(Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin EMİRDAĞ LAHİKASI-2 eserinden bölümler.)
Bismillahirrahmanirrahim
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık, Vefâdâr, Fedâkâr Kardeşlerim!
Evvelen: Bütün rûh u canımla fevkalâde nurânî hizmet‑i îmâniyenizi tebrik ederim.
Sâniyen: Ankara’da dindar Ahrarların kongresinde beni Diyânet Riyâseti dâiresinde bir vazife ile tavzif etmeyi harâretle istemelerine ve Medresetü'z‑Zehrâ’nın Nur talebelerini, bu mesele’de bana kabûl ettirmekte vâsıta yapmalarına karşı derim:
O toplantıda bu teklifi yapan mebûslara ve dindar arkadaşlarına çok teşekkür ve çok selâm ve muvaffakıyetlerine çok duâ ederiz.
Fakat ben ziyâde zayıf ve şiddetli hasta ve ihtiyar ve kabir kapısında ve perîşan olduğumdan, o kudsî vazifeyi yapmaya iktidarım olmamasından benim yerimde Risale‑i Nur’un şahs‑ı manevîsi, – benim bedelime Nur şâkirtleri’nin hâs ve hàlis ve İslâmiyetin hakîki fedâkârlarının şahsiyet‑i maneviyesi – o kudsî vazifeyi şimdiye kadar gayr‑ı resmî perde altında yaptıkları gibi, inşâallâh resmî bir sûrette dahi yapabilecekler. Onlara havâle ederiz…
Said Nursî