ve beraat etmiştir. 1911 yılında tekrar geldiği İstanbul’da bu defa medresenin temeli için Sultan Resad’tan söz alır ve tahsisat işlemleri başlatılır. Ancak temeli atılan medrese harbin patlaması nedeniyle geri kalır.

Rusya’dan esaretten 1918 yılında dönen Bediüzzaman bu defa Dârülhikmeti’l-İslamiye”ye üye olarak atanır. İşaratü’l-İ’caz adlı eseri yayınlar. Bundan sonra, Nokta, Sünuhat, Şuaat, Rumuz, Tulûat, Katre, Hakikat Çekirdekleri, Habbe, Zerre ve Şemme adlı risalelerini ayrıca Lemeat’ı yazdı ve yayınladı. 1920 yılında İstanbul’un işgali üzerine İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte adlı eserini yayınladı.

1922 yılının kasım ayında İstanbul’dan ayrıldı. 1923 yılında yine İstanbul’a geldi ve 1924 yılında Van’a döndü. 1926 yılında bu defa Sürgüne gönderilmek üzere kısa bir süreliğine İstanbul’da tutuldu. Yirmi altı sene sonra 1952 yılında Gençlik Rehberi mahkemesi için İstanbul’a tekrar geldi. 1953 senesinde de yaklaşık üç ay burada kalarak Isparta’ya döndü. 2 Ocak 1960 günü talebeleri ile vedalaşmak üzere en son İstanbul’a bir günlüğüne gelir

ANKARA

Ankara hükümetinin ısrarlı isteği üzerine Kasım 1922 tarihinde Ankara’ya gelen Bediüzzaman mecliste “hoş geldin” merasimi ile karşılanır. Milletvekillerinin namazda gösterdikleri tembellikleri üzerine bir beyanname yayınlar ancak bu meclis reisi M. Kemal’in hoşuna gitmez. Bediüzzaman şiddetli bir karşılık verince özür dilemek zorunda kalır.

Ankara’da din aleyhinde faaliyetlerin başlayacağını sezince Hubab ve Zeyl’ül zeyl adlı iki Arapça imana dair risaleyi Ankara da Yeni Gün matbaasında bastırır. Bu arada Van’da medrese açtırılması için teşebbüste bulunur ve bu düşüncesi meclise getirilir. Milletvekillerinin teklifi büyük çoğunlukla kabul edilerek komisyona havale edilir. Fakat medreselerin kapanması üzerine teklif görüşülmeden kadük olur.

Ankara hükümeti ile uyuşamayacağını anlayan Bediüzzaman M.Kemal’in milletvekilliği, Şark vaizi umumiliği ve üç yüz lira maaş teklifini kabul etmeyerek Ankara’dan ayrılır. 1943 senesinde Denizli hapishanesine götürülmek üzere Ankara’ya getirilir. Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın başına sarık yerine zorla şapka giydirmek istemesi üzerine çok hiddetli bir şekilde mukabele eder. “Bu sarık bu başla beraber çıkar” diyerek sarığını çıkarmayı reddeder. 2 ve 19 Aralık 1959 tarihlerinde Ankara’ya ziyaret maksatlı iki defa gelir. En son 11 Ocak 1959 da Ankara’ya gelmek için Emirdağ’dan yola çıkar ama bu sefer ziyareti polis tarafından engellenince tekrar Emirdağ’a geri döner.

BURDUR

1926 senesinin ortalarında Burdur’a sürgün olarak gelen Bediüzzaman bir evde ve Kasapoğlu camisinde kalır. Bütün sürgünler her gün ispat-ı vücut için karakola imzaya giderken kendisi hiç gitmez. Bediüzzaman burada da iman hizmetine devam eder ve Nur’un ilk kitabı olan “Nur’un İlk Kapısı” adlı eserini telif eder. Bu faaliyetleri Vali Mahmut Celal’in hoşuna gitmez. Burdur’a ziyarete gelen Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a şikâyette bulunur. Çakmak "Bediüzzaman’dan zarar gelmez; ilişmeyiniz, hürmet ediniz” der. Bediüzzaman Burdur’da yaklaşık sekiz ay kalır. Ancak, yapılan derslerden ve halkın etrafına toplanmasından rahatsız olan hükümet, onun Isparta’ya gönderilmesini emretti.

ISPARTA

Bediüzzaman Said Nursi Isparta’ya ilk defa 1927 yılının başlarında gelir. Bu gelişi uzun sürmez ve sadece yirmi gün kalır. Buradan sonra sekiz yıla yakın kalacağı Barla’ya sürgün edilir. Barla’da kendisine verilen büyük sıkıntılar nedeniyle Isparta’ya nakil talebinde bulur. Talebi kabul edilerek 24 Haziran 1934 tarihinde ikinci kez Isparta’ya gelir. Burada Şükrü beyin konağına yerleşir. On ay kaldığı süre içerisinde sıkı takip ve baskılar altında sürekli rahatsız edilmektedir.

Milas’ta evlerinde yakalanan mektup ve risaleler bahane edilerek Nur talebeleri gözaltına alınır. Bediüzzaman da çeşitli bahanelerle sorgu altına alınır ve 10 Mayıs 1935 tarihinde Eskişehir hapishanesine sevk edilir. 23 Ağustos 1953’te, yerleşmek üzere yine Isparta’ya gelir. Ara ara Isparta’dan değişik vesilelerle ayrıldı. Son olarak 20 Ocak günü Isparta’ya gitti ve burada bir buçuk ay kalır.

BARLA

Bediüzzaman Said Nursi 1 Mart 1927 yılında Barla’ya sürgün olarak gönderilir. Risale-i Nur Külliyatının ilk neşir merkezi olan bu beldeyi baba ocağı Nurs köyüne benzetir. Külliyattan Sözler, Mektubat  ve Lem’alar’ın büyük kısmı burada telif edilir. Onuncu söz sekiz yüz nüsha İstanbul’da bastırılır.

Bediüzzaman burada geçen sekiz yıla yakın hayat devresinde telifin yanı sıra, elle yazılan ve kendisine gelen risalelerin tashihi ile uğraşır. Çam dağında bazen aylarca kalır. Evinin önündeki çınar ağacına yaptırılan kulübede ibadet ve dua eder. Barla’da da gizli din düşmanları tarafından değişik bahanelerle rahatsız edilerek sıkıntı yaşatılır. Yaklaşık yirmi iki yıl aradan sonra Bediüzzaman Barla’yı ziyaret etmiştir.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.